0

Netflix özellikle dizi konusunda Türkiye’de güzel işlere imza atıyor. Filmleri hakkında güzel şeyler söyleyemesem de dizilerini övebilirim. Geçen sene yayınlanan Bir Başkadır en güzel örneklerden biri. Fatma da, çok fazla beklentim olmadan izlemeye başladığım bir diziydi ama daha ilk bölümün sonunda izleyeceğim şeyden memnun kalacağımı anladım. Peşinen uzun uzun anlatacaklarımı yazayım: Netflix bünyesinde izlediğim en iyi Türk yapımı iş Fatma oldu. Bundan sonrası irdeleme, kurcalama. Okumaya devam ederseniz ne mutlu bana.

Kısaca konusuna değinelim… Fatma, kocası bir süredir kayıp olan ülkenin herhangi bir gecekonduda vatandaşından sadece biridir. Günlerini birden fazla işte çalışarak hem de kayıp olan kocasını arayarak geçirmektedir. Hapisten yeni çıkan ama bir süre sonra ortadan kaybolan kocasının döneceğine emin olan Fatma’nın ısrarı, ona kocasını değil hiç anlam veremediği belaları getirir. Hayat bazen bir günde bile değişebilir. Kocasını arayan masum Fatma, bir günde eli kanlı bir katile dönüşür.

Burcu Biricik’in başrolünü üstlendiği ve bunu da muhteşem bir şekilde yaptığı Fatma, tek kişilik bir şov. Fatma’ya can veren Burcu Biricik, klişe olacak ama karakteri resmen yaşamış. Amerika’da olsa Emmy’ye aday olurdu, alırdı. Öylesine şahane bir canlandırma. Oyunculukla beraber karakter de çok başarılı. Belki de Burcu Biricik’e yardım eden yegane şey karakterin başarılı bir şekilde yazılmış olması. İnsanların gözünün içine bile bakamayacak kadar silik bir karakter olan Fatma’nın yarını yokmuşçasına yaşayan bir karaktere dönüşmesi muhteşem bir incelikle yazılmış. Hayatı kocasından ve kaybettiği oğlundan ibaret olan Fatma’nın kaybedecek daha da hiçbir şeyi kalmadığı zaman dönüştüğü kişi bu ülkenin gazetelerinin 3. sayfalarını her gün süslüyor.

Diziyi “en iyi” olarak sıfatlandırmamın sebebi senaryosunda saklı. Ben, birinci bölümde kurulan bir cümlenin ya da yer değiştiren bir nesnenin birkaç bölüm sonra karşıma sorun olarak ya da koz olarak çıktığı dizileri ya da filmleri çok severim. Fatma’nın her bölümü, ince elenip sık dokunmuş. Gördüğümüz her nesnenin, kurulan her cümlenin bir anlamı ve çıkacağı bir kapı var. Ne kadar bu kurgu biçimi gerçek dünyaya aykırı olsa da izlediğimiz şeyin bir “kurmaca dizi” olduğunu düşünürsek yadırgamıyorum hatta çoğalması taraftarıyım.

Dizinin üzerinde en çok durduğu konu: Görünmezlik. Fatma, çevresindeki kimse tarafından ciddiye alınan biri değil. Kocası hariç onunla ilgilenen, onu gören biri yok. Öyle ki Fatma gün ortası suç işlese bile kimse ondan şüphelenmez. Fakat Fatma bile bunun farkında değil. Fatma, dizi boyunca insanların onu “ciddiye aldığını” düşünerek suçluluk psikolojisi ile sürekli gerilse de aslında kimsenin ona baktığı, onu umursadığı yoktur. Fatma, bu ülkenin görünmez kadınlarından sadece biri. Görünmez mi, görmek istemediğimiz mi sorusu ise herkesin kendi vicdanı ile cevaplayacağı bir soru.

Gelelim asıl soruya: Fatma haklı mı? Biz başrol olduğu için ona hak versek de temelinde yaptığı hiçbir hareketin haklı bir yanı yok. Dizi boyunca Fatma’ya hak vermeye çalışsak da aslında yaşanan her şeyin sorumlusu ve suçlusu yine kendisi. O sebeple ki finalde fark ettiği gerçek kendisiyle yüzleşemeyince intihar ediyor. Dizi boyunca oluşan “haklı” havasını kendisinin bitirmesi de ayrıca başarılı bir tercih. Tabii ufak amalarım var.

Fatma; üçüncü sayfalarda, televizyonlardaki programlarda istersek göreceğimiz kadınlardan farksız: Görünmez. Bir Başkadır’da da bu görünmez karakterlere odaklanmış, onların yaşamlarına konuk olmuştuk. Fatma’da da aynı şekilde birebir aynı kesimin insanına odaklanıyoruz. İki dizinin de ortak bir noktası var: Engelli birey. Bir Başkadır’da engelli bir birey olsa da üzerine çok fazla düşülmüyor. Fakat Fatma’da dizinin bu birey önemli etkenlerinden biri. Çalışırken bir taraftan da otizimli oğluna bakan Fatma’nın oğlunu kaybettikten sonra attığı tirad, son yıllarda yazılmış en muhteşem sahnelerden biri. Saklamayacağım, hüngür hüngür ağladım. Sınıfsal farklılığın git gide derinleştiği Türkiye’de Fatma ve oğlunun yaşadıkları bir tercih değil, sonuçtur. Bunu Bir Başkadır için de söylemiştim. Ne kadar özünde kendisi bir katil olsa da Fatma’nın sürüklendiği nehri de konuşmamız gerek.

Sözün Özü… Fatma, silik bir karakterden katil doğuran şahane bir dizi. Uçuk bir yapım gibi gözükse de aslında anlatılan her şey ülkenin olağanı haline gelmiş durumda. Biraz gazete, haber okuyan; 15 dakika televizyon izleyen herkes Türkiye’nin Fatmalar ile dolu olduğunu rahatlıkla görebilir. Diziyi ne kadar beğensem de, karakter tasarımına ve Burcu Biricik’in oyunculuğuna ne kadar hayran kalsam da yaşanan hiçbir şeye haklılık payı vermiyorum, vermemeliyiz de. Fatma, temelinde empati kurmaya çalıştığımız bir katil. Bu gerçeği göz ardı edemeyiz. Ama Fatma’yı bu noktaya getiren, sokakta görmezden geldiğimiz, ciddiye almadığımız hatta kafamızın içinde aşağıladığımız bu kişilerin dönüşme sebeplerini tartışabiliriz. Siyasal yozlaşmanın yıldan yıla açtığı eğitim, öğretim, ekonomik fark Fatma’nın yaşadığı dünyada fazlasıyla hissediliyor. Gerçi son zamanlarda görüyoruz ki aşağı yukarı sağ sol hiçbir yer farklı değilmiş. Herkes yozlaşmış, herkes hırsız olmuş, herkes mafya olmuş, herkes bundan 20 sene önce anlatılsa “yok artık” denilecek kadar kurgusal gerçekliklere dönüşmüş. Sınıfsal farklılıklar ne kadar Fatma’nın hareketlerinde büyük rol oynasa da onu bu tercihlere iten yozlaşma artık toplumun her kesimine sirayet etmiş durumda. Evet, yineliyorum: Fatma katildir ama eylemlerinin sebeplerini göz ardı edemeyiz.

Valerii Ege Deshevykh
Ukraynalı videographer ve fotoğrafçı. Korku Filmi Delisi. Aynı zamanda sinema yazarı.

Kalıntıların Peşinde: Debris

Previous article

Kahramanlığın Gerçek Yüzü: Invincible

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

More in Televizyon