0

John Wick etkisi midir bilinmez, son zamanlarda ana kahramanın gizli bir teşkilata bağlı olduğu filmler türedi. Ana kahraman birileri ile husumet yaşar ve film boyunca karşısına çıkan herkesi döver. Dövemezse de teşkilattan yardım gelir, beraber herkesi pataklarlar. Ne yalan söyleyeyim, bu tarz filmleri seviyorum. Hikayesi iyi kurulduğu sürece de izlemeyi seviyorum. Gunpowder Milkshake de John Wick ve Nobody sonrası kazandığımız yeni bir kahraman filmi. Herkesi dövecek bir kadın kahramana ihtiyacımız vardı. Atomic Blonde sonrası bu alanda bir eksiklik çektik; o eksikliği de Samantha ile kapatmış olduk.

Kısaca konusuna değinelim… Sam, annesi gibi kiralık bir katildir. Bir iş icabı girdiği otel odasında hedefini öldürür fakat bu hedefin bir çocuğu olduğunu öğrendiği zaman tüm o kiralık katil kimliğini kaybeder ve duygusal davranarak çocuğu da yanına alır. Hala bitirmesi gereken bir görevi vardır ve bitirmezse ona görevi verenler peşine düşecektir. Ki düşerler de. Fakat Sam, kendi hayatından çok küçük Emily’nin hayatını düşünerek onların peşinde düşen herkesi tek tek avlamaya başlar.

Dövüş filmlerinde koreografi oldukça önemli. Yavaş ya da yapay gözükmesi filmin seyir keyfini düşürebiliyor. Gunpowder Milkshake’in dövüş sahneleri, muadillerinin en kötüsü diyebilirim. Keza diğerlerine nazaran biraz daha ciddiyetsiz bir film olduğunu söyleyebiliriz. John Wick, Nobody ya da Atomic Blonde ile karşılaştırdığımızda dövüşler zayıf. Yine de göze batacak kadar kötü de değiller. Karen Gillan burada iyi bir iş çıkarmış diyebilirim. Aksiyon, özellikle bedenine çok yakışmış. Beni en çok şaşırtan ise Michelle Yeoh oldu. 49 yaşında olan aktriss, filmin dövüş anlamında en zevk vereni, en estetik gözükeni.

Yönetmen Navot Papushado, üçüncü uzun metrajı olduğunu düşünürsek harika bir iş çıkarmış. Aksiyona yön verebilmek özellikle bu denli hareketli filmlerde zordur. Fakat yönetmen filmi keyifli kılan detaylardan biri. Ama filmi güzel ve özel kılan en öneml yanı kadrosu. Karen Gillan’ın keyifli oyunculuğuyla beraber Lean Headey, Angela Bassett ve çok sevdiğim Carla Gugino’nun varlığı da filmi güzelleştiriyor. Şu kadroyu bir daha görmek için bir devam filmine hayır demem.

Gunpowder Milkshake’i muadillerinin gerisinde bırakan bir diğer sıkıntı da hikaye kurgusu. Ne kadar izlemesi keyifli bir film olsa da hikayesi maalesef yeteri kadar etkileyici değil. Filmin yarısını birbirinden yeteneksiz koca kafalar ile geçirmiş olmamız büyük bir eksi. Keza bu, şirketin önemini ve değerini de düşürüyor. Neyse ki The Firm, finale doğru heybetini göstermeyi başarıyor. Sadece The Firm değil, teyzelerimizin de neler yapabildiğine tanık oluyoruz. Ana karakterimizin annesinden kalma yarasından ötürü Emily’ye sahip çıkması ve Emily’nin de bir sidekick nidasıyla film boyunca sağdan sola koşturması fikrinin altı film boyunca doğru bir şekilde doldurulsa da keşke vakti koca kafalarla harcamasaydık demeden duramıyorum.

Sözün özü… Gundpowder Milkshake, karşılaştırma yaptığımız zaman örneklerinin en gerisinde kalsa da kendi içerisinde izlemesi oldukça keyifli bir film. Feminist power altyapısı da gözümüze sokulmuyor. Aksiyon sahnelerinin biraz daha gerçekçi olabilmesini çok isterdim. Keza hikayenin neredeyse yarısı gereksiz bir şekilde aynı kişilere harcanıyor. Fakat özünde güçlü kadrosu, başarılı yönetmenliği ve rolü üzerine cuk oturmuş baş rolü ile Gunpowder Milkshake, izlemesi keyifli bir film. Keza sinemaya gitmeniz için de güzel bir sebep.

7

Valerii Ege Deshevykh
Ukraynalı videographer ve fotoğrafçı. Korku Filmi Delisi. Aynı zamanda sinema yazarı.

Taklitler Asıllarını Yaşatmıyormuş: Spiral From the Book of Saw

Previous article

Durmayı Bilmek Gerek: Druk

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *