0

Baş rolünde Margaret Qualley olmasından ötürü izleme kararı aldığım Maid, son zamanlarda verdiğim en iyi kararlardan birine dönüştü. IO’dan beri severek takip ettiğim ve ileride fazlasıyla göreceğimizi düşündüğüm Margaret Qualley, sonunda kendini fazlasıyla gösterebileceği bir projede yer alıyor. Ama diziyi güzel kılan şey sadece Margaret değil. Molly Smith Metzler’ın yapımcılığını yaptığı Maid, en azından bana üzerine konuşabileceğim bir sürü konu verdi. Çoğu, zaten üzerine uzun yıllardır düşündüğüm ve yer yer konuşmaya çalıştığım konulardı. Dizi sağolsun, şimdi hepsini açıkça konuşabilmek için fırsat buldum.

Dizinin konusuna değinelim… Alex, bir gece çocuğunu da yanına alarak sevgilisi ile beraber yaşamakta olduğu evden kaçar. Fakat Alex’in gidebileceği bir yer yoktur. Sığınmak için annesini tercihi etmez, babası ise tercih listesine bile dahil değildir. Aklına gelen ilk çare olarak sosyal hizmetlere başvuran Alex, sosyal hizmetlerin yönlendirmesi sonucunda çocuğu ile beraber sağdan sola sürüklenmeye başlar. Temizlikçilik yaparak birkaç dolar dahi olsa kazanmaya çalışan Alex’in düştüğü durumdan çıkması için ciddi zorluklara katlanması gerekir.

Öncelikle bu bir eleştiri yazısı değil. Analiz desek, o da değil. Yazımda sadece, dizinin bende bıraktığı soru işaretlerini cevaplamak ve hali hazırda uyuşan düşüncelerimi destekleyen noktalarına değinmek istiyorum. Bir nevi içimi dökeceğim. Görece de uzun bir yazı olacak ama dizinin de öyle 400 kelimelik sıradan bir yazıya sığdırılabileceğini düşünmüyorum.

En başta Alex’i analiz etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Alex, hayalleri olan fakat henüz hayatı öğrenememiş bir kadın. Yazar olup hikayeler anlatmak istiyor ve belli ki bu konuda yetenekli; üniversiteden burs kazanmış. Fakat gitme şansını yakalayamamış çünkü hamile kalmış. Çocuğu olunca bütün hayallerini, bırakın geri plana atmayı, direkt çöpe fırlatmış. Anlıyoruz ki aslında hamile kaldıktan sonra da hayallerini devam ettirebilirmiş. Çünkü sevgilisi, Sean, çocuğu istemediğini açık bir şekilde söylemiş. Aldırabilir ve hayallerine devam edebilirmiş. Ama Alex, ya çocuk istediği için ya da sevgilisi Sean’a güvendiği için çocuğu doğurma kararı almış. Fakat çocuklu hayatı pek de istediği gibi gitmemiş. Sean’ın sinir problemi ve benmerkezci tavırları maalesef Alex’i zamanla bıktırmış. Adını sonradan öğrendiği duygusal istismara maruz kalmış. O da en sonunda, çocuğunu alıp kaçma kararı almış.

“All life is an experiment. The more experiments you make the better.”

~ Ralph Waldo Emerson

Alex’in kaçışıyla beraber daha büyük sorunlar başlıyor. Çünkü Alex’in hayata dair hiçbir deneyimi yok. Ne yapacağını bilmiyor. İlk bölümdeki sosyal hizmetler sekansı oldukça önemli bu sebeple. Diziyi hangi bakış açısı ile izlememiz gerektiğine dair basit bir ön izleme veriyor. Dizi için bir sistem eleştirisi dersek eğer, görevli kadın Alex’e yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Ona özellikle “bana yapabildiğin herhangi bir şey” söyle diyor fakat Alex bunu bile cevaplayamıyor. Çünkü yazmak dışında yapabildiği hiçbir şey yok. Yazma konusunda da emin değil zaten. O sebeple diziden sistem eleştirisi çıkarmak oldukça zor. Dış etmenleri ileride anlatacağım tabii ki ama özünde bir “birey” olamamak tamamen Alex’in tercihi. Bu sebeple de dizinin bir sistem eleştirisinden çok birey eleştirisi olduğunu kabul etmeliyiz. En özet haliyle dizi diyor ki: Okuyun ve kaderinizi bir erkeğin eline bırakmayın.

Alex hakkında bir sürü şey yazacağım fakat bu düşüncelerimi günlük hayatta dile getirmekte zorlanıyorum. Çünkü sonucunda “kadın düşmanı” ilan edilebilme ihtimalim var. Bir linç kültürü içerisinde yaşıyoruz maalesef. Fakat şimdi destek alabileceğim bir dizi var. Üzerinden ilerleyerek istediğimi söyleyebilirim. Alex, dünyadaki birçok kadını temsil ediyor. Hayalleri olmasına rağmen gerek toplum, gerek tercih sebepli bu kararları köşeye bırakan ve kendini bir erkeğin kararlarına emanet eden bir kadın. Sorun şu ki, Sean, bir baba figürü değil. Çocuk öncesi de kendisinin sinir sorunları olduğunu, dengesiz ve baskıcı bir karaktere sahip olduğunu görebiliyoruz. Maddy’nin doğumu sadece bu karakterini daha yoğun bir hale getiriyor. Alex için hamile kaldıktan sonra sevgilisini bırakamadı demek de yanlış olacak çünkü dizi bize Sean’ın hamilelik öncesi de ilk günkü o kibarlığa sahip olmadığını gösteriyor.

Belli ki Alex, burası oldukça önemli, gidebileceği hiçbir yer olmadığı için ben merkezci olmasına rağmen Sean’ın yanında kalmaya karar veriyor ve sonucunda hamile kalıp kendini istemeden Sean’a zincirliyor. Burası çok ama çok önemli. Anne, manik depresif, baba şiddet uygulayıcısı. Haliyle Alex’in yanında kalabileceği, güvenebileceği tek kişi, sevdiği kişi, Sean. O yüzden diziyi evden kaçış öncesi ve sonrası olarak ayırıyorum. Kaçmadan önce çaresiz olarak kabul edebileceğimiz Alex, kaçtıktan sonra maalesef çok ciddi hatalar yapıyor ki kendisi de bu hataları sonra kabul ediyor.

“I love to see a young girl go out and grab the world by the lapels. Life’s a bitch. You’ve got to go out and kick ass”.

~ Maya Angelou

Alex gibi binlerce kadın var. Tanıdığım var, tanımadığım milyonlarca. Verdikleri kararların temellerini anlamak bazen oldukça güç. Dizide görüyoruz ki Alex, bu girdaba kendi giriyor. Bizzat kendi tercihi. Ve bu tercihi dizi boyunca sürekli tekrarlıyor. Ona sürekli kaba davranan, zarar verme ihtimali yüksek olan Sean’a sürekli geri dönüyor. Denise, mağdurların ortalama 7 defa gidip geldiklerini söyleyerek, Alex’in hatalarının temelini bize daha ilk bölümlerde veriyor. Halbuki öbür tarafta ona oldukça iyi davranan, kibar ve Sean’a kıyasla kendini oldukça geliştirmiş bir Nate karakteri var. Alex, dizi süresince hiçbir şekilde onu tercih etmeye yaklaşmıyor bile. Tabii ki de Nate ona iyi davranıyor diye beraber olmak zorunda değiller. Fakat Alex bununla da kalmayarak ona saygısızlık yapmaktan da geri durmuyor. Asıl sorun da zaten bu. Alex’in kendisine saygı gösteren insanlara karşı tutumu.

Hayatta 2 seçeneğimiz var. İlk seçenek herkes için geçerli değil ve zaten kolay da değil: Okumak ve diploma sahibi olmak. Her aile çocuğuna okuma imkanı sağlayamayabilir. Geçenlerde sohbet ettiğim bir anne, bana çocuklarıma verebileceğim en iyi şey diploma sahibi olmalarını sağlamaktır demişti. Aynısını düşünüyorum. Kim olursanız olun, bir kadın ya da erkek, okuyun. Günümüzde artık üniversiteye gitmek de şart değil. Şahsen yapmakta olduğum mesleği bana okullar değil, internet öğretti. Kendinizi geliştirin. Eğer kendinizi geliştirmezseniz, iş öğrenmezseniz, sonunda isteseniz de istemeseniz de öğreniyorsunuz. Alex gibi. Bir mesleği olmayan Alex, dizi bittiğinde artık bir meslek sahibiydi ve ufak da olsa tanınan, saygınlığı olan biriydi. Bir mesleğiniz olursa, zor durumlarda bile sırtınız yere gelmez, en az zararla karanlıktan çıkmayı başarırsınız. Dizi bu konuda aslında güzel de bir örnek veriyor: Fakir ve eğitimsiz kişi, sevgilisinde ayrıldığı zaman ortada kalıyor ama zengin, kocasından ayrılsa bile güçlü kalabiliyor çünkü onu ayakta tutabilen bir kimliği var.

“Life is not easy for any of us. But what of that? We must have perseverance and, above all, confidence in ourselves. We must believe we are gifted for something and that this thing must be attained.”

~ Marie Curie

Konumuz işe gelmişken de “Low Pay” üzerine birkaç cümle kurmak istiyorum. Alex, herhangi bir meslek sahibi olmadığı için temizlikçilik yapıyor. Dünyadaki en basit, asgari meslek. Ve temizlikçiliğe en düşük ödemeden başlıyor. 6 saat çalışıp 9 dolar kazandığı bir sistemden bahsediyoruz. Hani gurbetçiler “bizler burada ikinci sınıf vatandaşız” diyorlar ya? Alex şimdi birinci sınıf vatandaş mı? Eğer ki diziyi izleyip, bakın sistem insanları böyle düşük ücretlere çalıştırıyor gibi bir çıkarım yapıyorsanız, orada durun derim. Çünkü dizi, son bölümlerinde bu düşüncenizi yanlışlıyor. Aslında çok basit. Eğer “asgari” bir elemansanız, en düşük ücretten, en kötü şartlarda çalışırsınız. Maalesef hayat herkese süper şartlar tanımıyor. Distopik, herkesin harika şartlara sahip olduğu bir evrende yaşamıyoruz ki bu evreni yaratmak da bize bağlı, oraya hiç girmiyorum. Alex, işe en kötü şartlarda başlıyor, sürünüyor, bocalıyor ama zamanla, işinde uzmanlaşıyor, fiyatını arttırıyor. Çünkü Alex, tecrübe kazandıkça işi bilen, önerilen, yaptığı iş takdir edilen birine dönüşüyor. 9 dolar ile başladığı macerasını 3 rakamlara kadar çıkarıyor. Burası yine önemli: Meslek sahibi olmak da yetmez, tecrübe her şeydir.

Biraz da aile kavramına odaklanmak istiyorum. Alex’in yaptığı en büyük hata, tabii ki bana göre, dizi boyunca bize aile kavramı sonuna kadar sorgulatılmasına rağmen aile bağlarını sıkı tutmaya çalışması. Annesinin ona hiçbir faydası yokken yanında götürmeye çalışması, zararlı olduğunu bile bile Sean’ı kendi ve kızının etrafında tutmaya çalışması. En çok şaşırdığım, Sean, birçok defa hayatını yokuşa sürse de Alex onu etrafında tutmaya devam ediyor. Çünkü onun, baba olduğunu kabul ediyor. Bir evladı çocuğundan ayırmak çok zalimce diyorsanız, finalde gerçekleşen tercih sizi üzmüş olmalı. Bazen verdiğimiz kararlar keyifli gözükmese de doğru olabilirler; sadece bir hayatınız var, ölünce her şey bitecek ve zaman akıp gidiyor. Bu sebeple geleceğinizi düşünmelisiniz. Alex’in kızını istismarcı babadan ayırması, verebileceği en iyi karardı ama bu kararı vermesi maalesef çok uzun sürdü. Sean’ı kızının doğum gününe çağırmasa mesela Sean bunu büyük ihtimal farketmeyecekti bile.

Alex, dizi boyunca onlarca yanlış karar vermesine rağmen takdir edeceğim bir şey yapıyor: Kızına bir kez bile bağırmıyor. Bir kere bile onu üzmüyor. Dizide, Maddy’ye sadece bir kere bağırılıyor. Ona bağıran tek kişi de baba, yani Sean. Üst paragrafta da bahsettiğim gibi, bazen hoş ve keyifli gözükmese de bazı kararlar vermemiz gerekir. Bu onların doğru olmadığı anlamına gelmez. Babanın, kızıyla hiçbir alakası olmadığını biliyoruz ama yine de baba deyip susuyoruz. Annenin ailesi ve kızıyla hiçbir alakası olmadığını biliyoruz ama yine de anne deyip bağrımıza basıyoruz. Halbuki, şu hayatta en başta biz varız ve en öne kendimizi koymalıyız. Bize engel olan ne varsa, üzerinden atlamalıyız. Bu ailemiz bile olsa, yapmalıyız.

“I believe in being strong when everything seems to be going wrong, I believe that happy girls are the prettiest girls. I believe that tomorrow is another day, and I believe in miracles.”

~ Audrey Hepburn

Sözün özü… Maid, okuyamamış bir kızın baskıcı bir adamın evinden kaçmasını ve temizlikçi olarak çalışıp zor günler geçirmesini anlatıyor. Fakat Euphoria’nın özel bölümünde Miss Marsha’nın da dediği gibi: Sorunlar sonsuza kadar sürmez, karanlıklar elbet aydınlığa çıkar. Bunu hayatımızın birçok noktasında hepimiz yaşadık belki de. Alex, çok zorlu bir dönemden geçse de, artık hayatının iyiye gideceğine eminiz. Çünkü artık, acı da olsa, büyüdü, nerede ne karar vermesi gerektiğini öğrendi. Unutmayın ki, dünya zorda olduğunuz zamandaki kadar kötü değil. İyi insanlar da var. Çalışırsanız, çabalarsanız ve kararlarınız doğru verirseniz, sonunda aydınlığa ulaşırsınız.

Ama diziden çıkarabilecek en önemli ders, özellikle kadınlar için, diplomanızı elinize alın. Meslek sahibi olun. Kendinizi kimsenin ellerine, kaderine bırakmayın. Şiddet, sadece fiziksel değildir. Duygusal ve ekonomik şiddet de vardır. Size, bir birey gibi davranmayan, şiddete meyilli insanlardan uzak durun; ekonomik olarak onlara kendinizi emanet etmeyin. Mesleğinizi elinize alın ve kararlarınızı doğru verin. Gerisi iyilik, güzellik ve sağlık.

Valerii Ege Deshevykh
Ukraynalı videographer ve fotoğrafçı. Korku Filmi Delisi. Aynı zamanda sinema yazarı.

Cılkını Çıkarmak: Halloween Kills

Previous article

Orta Çağ Maskulenitesinin Gerçek Yüzü: The Last Duel

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

More in Televizyon