0

2021’in en sevilen yapımlarından olan The Worst Person in the World, Joachim Trier’in Reprise ve Oslo, 31. August’dan sonra Oslo üçlemesinin sonuncusu. Filmi MUBI’den yakın zamanda izledim ve gerçekten çok keyif aldım. Hayatın bu karmaşası içinde yolunu bulmaya çalışan her insan için yalnız olmadığını hissettiren bir yanı var. Geceleri hayatı sorguladığım sıralarda açtığım filmlerde veya okuduğum kitaplarda, benim gibi düşünen yazarlarla karşılaştığımda içimde buruk bir sevinç oluyor. Bu film de bittiğinde yine aynı hisle uyumaya gittim.

En İyi Uluslararası Film” ve “En İyi Orjinal Senaryo” kategorilerinde aldığı Oscar adaylıklarıyla, ödülleri alamasa bile film rüştünü ispat etti. Başrollerinde Renate Reinsve (Julie), Anders Danielsen Lie (Aksel), Herbert Nordrum (Eivind) yer alıyor. Üç oyuncunun da performansı filmin hikayesinin ortaya konuluşunu güçlendiriyor. Özellikle bu performansıyla Cannes Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazanan Renate Reinsve size kendini hayran bıraktırıyor.

Norveçli yönetmen Trier, eski filmlerinde beraber çalıştığı Eskil Vogt ile bu filmde de beraber çalışıyor. Film, prolog , on iki bölüm ve epilog bölümünden oluşuyor. Bu şekilde işlenmesi hikayenin takip edilmesini de kolaylaştırıyor. Yazarlar hayatı sorgulayışları ve gerçekleri hiçbir pembe gözlük takmadan net bir şekilde ortaya koyuşlarıyla, zaten hali hazırda deneyimlediğiniz bu tanıdık hislerin size bir kokteylini oluşturuyorlar. Bazen yüzünüzü ekşitip bazen güldüğünüz bazen ağladığınız anlarla, The Worst Person in the World hayatınıza bir ayna oluyor.

The Worst Person in the World

Konusundan bahsedecek olursak, film Julie isimli genç bir kadının ağzından anlatılarak başlıyor. Sigara içerek düşünceli etrafa bakınırken flashback ile geçmişine bir yolculuğa çıkıyoruz. Başarılı notlara sahip bir öğrencinin tıp okuması gerektiği düşünülen bu sistemin içinde Julie, kendini okuduğu bölümde mutlu hissetmiyor. Bölüm değiştirmeye ve insan ruhuna olan merakıyla beraber psikoloji okumaya karar veriyor. Sonrasında orada da aradığını bulamayıp fotoğrafçılık alanında ilerlemeye başlıyor. Fotoğrafçı olduğu dönemde tanıştığı ünlü bir karikatürist olan Aksel ile ciddi bir ilişkiye başlıyor. Aralarındaki yaş farkı normalden fazla olduğundan Julie, Aksel’in çocuklu arkadaşlarıyla vakit geçirdikçe ilişkisini ve birbirlerinden beklentilerini sorgular oluyor. Bir süre sonra hayatının kontrolünü ve enerjisini kaybetmiş hissetmeye başlıyor. Böyle hissettiği anlardan birinde ne aradığını bilmeden rastgele bir partiye giriyor. Orada Eivind ile geçirdiği kısa zamanda unuttuğu tüm bu hisleri, hayata karşı olan heyecanını tekrardan hatırlıyor. Kendini dünyanın en kötü insanı gibi hissetse de, sonrasında o anları aklından çıkaramıyor. Duygularını daha fazla bastıramayan Julie’nin Aksel ile ayrılık konuşması yapması çok gecikmiyor.

The Worst Person in the World

Hayatta her yaptığımız seçim bir kelebek etkisi yaratıp bizi bambaşka yerlere götürüyor. The Worst Person in the World hangi seçimin doğru olduğuna değil de aslında her seçimin bizi aynı yola çıkardığına odaklanıyor. Doğduğumuzdan itibaren kendimize doğru bir yolculuğa çıkıyoruz  ve bunun bir standartı, doğrusu yok. Toplum ne kadar her yaş için belirli doğrular belirlese de bu normların içine hapsoldukça kendimizden uzaklaşıyoruz. Julie tüm film boyunca oluşturulan bu normları sürekli sorguluyor ve gerçekten kendinin ne istediğini aramaya çalışıyor.

Trier aslında bu üç filmde oluşturduğu karakterler ile hayatımızda sorgulamadığımız noktalara parmak basmaya ve hayaller kurarken aynı zamanda her şeyin istediğimiz gibi olamayacağı gerçeğinin melankolik hissini bize derinden hissettirmeye devam ediyor.

Neden Sesli Kitap Dinlemelisiniz?

Previous article

X: Texas’da Seks ve Vahşet

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published.