0

Denizin bir ucunda aynı dili konuşan Amerikalılar var; ellerinde senaryo olmadığı, üretemedikleri için kendilerini tekrarlıyorlar. Denizin öbür ucunda ise İngiltere adında ufak bir ada var, birbirinden harika filmlere imza atıyorlar ama maalesef Hollywood kadar ilgi görmüyorlar. İngilizler; senaryo üretmek, yaratıcı olmak konusunda çok başarılılar. İşe yeni başlayanlar da böyle, işin ehli de böyle. Ben Blaine ve Chris Blaine’ın ilk uzun metraj çalışması olan Nina Forever 2016’ın en farklı, en zeki işlerinden. Senaryonun çıkış noktasını merak ettiğim film romantik komedi, korku karışımı bir çalışma. Romantik izlemeyi sevmeyen biri olarak gerçekten zevkle izledim. Hollywood’un birbiri ardına çektiği “aynı tarz” filmlerden sonra Nina Forever ilaç gibi geldi.

Bohem bir hava ile başlayan film, ilginç bir karakter ile tanıştırıyor bizi: Holly (Abigail Hardingham). Dışarıdan bakınca sorunlu bir karaktere benzeyen Holly iş yerindeki Rob (Cian Barry) adlı kişiye aşık olur ve onla bir şekilde temas kurmaya çalışır. İki karakter de içine kapanık ve pasif insanlar olduğundan, iletişim geç de olsa gerçekleşir ve en sonunda kendilerini aşarak son noktaya, evde romantik bir gece geçirmeye kadar gelirler. Film de tam olarak burada başlıyor. Holly ve Rob çılgınlar gibi sevişirken yatak kan revan içinde kalır. Bu kan kimden geliyor derken yatağın içinde bir el, bir ayak ve gözler belirmeye başlar. Sonra o eller ayaklar koca bir vücuda dönüşür. Holly ve Rob çığlık atarak yataktan fırlar. Yatağın ortasında ayağı kırık, bedeni soluk, her yeri kanlı bir kadın, Nina (Fiona O’Shaughnessy) yatmaktadır. Nina, Rob’un ölmüş eski sevgilisidir. Nereden, nasıl geldiği belli olmayan Nina artık Rob ve Holly’nin her sevişmesinde ortaya çıkacak ve onların aşk yaşamasını engel olacaktır.

Nina’nın ortaya çıktığı sahneye kadar acaba ne izliyoruz dediğim film Nina’nın çıkışı ile muhteşem bir ivme kazandı ve ortaya kocaman bir merak koydu. Nina neden ve nasıl ortaya çıkıyor? Neden sadece Holly ve Rob sevişirken çıkıyor? Soruların cevabı için tabii ki filmi izlemeniz gerek ama bu, benim gibi farklı fikirler arayan biri için gerçekten hayret verici bir olay. Nina’nın nüktedan bir kötü olması da filmi daha başarılı kılıyor. Esprili, laf sokan ve ölü olmasına rağmen sevdiğini bırakmak istemeyen gıcık bir kadın. Nina’yı canlandıran Fiona O’Shaughnessy harika bir performans çıkarmış. Nina’nın ölü bir beden olması ve çoğu yerinin kırık olmasından ötürü her hareket ettiğinde çıkan kemik ve et sesleri sizi rahatsız ediyor; bu sebeple de ses miksajı yapan arkadaşları tebrik ediyorum. Holly’yi canlandıran Abigail Hardingham ise tuhaf bir kadını gerçekten iyi canlandırmış. Ölü Nina ile mücadele etmek zorunda kalan Holly rolünün hakkını veriyor. Zaten İngiltere Bağımsız Film Ödüllerinde “En İyi Çıkış Yapan Kadın” ödülünü almış. Filmin en vasat ismi ise maalesef Rob karakteri.

Yönetmenler filmi çok temiz bir dille çekmişler. Seks sahnelerinde de cüretkarlığa izin vererek filmi gerçekçi kılmışlar. Nina’nın her yattığında saçları ile göğüslerini kapatmasını da bilerek yaptılarsa gerçekten güzel durmuş. Fikir, icraata geçtiği zaman değerlidir. Fikir akılda kaldığı sürece bir anlamı yoktur. İcraata dökülen fikrin de iyi bir şekilde işlenmesi gerekir. Nice güzel fikirler harcanıyor maalesef sinema perdesinde. Nina Forever bunlardan biri değil. Yönetmenler tadında bir senaryo yazmışlar. Film sıkmıyor, abartıya kaçmıyor, saçmalamıyor. Güzel başlıyor, harika ilerliyor ve çok doğru bitiyor. Özellikle sonunu gerçekten harika seçmişler. Sürprizli bir son olmasa da böylesine bir dünya için güzel bir tercih.

Bir romantik komedi için filmde çok fazla kan var. Hatta kan kullanımı o kadar fazla ki kan oyuncuların tenine yapışıyormuş. Onu da kayganlaştırıcı yağı sahte kana katarak çözmüşler. Zaten film bir romantik komedi için çok fazla ceset ve iğrençlik içeriyor. Bu da filmi en azından benim gözümde farklı kılıyor. Yepyeni bir tat arıyorum, aynı şeyleri izlemekten sıkıldım diyorsanız Nina Forever’ı denemenizi öneririm. İlginç karakterleri ve acayip senaryosu ile film kendini izlettiriyor. Seveceğinizi, beğenebileceğinizi düşünüyorum. Aslında güzel de bir festival filmi olurmuş ama kısmet olmamış anlaşılan. Umarım izleme şansına ulaşırsınız. Filmografinizdeki en ilginç filmlerden biri olacaktır, eminim.

10

Valerii Ege Deshevykh
Ukrainian Creative Director | Motion Picture Writer | Horror Freak

Sinemada Vampirlerin -Kısa- Tarihi

Previous article

Animeye Giriş: İzlenmesi Gereken 14 Anime

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published.