0

Asghar Farhadi’nin son filmi A Hero, Cannes Film Festivali’nde aday olduğu 3 ödülün 2’sini kazanarak adından söz ettirmeyi başardı. Bizim de Filmekimi kapsamında izleme şansına eriştiğimiz son filmi, ödüllere ne kadar layık bilmiyorum ama filmin, bir önceki filmlerinden teknik ve prodüksiyon anlamında oldukça farklı olduğunu söyleyebilirim. Bugüne kadarki en kalabalık ve pozitif filmi diyebilirim. Fakat özünde bir Farhadi filmi. Yönetmen her filminde aynı şeyi yapmayı seviyor: Ortaya bir çatışma koyuyor ve sonunda bu çatışmayı dramatik bir şekilde çözüyor. Kimin haklı kimin haksız olacağı da genelde seyirciye kalır.

Kısaca konusuna değinelim… Rahim, borcunu ödeyemediği için hapishaneye girmiştir. Çıkabilmesi için 70 bin sum ödemesi gerekmektedir. Birgün şans kapıyı çalar ve sevgilisi, dışarıda içi altın dolu bir çanta bulur. Altınlar satıldıklarında 70 bin sum edecek ve borcunu ödeyip çıkacaktır. Fakat Rahim, yaptığının doğru olmadığına karar verip izin gününde kayıp çantayı polise bırakır. Ve şamata başlar. Rahim’in 17 altınlı çantayı iade etmesi sosyal medyada büyük bir olay olur, gazetelere çıkar, herkes Rahim’i bir kahraman olarak kabul eder. O da kendini bu şamataya kaptırır, asla bulmadığı çantayı kendi bulmuş gibi ballandıra ballandıra anlatır. Her şey onun için iyi gidiyorken, hayat işte, işler bir anda terse döner. Rahim’in iş bulabilmesi için çantayı iade ettiği kadını bulması gerekmektedir. Çünkü insanlar Rahim’den şüphelenmeye başlamıştır. O da şüphelerini haklı çıkaracak hatalar yapmaya başlar.

Öncelikle filmin ilk 40 dakikasında uyumamak için zor durduğumu belirtmem gerek. Rahim’in ünü yayılmaya başlayınca ve iş bulabilmek için kadını aramaya koyulunca hikaye biraz da olsa heyecanlanıyor. Oldukça hayatın içinden bir film olduğu için, günlük konuşmalar, şakalaşmalar ya da aile saadeti sahneleri beni biraz boğdu. Fakat konu çatışmaya gelince sonunu merak etmeye başladım. Çünkü Rahim’in yalan söylediğini biz seyirci olarak biliyoruz. Evet, niyeti iyi olsa da yalan söyledi ve yalanı ortaya çıkmak için elinden gelen her şeyi yapmaya başladı.

Filmde en çok ilgimi çeken şey, sosyal medyanın gücü oldu. İran’da sosyal medyanın bu kadar önemli ve kullanılır olduğunu bilmiyordum. İran bizim buradan bakıldığında oldukça kapalı bir dünya. Fakat görüyoruz ki sosyal medya, basılı ve görsel medya oldukça güçlü ve insanlar bu ikisine epey bir itibar ediyorlar. Sosyal medya konusu üzerinde ilerlemeden önce şaşırdığım bir diğer konudan da bahsedeyim: Günlük Yaşam. Aynı şeyi tekrarlıyorum, oldukça kapalı olduğunu gördüğümüz, duyduğumuz ve okuduğumuz İran’ın hayatı filmde anlatıldığı gibi ise, hayretler olsun. İnsanların birbirlerine olan kibar yaklaşımı, yobaz olarak adlandırdığımız yaklaşımın azlığı, kadınların saçlarını tamamen örtmemesi. Filmde izlediğim İran’ı maalesef hiçbirimiz tanımıyoruz. Ya biz gerçekten İran’a karşı ön yargılıyız, bilgisiziz ya da Asghar Farhadi’nin anlattığı İran biraz hayal dünyası.

Başlığı İyilikten Maraz Doğar olarak attım ama aslında suçlu Rahim ya da yaptığı iyilik değil. Rahim, çoğu insanın yapmayacağı bir karar alıp kendi hayatını etkileyeceğini bile bile çantayı geri veriyor. Bunu da oldukça iyi niyetli ve saf bir ruh hali ile yapıyor. Fakat nereden bilsin, medya onu bulacak, hikayesini anlatmak isteyecek. Eğer ki sosyal medyanın gücünü, varabileceği noktaları bilmiyorsanız içine girmek oldukça tehlikeli olabilir. Rahim, yaptığı iyiliğin hesabını iyi yapamıyor. Çünkü hesap yapılacak bir durum yoktu. Basit, sıradan bir şey yaptı, karakola girdi ve çantayı teslim etti, bu kadar. Fakat medya, işin içine girince, Rahim kendini bu Televizyon Efektine kaptırdı ve sonunda içinden çıkamayacağı bir karmaşanın içinde sürüklenmeye başladı.

Filmi, öveceğim kadar başarılı bulmasam da Farhadi’nin ortaya koyduğu çatışmayı çok sevdim. Yönetmen, bize ne kadar etik ve doğru bir insan olduğumuzu irdeleme şansı tanıyor. Filmde yaşananların hepsi aslında oldukça doğru ve olması gerektiği için oluyor ama bizler bazen kendimizi sırf mağdur duruma düştüğü için haksızdan yana taraf tutuyoruz. Borçlu olduğu adam ne kadar kıl herifin tekine benziyor olsa da davasında oldukça haklı. Rahim’e bir türlü iş vermeyen devlet görevlisi de tam bir uyuz olsa da prosedürü uyguluyor, doğru olanı yapıyor. Rahim, ne kadar saf ve temiz biri gibi dursa da, yaptığı şey yalan söylemek ve bu yalanı sakız gibi uzatmak. Film boyunca kendimizi hep Rahim’den taraf almak istesek de doğrular, kurallar birdir. Etik neyse odur. Filmi izlerken borcunu ödeyemeyen adama hak verebildiyseniz, sizi tebrik ediyorum.

Farhadi filmlerinin sonunda mutlaka bir yükselme ve çözülme olur. Bu çözülme de polisin Rahim’in oğlunu kaydettiği yerdeydi. Rahim, artık parayı umursamadığını ve onurunu kurtarmak istediğini söylemişti. Fakat babalık gururu, hele ki kekeme oğlunun karşısında ağır bastı. Rahim, onurunu kurtarmak için oğlunu kullanabilirdi. Büyük ihtimal de başarılı olurdu. Fakat bazen, yukarıda bahsettiğim etik devreye girer. Rahim, oğlunu kendini kurtarmak için kullanmak yerine artık başarısızlığını kabullenip en azından oğlunun karşısında gururunu korumayı tercih etti. Film boyunca verdiği 2 doğru karardan biriydi bu. İlkini şova dönüştürmeseydi her şey onun için harika olacaktı. Ama en azından ikincisini şova dönüştürmeyerek doğruyu doğru olarak devam ettirmeyi başardı.

Sözün özü… A Hero, yaptığı iyiliği haberleştirmeye çalışan medyanın kurbanı olan bir adamı anlatıyor. Kurban demek de aslında yanlış olur. Yapılan bütün seçim ve tercihler Rahim’e ait. Saf bir insan olduğu için medyanın onu götürebileceği noktayı tahmin edemedi. Sonucunda da hikayesinin altında kaldı ve başarısızlığını kabul edip hapishaneye geri döndü. Film, sizi Rahim üzerinden sınıyor. Bazen, hoş gözükmese de bazı kararlar vermemiz gerekir. Doğru, her zaman keyifli değildir. Film içerisinde, Rahim’e karşı duran tüm karakterler, doğru olanı yapıyor olmasına rağmen film bizi Rahim’den taraf olmaya itiyor. Eğer, film bittiğinde, Rahim’e üzülüyor ama olması gereken buydu diyebiliyorsanız, Farhadi’nin sorgulamasını başarıyla geçtiniz demektir. Sizleri tebrik ediyorum.

5

Valerii Ege Deshevykh
Ukraynalı videographer ve fotoğrafçı. Korku Filmi Delisi. Aynı zamanda sinema yazarı.

The French Dispatch: Depresif ve Narsist Wes Anderson

Previous article

Cılkını Çıkarmak: Halloween Kills

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *