0

Arrival’ı sinemada gördüğüm günden bu yana büyük bir aşk beslediğim, öncesinde Incendies ve Prisoners, sonrasında Blade Runner 2049 ile karşımıza çıkarak sadece bilimkurgu türünde değil el attığı her alanda olağanüstü işler sunan, gördüğümüz her yeni filmiyle de sinemasında seviye atlayan Denis Villeneuve’ün yaşayan en iyi yönetmenlerden biri olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Blade Runner 2049 vizyona girdikten 1 ay sonra Kasım 2017’de duyurulan DUNE’a ise pandemi sebebiyle ertelenmeler yaşansa da  4 yıllık uzun bir bekleyişin ardından, sonunda kavuşmuş bulunmaktayız.
Şimdiye kadarki en iyi bilimkurgu filmlerinden biri olarak anılan Stanley Kubrick‘in şaheseri 2001: A Space Odyssey‘nin yazarı Arthur C. Clarke’ın;Yüzüklerin Efendisi dışında bu kitapla kıyaslanacak başka bir kitap yok.” diye tanıttığı Frank Herbert‘in aynı adlı eşsiz bilimkurgu romanından uyarlanan DUNE, daha önce 2 kez daha uyarlanmıştı.

1984 yılında David Lynch tarafından yönetilen DUNE; kaynağa sadık kalmayıp Herbert‘in zaten muhteşem olan vizyonuna karşı çıkan, yönetmenin kendi mistik ve fantezi dünyasının daha fazla öne geçmesinden ziyade Star Wars gibi bir seriden sonra çekilmesine rağmen, hem hikayenin doğru aktarılamayıp sıkıştırılmasından, hem de teknik olarak her anlamda yıkık-dökük olmasından dolayı hilkat garibesi gibi bir filmin ortaya çıkmasına sebep oldu. Öylesine kötü olduğunun Mulholland Drive ve Twin Peaks gibi güzelliklere imza atmış David Lynch bile farkında ki filmin sonradan çıkan Remastered versiyonlarında jenerik ve künyeden isminin çıkarılmasını bile istemişti.

Yeni milenyumun başlarında Syfy kanalı için 3 bölümlük bir mini-dizi olarak hazırlanan; William Hurt‘un Dük Leto Atreides’i, Alec Newman‘ın Paul Atreides’i canlandırdığı DUNE ise kitaba sadık kalınarak birebir uyarlanmasına rağmen, kısıtlı ve düşük televizyon bütçesi sebebiyle kült bir yapım olarak kaldı. Syfy hemen 2 yıl sonrasında da devam kitapları Dune Mesihi ve Dune Çocukları‘nı kapsayan 3 bölümlük ”Children of Dune” isminde bir mini-dizi daha yayınladı. James McAvoy evrenin geleceği için çok önemli bir yere sahip Paul’un oğlu Leto II. Atreides‘e can verdi. Yeni filmi izlemeden önce ya da sonra seriyi okumak için zaman bulamıyorsanız bu 2 seriye rahatlıkla bakıp hikaye ve hikayenin geleceği hakkında daha doğru bir şekilde bilgi sahibi olabilirsiniz.Frank Herbert yarattığı evrenin geçmişini sağlam temellere dayandırırken, geleceği için yazdığı dahiyane ve bir o kadar da olağanüstü kehanet senaryosu üzerinden Dune gezegeninin binlerce yıllık değişim ve gelişimini ele alır. Karakterler onun için bu tarihi, heyecanlı ve öznitelikli bir şekilde anlatmanın edebi açıdan en kısa, en güzel yoludur ve Dune için yazılan her kitabın bu kurgusal evrenle bizler için ansiklopedik değeri vardır. Bu sebeple yarattığı unutulmaz karakterler kısa ömürlü ve çoğunlukla gri alanlıdır. Denis Villeneuve de gençliğinden bu yana yatağının yanındaki rafında gözünün ucunda tuttuğu kitabın ne anlatmaya çalıştığının farkında olmalı ki karakterlerin derinliğine bu ilk film özelinde yeterince inmeyen, sadece işitsel ve duygusal olarak derinlikli tüyler ürperten bir anlatım dili kullanmayı tercih ediyor.

İnsanlığın artık yıldızların ötesine ulaşıp Dünya dışındaki farklı gezegenlerde yaşam kurduğu; yaşam kurulan her gezegenin ise evren için gerekli kaynakları arasında, ticaretin sadece gezegenlerin kendi içlerinde değil diğer gezegen ve galaksiler arasında bütün kainata yayıldığı, Imparator IV. Shaddam tarafından yönetilen ve her gezegenin yönetiminde soylu hanedanların bulunduğu DUNE’un ilk kitabında Corrinolar, Harkonnenlar, Atreideslar olmak üzere bize anlatılan üç büyük aile soyu vardır; bilinenler ve bilinmeyenler olarak düşündüğümüzde ise bu sayı oldukça fazladır. Imparator IV. Shaddam, Corrino Hanedanı’ndandır ve bütün evreni kendisi yönetmektedir. Acımasız Harkonnen Hanedanlığı, nesillerdir Arrakis‘e hükmetmiş Baharat’ın hasadını ve dağıtımını kontrol ederek güçlü bir aile hâline gelmiştir. Atreides Hanedanı ile arasında şiddetli bir düşmanlık ilişkisi bulunmaktadır. Yaşlanmayı geciktirici özelliğiyle tanınan melanj, zamanın uzay yolculuğu tekeli olan Uzay Loncası’nın uzayda yolunu bulmasını sağlamaktadır. Yalnızca Dune adıyla bilinen Arrakis gezegeninde çıkan bu madde oldukça değerlidir ve gezegenin başında bulunup çıkarılmasını sağlayan her hanedan Imparator’dan bile büyük zenginliğe sahip olmaktadır, Harkonnenlar örneğinde de olduğu gibi.

”Düşünen makineler” denen aygıtlar ile robotların yok edildiği Butleryan Cihadı‘nın ardından, temelde sadece kız öğrenciler için kurulan, zihinsel ve fiziksel eğitim veren Bene Gesseritler‘in üreme programları, organik zihinsel güçleriyle uzay ile zaman arasında köprü kuracak erkek Bene Gesserit, Kuisatz Haderah‘ı (Yolun Kısaltılışı) yaratmaya çalıştıkları binlerce yıllık çalışmanın neredeyse sonuna gelinmiştir. Bir Bene Gesserit ve Dük Leto Atreides’ın odalığı olan Leydi Jessica’dan, Rahibeler Birliği tarafından bir kız çocuk doğurması istenmiş fakat Jessica, Dük’e aşık olduğundan dolayı ona bir erkek varis vermiş, Paul’u doğurmuştur. Doğması istenen kız çocuğu büyüdüğünde Harkonnenlar’ın varisi Feyd Rautha ile evlenip çiftleştiğinde Kuisatz Haderah doğacaktı fakat Jessica’nın bir erkek çocuk doğurması bütün dengeleri değiştirip, Bene Gesseritler’in planlarının alt üst olmasına sebep olmuştu. Doğuşundan 16 yıl sonra Imparator’un Atreideslar’ı, askeri konuda üstünlüğe geçmesi gibi politik sebeplerle kıskanıp 80 yıldır Arrakis’i elinde tutan Harkonnenlar’la işbirliğine girerek hanedana bir tuzak kurması sonrasında da Paul’un efsanevi yolculuğu başlayacaktır.Villeneuve, bu akılalmaz hikayeyi beyazperdeye taşıdığı yeni filmin senaryo tarafında Forrest Gump ile Oscar kazanan Eric Roth ve Jon Spaihts, 2 kez Oscar’a aday olmuş kurgu ustası Joe Walker, Oscar ödüllü görsel efekt amiri Paul Lambert, Oscar ödüllü özel efektçi Gerd Nefzer, Oscar ödüllü ses kurgu amiri Mark Mangini ve Theo Green, Oscar ödüllü ve birçok kez Oscar adayı olmuş besteci Hans Zimmer gibi isimlerle çalışıyor.

Böylesine muhteşem bir ekiple kötü bir film çıkarmanın mümkünatı yoktur. Teknik anlamda sinemanın şimdiye kadar çıkabildiği en üst seviyelerden biri olduğunu düşündüğüm DUNE, iyi bir sinema salonunda izlendiğinde karşı koyulamaz bir deneyim sunmakta. Salonda yer aldığım andan 20 dakika sonra etkisini göstermeye başlayan ses, kurgu ve Hans Zimmer‘ın eşsiz besteleri filmin etkisini daha da arttırmakta. DUNE, sadece 2021’in değil bu milenyumun da en iyi filmlerinden biri ve böyle filmleri sadece 40 yıl gibi uzun bir sürede gördüğümüzü varsayarsak sinema; Villeneuve gibi bir yönetmene sahip olduğu için ona müteşekkir olmalıyız. Zira gelecek 10 sene içerisinde ilk 2 kitabı 3 filme tamamladığında bize kutsal kitap niteliğinde bir film ve film serisi bahşetmiş olacak.

Eyes Wide Shut‘ı ve The Lighthouse‘ı sinemada gördüğüm günlerdeki gibi nasıl bir deneyim yaşattığını anlatmakta zorlandığım DUNE, uyanmak istemeyip direndiğim yüce bir kabus gibi. Korkutuyor, geriyor, koltuğa mıhlıyor ve film ucu bucağı çölle kaplı bir gezegende geçmesine rağmen soğuktan üşür hale getiriyor. Kitap ise bunun tam tersi sıcaktan kavurup insanı susatıyor. Bunu bilinçli olarak yaptıklarının da farkına varmakta hiç zorlanmıyorsunuz. Villeneuve, “Dune benim için psikolojik bir gerilim, macera, savaş ve reşit olma filmi. Hatta bu bir aşk hikayesi.” diye belirtiyor üstüne üstlük. Bir deli işiyle karşı karşıyayız ve umarım hiç peşimizi bırakmaz, lanetimiz olur.

Timothee Chalamet Paul Atreides’ın çehresine tam uyarken annesi rolündeki Rebecca Ferguson Lady Jessica ile adeta parlıyor ve filmin duygusal anlamda en derinlikli sahnelerini yalnız başına taşıyor. Oscar Isaac Dük Leto Atreides ile bu castteki en başarılı seçimlerden biri olduğunu kanıtlıyor. Serinin geleceğinde çok önemli bir yere sahip olan Duncan Idaho rolündeki Jason Momoa ise hakkında kararsız kaldığım ama yer yer de memnun olduğum bir performansla karşımıza çıkıyor. Aralarındaki en iyileri ise Arrakis’in  yerli halkı Fremenler’in liderleri Stilgar rolündeki Javier Bardem kesinlikle. Girdiği her karede gerek dili, gerekse de halkın kültürünü temsil edişiyle olabildiğince iyi bir temsilci rolü üstleniyor. Baron Vladimir Harkonnen rolündeki Stellan Skarsgård ise gelecek filmde oldukça üst düzeye ulaşacağı bir karakter için doğru bir yol izliyor.

Tüm bu güzelliklerin yanı sıra benim filmle ilgili 2 sorunum var; biri Denis Villeneuve‘ün Blade Runner 2049‘da görüntü yönetmeni Roger Deakins gibi bir ustayla çalışıp sinematografik anlamda üst düzey bir işe imza attıktan hemen sonra DUNE özelinde Greig Fraiser gibi başarısı konusunda pek de tatmin edici hissettirmeyen bir sinematografla çalışması. Zira filmin görselliği Arrakis genelinde bir çöl hissiyatını pek veremiyor. Belki de bu kendilerinin kararıdır ve yıllar içerisinde değişim geçirecek gezegen için sadece bir taslak başlangıçtır, bilemeyiz.

İkincisi ise tamamen ülkemizdeki sinema salonları ile alakalı bir şekilde filmin IMAX 2D değil de IMAX 3D gibi rezil bir formatta vizyona girmesi. Bütün görsel tekniği ve renkleri bozan 3D teknolojisinin sadece bunu yaptığı yetmiyormuş gibi olabildiğince karanlık bir film deneyimi sunması izleyiciyi fazlasıyla rahatsız ediyor. Hele ki pandemiyle haşır neşir olduğumuz bu dönemde sinemada maske takmanın zorunluluğu sebebiyle 3D gözlüğün sürekli buğulanıp filmin görüş alanını kapatması deneyime olan en büyük zararlardan. Umarım vizyona girdikten sonra film için en azından birer tane de olsa IMAX 2D formatında da seans açarlar. Yoksa çoğu kişi bu konudan dolayı rahatsızlığını dile getirdiğinde filmin ülkemizdeki gişesinde 2. haftasından sonra düşüşler yaşanması beklediğim bir şey.

Denis Villeneuve, teknik ekip, oyuncular ve DUNE için çalışan herkes bu muhteşem film için nasıl çalıştığını kanıtlar nitelikte bir işle karşımıza çıkıyor. DUNE, öncesinde de belirttiğim gibi sadece uzun yıllar aradan sonra görebileceğimiz bir film ve devamı için de maalesef en az 2,5 sene bekleyeceğiz. Sinemanın teknik anlamda şimdiye kadar çıkabildiği en üst seviyelerden birini yönetmenin de istediği gibi yapıp evinizde değil, sinemada izleyin ve bu ezici deneyimin yıkıcılığıyla etkileyiciliğine şahit olun. Zira ben Arrival vizyona girdiğinde de olduğu gibi 5 gün içerisinde 2 kez daha izlemek için sabırsızlanıyorum.

Sinemada görüşmek üzere, hepinize iyi seyirler…

10

Denis Villeneuve, teknik ekip, oyuncular ve DUNE için çalışan herkes bu muhteşem film için nasıl çalıştığını kanıtlar nitelikte bir işle karşımıza çıkıyor. DUNE, öncesinde de belirttiğim gibi sadece uzun yıllar aradan sonra görebileceğimiz bir film ve devamı için de maalesef en az 2,5 sene bekleyeceğiz.

Umut Tiryaki

Küçük Bir Ailenin Küçük Hayalleri: Minari

Previous article

The Harder They Fall – Film Eleştirisi

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *