0

Bir korku filmi düşünün, sadece korku sahnelerinde değil filmin her anı sizi rahatsız etsin, içinizi sıksın, her an tetikte oturtup perdenin her köşesinde gözünüzün nöbette kalmasını sağlasın. Cannes Film Festivali’nde bütün eleştirmenlerden tam not almayı başarmak gerçekten zordur ki korku filmi çekip de çoğunluk tarafından beğenilmek büyük bir başarıdır. Fakat It Follows, uçuşan yaprakların çok sevildiği Cannes’dan son yılların en korkunç filmi ünvanını alarak çıkmayı başardı. Tabii böyle olunca It Follows, İstanbul Film Festivali’nin en gözzde filmlerinden biri oldu; benim de mutlaka izlemem gereken bir seçeneğe dönüştü. İzledik mi?. İzledik. Salondan çıkarken kendimi şu soruyu sorarken buldum: Film bitti mi? Soruyu kendime sorarken de sokağın her köşesine, sigara içmekte olan diğer seyircilere tek tek bakıyordum. Acaba aralarında mı?

It Follows için sadece bir korku filmi demek yeterli olmaz bence. İçini tamamen doldurmaz. Cannes ile genelde pek aynı fikirde olmam ama yapılan tüm eleştirilere katılıyorum: Film, son dönemde izlediğim en iyi korku filmlerinden biriydi. Belki de en iyisiydi. Kafam çok karışık. Müzik, çekim ve senaryo kombinasyonu o derece başarılıydı ki bu 3’lüyü aynı anda doğru yapabilen çok az korku filmi sayabilirim. Hikayesi de diğer korku filmlerine nazaran oldukça farklı ki günümüzde korkuya orijinal fikir bulmako oldukça zordur.

O sebeple kısaca konusuna değinelim… Jay, Hugh ile flört etmektedir lakin flörtleri Jay’in tahmin etmediği bir şekilde biter. Güzel geçen bir akşam sonrası arabayı ıssız bir yere çekip sevişmeye karar verirler. Yalnız Hugh seks sonrası sigara yakmak yerine Jay’i bayıltmayı tercih eder. Jay uyandığında, artık dünya onun için asla aynı olmayacaktır. Hugh, ona seks ile bulaşan bir laneti aktarmıştır. Artık Jay hayatının her anında tetikte olmak zorundadır çünkü bu lanet her an her yerden çıkabilen, kurbanının üstüne durmadan yürüyen ve sadece lanetli kişinin görebildiği insan formunda bir lanettir.

Ne zaman, nereden çıkacağı belli değil; kime ya da neye benzeyeceği de belli değil, herhangi biri olabilir; durmadan üstüne yürüyen, asla durmayan; seks ile başkasına aktarılmadığı sürece lanetli kişiyi öldürene kadar durmayan bir lanet. Ürkütücüden çok rahatsız edici. Matematik aslında basittir, karanlığa girmez ya da bilmediğiniz sokaklarda gezmezseniz ölmezsiniz. Lakin bu hesap It Follows için geçerli değil. Gece gündüz farketmez, her an her saniye ölüm tehlikesi ile karşı karşıyasınız. Kalabalığın içinde ya da bomboş bir sokakta size doğru yürüyen bir kadın ya da erkek düşünün. Ruhsuz, gözleri size kitlenmiş, üzerinize doğru yürüyen ve size sarılana kadar pes etmeyecek bir varlık.

Jay’in yapması gereken şey başkası ile yatmak ve laneti başkasına aktarmaktır; aktarır da. Ama aktardığı kişiler lanet tarafından öldürüldüğü için lanet her defasında ona geri dönmektedir. Film yer yer korkunç olsa da fazlasıyla rahatsız edici bir yapıda. Çözüm yok, nereden geldiği belli değil, neden olduğu cevapsız. Sadece bitmeyen bir hayat mücadelesi. Jay, film ilerledikçe iyice boğulmaya, sıkılmaya ve bunalmaya başlar. Bu hislerin hepsini biz de fazlasıyla yaşarız çünkü biz de seyirci olarak film boyunca gece gündüz farketmez her an ortaya çıkabilecek bu laneti perdenin her köşesinde aramaya başlıyoruz. Gözümüz sürekli Jay gibi etrafta oluyor, 2 dakika rahat oturamıyoruz. Acaba şu kadın mı? Arkadan gelen adam mı derken biz de sürekli gergin bir şekilde filmi izliyoruz. Bu yüzden It Follows’a sadece korku demek yanlış olur. Korku, anlıktır. Bu film size lanetin başladığı ilk saniyeden son saniyeye kadar büyük bir ağırlık yüklüyor.

Bu boğucu 100 dakikanın sonunda da hiçbir şey olmuyor. Film sonuçlanmadan bitiyor. Nasıl sonuçlanabilir ki zaten? Asla bitmeyecek bir paradokstan bahsediyoruz. Ondan ona ondan ona geçecek, sıradaki kurbanını öldürüp öncekinin tekrar peşine düşecek. Bugün kurtuldum diyenin yarın yine tepesine çökecek. İşte bu yüzden, başlığı hiç bitmeyen korku olarak attım. Çünkü bu filmin bitmesi mümkün değil.

Yönetmen David Robert Mitchell’i tebrik etmek istiyorum, sinemanın lanetlenen hariti zoom’u iyi kullanmış, sinemanın memur kurallarına meydan okumuş. Yağ gibi kayan kamerası ve uzun planları ile de gönlümü hepten kazandı. Film ne kadar senaryo olarak başarılıysa yönetmenlik olarak da çok başarılı. Yönetmen, hikayesine kamerası ile artı bir gerginlik ekliyor. Lakin filmi, arşa çıkaran kişi soundtrack sanatçısı Disasterpeace. 70’ler, 80’lerin mono korku müziklerini 2015 tekniğiyle revize eden Disasterpeace filme resmen boyut atlatmış. Film müziği nedir? Filme katkısı ne kadardır sorusunun cevabını bu filmle verebiliriz, ders olarak okutabiliriz. It Follows’un sadece soundtrackleri bile korkunçken, filmi tahmin etmeye çalışmayın ve gidin izleyin.

Bütün yorumlara fazlasıyla katılıyorum; son dönemde izlediğim en harika korku filmiydi. Fede Alvarez’in Evil Dead’i ve James Wan’ın Insidious’u sonrası yönetmen-senaryo-ses kombinasyonu bu kadar iyi olan bir film izlememiştim. Kesinlikle izlenmesi gerektiğini düşündüğüm, şarkıları ayrı bir rafı hak eden koleksiyonluk bir film. Eğer imkanınız varsa, bu 100 dakikalık kalp yorucu filmi mutlaka izlemenizi öneriyorum.

10

Valerii Ege Deshevykh
Ukraynalı videographer ve fotoğrafçı. Korku Filmi Delisi. Aynı zamanda sinema yazarı.

Kısa Film Çekmek İsteyenlerin Dikkat Etmesi Gerekenler

Previous article

12 Yıllık Film: Boyhood

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published.