0

Marvel’ın oluşturduğu ponçik süper kahramanlar dünyası yavaş yavaş yıkılıyor. Şükürler olsun. Artık süper kahraman projeleri, kahramanlığın bedelini ve bıraktığı tahribatı da anlatırken Watchmen ve Logan dışında hiç denenmeyen karakterin iç dünyasına da odaklanılıyor. DC’nin yeni nesil dizilerinde bu hareketliliği görebilsek de asıl milat The Boys ile oldu. Boys sonrası seyirci artık görmek istediği süper kahramanların hangileri olduğunu anladı. Umarım anlamıştır yani. Bu değişim de şimdilerde belirli kesimler tarafından bilinen çizgi romanların perdeye ya da televizyona uyarlanmasına yol açtı. Invincible da onlardan biri. Sonuncusu da olmayacak. Olmamalı da.

Kısaca dizinin konusuna değinelim… Babası nam-ı diğer Omni-Man olan genç Mark Graysen babasından kendisine miras kalacak güçlerinin ortaya çıkmasını bekleyen klasik bir lise öğrencisidir. Tabii ki güçlerinin kendini göstermeye başlamasıyla Mark okula gerekli önemi veremez ve babası ile süper kahraman antremanlarına başlar. Fakat sadece babası ona yeterli değildir. Şehre inip kötülerin canına okumalıdır. Ne tesadüf ki onun güçlerini keşfettiği dönemde şehrin Avengers’ı olarak sayılan süper kahramanları, Tarantino filmlerini aratmayacak şekilde ölü bulunur. Bu da kahraman olmak isteyenlere yeni kontenjan demektir.

En kaba özetle Invincible süper bir dizi olmasa da gerek anlatmak istedikleriyle gerekse aksiyonu ile izlenmeye değer bir dizi. Son yıllarda artmakta olan Marvel’ın sahte süper kahraman havasını silme ürünlerinden biri olan Invincible; The Boys, Doom Patrol, Titans gibi dizilerin başlattıkları akımı devam ettiriyor. 2009’da Watchmen  gerçekçi olmayı denemişti ama Marvel’ın koreografik dövüşleri ve kimsenin burnunun kanamadığı serisi herkesin daha çok ilgisini çekmişti. Öyle ki DC gibi sertliği ve karanlık yanıyla bilinen bir şirket bile zamanla Marvellaştı.

Sonda söylemem gerekeni şimdi söyleyeyim: Invincible gibi işlerin artması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle seri, anlatmak istedikleriyle de bence tartışmaya değer bir iş. Ben de bu noktadan sonra dizinin anlatmak istedikleri üzerine etik bir değerlendirme yapacağım. Okuduğum birçok yazıda serinin bana göre yanlış anlaşıldığını gördüm. Bu sebeple de göğsümü siper ederek sürekli eleştirdiğim ve eleştirmeye devam edeceğim insan denen varlığı bu sefer korumaya geldim:

Birçok yazar ve izleyici, Omni-Man ve haliyle Viltrumluları haklı bulmuş ve özünde insanlığın da onlar gibi kıyım yaptığını iddia etmiş. Omni-Man ve ırkı nasıl yok ediyorsa, biz insanların da onlar gibi acımasız bir yok eden olduğunu söylemişler. Şiddetle karşı çıktığım bir çıkarım bu.

İnsan denen varlık hayatta kalmak için öldüren ve öldürmeye devam edecek bir canlıdır. En başta bu basit gerçeği kabullenerek başlamamız gerek. Farkındayım daha şimdiden katılmadınız bana. Nasıl aslanlar hayatta kalmak için tavşanları, ceylanları, geyikleri öldürüyorsa biz de hayatta kalmak için öldürmeye devam edeceğiz. Bu aslında bir doğa kanunu. Burada insanlar acımasız demek bence yanlış. Kim güçlüyse o öldürür. Üzgünüm ama hayat dediğimiz gerçeklik tam olarak bu. Hayvanları örnek verirken atlanılan yegane konu da budur. Biz de bir hayvanız ama biz diğer hayvanlara göre daha gelişmiş bir varlığız. Bu dünya hepimiz için lakin biz insanların en güçlü olduğu gerçeği yadsınamaz. Burada üzerine konuşabileceğimiz en tartışmalı konu, gerektiğinden fazla mı öldürdüğümüzdür? Ki bu konuda sizlere hak vermeye hazırım. Bunun dışında işin vahşet kısmına girmek komik olur. Birkaç gün hayvan belgeseli izleyen herkes hayvanların ne kadar acımasız olabileceğini, bazen işkence ede ede öldürdüğünü bile görebilir. İzlediğim bir aslan belgeselinde yaralı kabile gencini öldürmediklerini, karşı kabileye baka baka işkence ettiklerini gördüğümde oldukça ürkmüştüm.

Gelelim asıl konuya: Bizler hayatta kalmak için öldürürken Viltrumlular, aynı Marvel’da Thanos gibi kendi haddine olmayan işlere bulaşıyorlar. Ki Thanos’un fikri yine bir nebze daha mantıklı. Kendi içerisinde -bence- haklılık payına sahip. Greater Good için nüfusun belirli bir bölümünü öldürmek yaraların sarılmasına ve hataların anlaşılmasına sebep olabilir. Watchmen bu konuyu işleyen en iyi filmdir hala. Yine de bu kararı almak kimsenin haddine olmayan bir tavır. Fakat Viltrumlularınki bu yaklaşımdan daha farklı. Doğal seleksiyonu kendi aralarında hızlandırmış olabilirler, istediklerini de yapabilirler ama bu sadece ve sadece onları alakadar eden bir konu. Tercihleri sadece kendilerini bağlar. Mesela bu seleksiyon hızlandırma komşu gezegenin derdi değil. Ama Viltrumlular, kendi gezegenlerinden çıkıp üstüne başkalarının gezegenine bulaşıp “bakayım hanginiz güçlü hanginiz güçsüz” demeye çalışıyor ki bu yaklaşım sizi Hitler ve Stalin’den farklı kılmaz. Kendi alanınız içerisinde ne yaptığınız kimseyi ilgilendirmez ki Invincible evreni içerisinde konuşursak Viltrumluları kimsenin ciddiye aldığı, onlara bulaştığı yoktu. Gezegenlerinde kalsalar hiçbir şey olmazdı. Fakat onlar, durduk yere başka gezegenlere saldırmayı seçerek faşist ve özünde kendilerine adlettikleri ilahi bir yaklaşımda bulunuyorlar.

İzlediğim 3000’e yakın filmden en sevdiğim film Watchmen’dır. Sebebi ise süper kahramanların da aslında ve özünde bir insan olduğunu göstermesi, insan denen varlığın da temelde ne kadar kötü olduğunu anlatmasıydı. Omni-Man de aslında bunu söylemeye çalışıyor fakat bu onu neden alakadar ediyor tam bir muamma? Biz, kendi içimizde bunu tartışabilir, ona göre 80 yıllık dandik ömrümüzde yaptıklarımız için birbirimizi suçlayabiliriz fakat farklı bir gezegenden birinin gelip benim yerime beni yargılaması ancak zorbalık hatta faşistlik ile açıklanabilir. Nasıl ki bir başka ülkenin kendi ülkemize karışmasına karşıysak, başka bir gezegenden birinin dünyaya gelip kendince karar alması tamamen faşistliktir.

Yine birçok izleyici Omni-man’in insanların 80 yıllık ömrünü tiye almasını ön plana koymuş. Kendisini de haklı bulmuşlar. Fakat herkesin atladığı bir konu var. Evet, Invincible evrenine göre bakarsak insan gerçekten de değersiz bir varlık. Marslılar var, farklı zaman diliminden gelen yaratıklar var, Süperman gibi başka gezegenlerden uçarak gelebilenler var. Var da var. Fakat gerçeğe baktığımızda bunların hiçbiri yok. Üzgünüm ama hayatımız oldukça sıkıcı. Kimse 1000 sene yaşamıyor. Belki de, evrende evrimini gerçekten tamamlayabilmiş tek canlı bile biz olabiliriz. Bizden başka kimsenin olmayabileceği bir evrende 80 yıllık ömrü küçümsemek sizce de biraz yanlış değil mi? Kurmaca bir dizideki 1000 yıllık bir adamı kendimizle kıyaslayamayız. Gerçekçi bir açıdan baktığımızda ömrümüz gayet de değerli. Kimse gelip 2 parmağıyla kafamızı patlatmayacak, denizden Kaijular çıkmayacak ya da paralel evrenden komşu çocuğu gelmeyecek. 80 yıllık “tek” bir hayatımız var ve bu hayatın her saniyesi çok değerli.

Invincible, özellikle süper kahramanlara oldukça gerçekçi yaklaşarak hem onların günlük hayatını hem de “kahramanlık yaparken” oluştudukları sorunları gösteriyor bize. Hatta Invincible izleyerek süper kahraman denen “şeyin” ne kadar da imkansız ve saçma olabileceğini de görebiliyoruz. Şehirlere kaijular saldırmasa bile her gün, bir yerlerde suç ve suçlar işleniyor. Hangi birini kovalayacaksın, ne ara hayatını yaşayacaksın?

Yine Marvel filmlerinde sürekli atlanan ve benim her defasında üstünde durduğum bir husus dizide başarılı bir şekilde işlenmiş. Marvel filmlerinde ekip, bir düşman ile savaşırken şehirde devasa hasarlar bırakıyor. Bu devasa hasarların arka yüzünü bu güne kadar sadece Civil War’da gördük. Fakat o da oldukça yüzeyseldi, aralarında kavga çıkması için oluşturulmuş bir sebepti, üzerinde hiç durulmadı. Invincible ise bize bu gerçekliği en çarpıcı haliyle gösteriyor. Kahramanların bazen yarardan çok zarar verdiğini, 1 düşmanı durdurayım derken onlarca insanın ölümüne sebep olabileceğini en Gore haliyle görebiliyoruz. Hakeza süper kahramanlığın kahramanlar üzerinde bıraktığı hasar, kendi kişisel hayatlarında oluşturduğu hasar ve varlıklarının canları isterse insanlığa ne kadar zararlı olabileceğini de görmüş olduk. İnsan denen varlığın bir üflemelik ömrü olduğunu dizide rahatlıkla görebiliyoruz. Yineliyorum, hayatınızın kıymetini bilin.

80 yıllık ömrümüz var. Belki daha az belki daha fazla. Uzaydan bize -göktaşı hariç- herhangi bir tehdit gelmeyecek. Kafanız rahat olsun. Hayatınız değersiz falan da değil. Kimse mükemmel olmak zorunda değil. İyi biri olmaya çalışın, başkalarına zarar vermeyin yeter. Başkalarına zarar vermediğiniz sürece hayatınızı bir koltukta bira içerek geçirmeniz yakınlarınız harici kimsenin umurunda olmaz. Dünyanın zaten hiç umurunda değilsiniz. Yarın hepimiz ölsek dünya koca bir oh çeker. Greater Good için binlerce insan öldürmek, doğal seleksiyon oluşturmaya da hiç gerek yok. Biraz tarih bilen herkes, insanlığın yıldan yıla çok daha iyiye gittiğini görebilir. 100 yıl önceki insan ile şimdiki insanın düşünceleri aynı değil. Hakeza yaşam da aynı değil, ölüm sayıları da aynı değil. Her şey zamanla yerine oturacaktır. Daha iyi olabilmemiz için katrilyon ışık yılı uzaklıktan gelen bir süper kahramana da ihtiyacımız yok. Haddinden fazla güç, isterseniz Satürnlü olun, taşacaktır ve günü geldiği zaman gücü iyi niyetinden uzaklaşacaktır. Aklı çalışan, düşünebilen herkes, 10 milyon ışık yılından bile gelse aynıdır, aynı olacaktır.

Valerii Ege Deshevykh
Ukraynalı videographer ve fotoğrafçı. Korku Filmi Delisi. Aynı zamanda sinema yazarı.

Toplumun Görünmezi: Fatma

Previous article

Folklorik Olarak Saygım Var Ama Sana Tapamam Totem: The Conjuring 3

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

More in Televizyon