0

Pandemi koşulları sebebiyle vizyon tarihi sürekli ertelenip gösterimi en az 2 yıl uzayan No Time To Die, sonunda vizyona giriyor. Bu filme kavuşmanın mutluluğu artık bir yana Daniel Craig’i son kez James Bond olarak izlemenin burukluğunu yaşıyoruz. Şimdiye kadarki en iyi 007 olduğu konusunda hemfikir olduğumuz Daniel Craig kadar mükemmel bir aktörün ve Bond’un da zor geleceğinin kanaatindeyim.

No Time To Die, tamamen bitirilmiş bir şekilde sinemalarda gösterime girmeyi beklerken Hollywood’un en büyük film yapım şirketlerinden olan MGM batma noktasına gelmiş ve satılacağının açıklamasından kısa bir süre sonra Amazon tarafından alınmıştı. James Bond’un baş yapımcıları ise bunun üzerine Bond için çekecekleri filmlerin sinemalarda değil de Prime Video‘da yayınlanacağını düşünüp büyük bir endişe içerisine girmişlerdi. Fakat geçtiğimiz günlerde Bond filmlerinin yapımcısı Barbara Broccoli‘nin yaptığı açıklamaya göre Amazon ile her şeyin yolunda gittiğini, bundan sonra gelecek 007 filmlerinin de önce sinemalarda gösterim hakkına sahip olacağına dair söz aldıklarını bildirmişti.

5 film, 15 yıllık bir sürecin sonunda şimdi ve geriye baktığımızda dolu dolu geçen ve hikayenin her seferinde üstüne konulup bazı tercihler açısından geride kaldığı zamanlar olduğu Craig‘in bulunduğu Bond serisinde; hikaye hep bir önceki filmin devamı üzerine kuruldu. Casino Royale bu kapıları henüz daha yeni açarken filmin hikayesi, oyunculukları ve Daniel Craig‘in üzerimizde bıraktığı ilk etkiyle en sevdiğimiz film oldu. No Time To Die‘ın; sürekli birbirinin devamı olmuş bu filmlerin birbirine nasıl bağlandığını, her birinden izler taşıdığını ve veda ederken neden 163 dakikalık bir çalışma süresine sahip olduğunu bir nebze anlayabiliyoruz. Fakat bu süreçte bazı anlarda teklemesi, hantallaşması ise filmin göze batan tek kusuru oluyor.

Bütün bu süreye rağmen açıkçası fazladan bir 20 dakikaya daha ”hayır” diyeceğimizi düşünmüyorum. No Time To Die, MI: Fallout‘tan bu yana sinemada görmeyi özlediğim sağlam, oldukça temiz çekilmiş bir aksiyon filmi. Cary Joji Fukunaga‘nın rejisi tam potansiyel çalışırken hikayenin işleyişi; aksiyon, drama ve gerilim dozajı ile birleştiğinde oldukça oturaklı bir filme dönüşüyor. Yerinde kurtarılıyor ve odağı henüz kaybetmeden filme geri dönüyorsunuz.

Teknik olarak şaşırtıcı, yeni nesil bir aksiyon filmi izlediğinizi iliklerinize kadar hissederken; set tasarımlarının harikalığı bir kenara, sinematografisinin ve doğal ortamların filme olan katkısından söz etmeden geçemeyiz. Bazı yerlerde bir aksiyon filminden çıkıp gerilim filmine dönüşen,  bazı yerlerde ise dramayı yükseltip sizi neredeyse ağlatma noktasına getiren No Time To Die, sadece kendi kulvarında değil birçok farklı tür arasında gezintiye çıkarıyor. Bu film Fukunaga’nın kariyerindeki en başarılı yönetmenliklerden.

Bohemian Rhapsody ile Oscar’da hiç hak etmediğini düşündüğüm ”En İyi Aktör” ünvanına layık görülen Rami Malek’in villian performansı önceki Bond filmlerinde gördüğümüz kötülerden pek de farklı değil. Karton durması, psikolojik olarak yıkılmış derinliği olan bir karakter olma potansiyeli varken kendisine yeterli ekran süresinin gitmemesi de eksik kalan yanlarından. Lea Seydoux‘un, Spectre’ye nazaran bu filmdeki performansı ise karakteri olduğu yerden alıp bambaşka yerlere taşımasından da dolayı çok iyi.

No Time To Die‘ın 163 dakikalık süresine göre bazı yerlerde teklemesi beklediğimiz bir sorun olurken, filmin çalışan hikayesi; yapbozlu-bulmacalı oyunları ve kurgusuyla oldukça iyi işliyor. Kamera önünde ve arkasında çalışan herkesin sadece Daniel Craig’e değil birbirlerine olan vedalarına da ne kadar değer verdikleri keskin bir şekilde görülebiliyor. Mükemmel bir devir daha kapanırken Daniel Craig’in Bond’una dair güzel şeyler hatırlayacağımız birkaç anıya daha sahip oluyoruz. Ne yapıp edip sinemada izleyin, hatta imkanınız varsa IMAX’te. Pişman olmayacaksınız.

Daha da iyi filmlerde sinemada görüşmek üzere. Hoşçakalın..

7.8

Umut Tiryaki

Stephen King, Jeepers Creepers’ı Yazsaydı: Midnight Mass

Previous article

My Life Long As My Revenge: Kate

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *