0

Selamlar! Resident Evil Welcome To Raccoon City filmi 3 Aralık’ta vizyona girdi. Siz değerli okuyucularımız için; bu filmi detaylı şekilde ele aldım. Çünkü anlatacağım çok şey var.

Resident Evil evreni fazlasıyla geniş ve kurgusu itibariyle kişiyi içine çeken büyülü bir korku oyunu serisi. Bildiğiniz üzere bundan tam yirmi altı yıl önce; Capcom yapım şirketi Resident Evil adında bir oyun çıkardı. Ve seri daha önce; yönetmen Paul W.S Anderson tarafından beyaz perdeye aktarıldı.  Anderson evreni kafasına göre değiştirerek, büyük bir hataya yenik düştü. Alice adında yeni bir karakter yaratarak; üstüne oyunda yer alan kilit arz eden karakterleri hiçe saydı. Bu hatasıyla beraber  kendi ayağına kurşun sıktı ve ben dahil olmak üzere tüm hayranlar tarafından tepkiyle karşılandı.

Johannes Roberts ve Greg Russo tarafından senaryosu kaleme alınan Resident Evil; bu sefer “ilk ve ikinci oyun bir film olsaydı neler olurdu?” sorusunu izleyiciye sunarak karşımıza çıkıyor. Film tek bir filmle sınırlı kalmayacak. Oyunlarla paralel gidecek yedi tane film olması planlar dahilinde. Kaya Scodelario, Hannah John-Kamen, Robbie Amell, Tom Hopper, Avan Jogia, Donal Logue ve Neal McDonough rol alıyor.

2017 yılının başlarında, Resident Evil: Final Chapter’ın piyasaya sürülmesinden sonra yapımcı James Wan yaptığı bir açıklamayla, yeni bir Resident Evil filmi projesine dair ilgi duyduğunu belirtti. Daha sonra Constantin Film başkanı Martin Moszkowicz, film serisinin yeniden başlatılmasının geliştirildiğini açıklayarak yeni gelecek bir seri iddialarını kuvvetlendirdi.  Aynı ay, Wan, Greg Russo’nun yazdığı bir senaryo ile yeni bir Resident Evil filmi için görüşmeler yapıldı; daha sonra, Roberts hem yazar hem de yönetmen olarak işe alındı. Yeni filmin Milla Jovovich’li diğer seriden tamamıyla bağımsız olacağını hatırlatan Roberts,”Tabii ki bir Resident Evil serisi var ancak bu filmin onunla hiçbir ilgisi yok. Video oyun serisinin köklerine dayanan tamamıyla yeni bir orijinal hikaye hazırlıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Açıkça konuşmak gerekirse Milla Jojovich’in süper insan ve Albert Wesker tavırlı rolünü görmeye ne benim ne de diğer hayranların tahammülü var.

Nedendir bilinmez, Wan ve Russo projeden ayrıldı. Çekimler 17 Ekim 2020’de Greater Sudbury, Ontario, Kanada’da başladı. Pandemi sebebiyle film Mayıs 2021’de yeniden çekildi.

Şimdi seriyi bilmeyen değerli okuyucularımız için; özet niteliğinde birinci ve ikinci oyunun konularını açıklayacağım.

DAĞLARIN ARDINDAKİ YAMYAMLAR

Temmuz 1998 tarihinde Raccoon City’de bir takım yamyam cinayetleri işlenmeye başlamasıyla oyunun iç dünyasına giriş yapıyoruz.

S.T.A.R.S ekibi araştırmalar sonucunda cinayetlerin kaynağını Arklay dağlarına ulaştığı bilgisi edinir ve Bravo takımı bu bölgeye gider. Ama Bravo timinin helikopteri düşünce Şef Irons’ın verdiği emir ile bölgeye Alfa timi gönderilir. Ancak kendilerini bir kabus bekliyordur. Düşmüş bir helikopter ve saldırgan köpekler ile kabusa doğru yolculukları başlar. Gece uzundu. Kendilerini bekleyen tehlike konağa kaçıp saklanmalarıyla ortaya çıkacaktı.

Spencer Malikanesine saklanan ekip, cinayetlerin ana kaynağının aslında bir zombi olduğu gerçeğiyle yüzleşirler. Ellerindeki mühimmatı, o zombiye harcamalarına rağmen zombi ölmez, sadece başından vurulunca ölür. Konağı dolaşırken Bravo timinin hayatta kalan son üyesini, köşkün altındaki gizli bir laboratuvarda bulurlar. Gizemlerle dolu bu konakta insanları zombiye çeviren virüsünün sırrını keşfederler. Bu keşif Raccoon Şehri’nin sonunu getiren bir keşifti. İlerleyen yıllarda ise tüm dünyayı tehdit eden global bir sorun olacaktı.

Virüsün mucitlerinden eski Umbrella şirketi çalışanı Albert Wesker’la karşılaşan ekip, virüsün bir kaza sonucu yayıldığını öğrenirler. Wesker ekibi yok etmeye çalışarak onlara ihanet etmiştir. Tim ile canavarlar arasında büyük bir savaş yaşanır.  Barry Burton helikopterle gelerek tüm ekibi kurtarsa da  tim, henüz her şeyin daha yeni başladığının farkındadır. Özellikle Jill Valentine kendisini bekleyen acı bir kadere aylar sonra kucak açacaktı.

ZOMBİLER KAMARASINDA YAŞAM MÜCADELESİ

İlk oyundaki olaylardan 2 ay sonra Leon Scott Kennedy adında yirmili yaşlarında, çaylak “yakışıklı” bir polis  ve ilk oyundaki ana karakter Chris Redfield’ın kız kardeşi Claire Redfield’ın artık tamamen zombi istilası altında kalmış Raccoon Şehri’nde yolları kesişir. Claire şehre ağabeyi Chris’i bulmak için, Leon ise meslek hayatının ilk iş gününde şehre gelmiştir. Ama kendilerini bir an mahşerin ortasında bulan ikili; polis merkezinin bile zombiler tarafından işgal edilmiş olduğunu görünce şehirden kaçmaya karar verirler. Şehirden kaçmak asla kolay olmayacaktı. Mr X adında korkunç, dev ve adım attığı anda deprem etkisi yaratan bir biyo-organik silah olan yaratık tarafından kedi fare gibi kovalanacaklardı.

Leon ve Claire şehirden kaçmak adına ilerlediği her dakika içerisinde, yaşanan her şeyin Umbrella şirketinin suçu olduğunu ve aslında virüsü orduya satmak isterken yanlışlıkla tüm şehre yaydıklarını öğrenirler. Yolları bir noktada ayrılsa ve farklı insanlarla tanışıp kendilerini yaratıklarla savaşın ortasında bulsalar da  sonunda Umbrella’nın  NEST adı verilen tesisinde yeniden buluşurlar.

Bu tesis pek çok şeyin başladığı ama hiçbir şeyin çözülmediği bir yerdir. Kabus gibi geçen dakikalar içerisinde mutasyona uğramış her yaratıkla ve öldükten sonra virüsle kendisini hayata döndürüp ama mutasyona uğramış şekilde karşımıza çıkan bela bir William Birkin ile savaşırlar. Yaşanan bu kötü durumlar sonucunda, tesisi patlatmaya karar verirler. Son anda buradan kaçmayı başaranlar yalnızca Leon, Claire ve şehir içerisinde buldukları yetim çocuk Sherry olur. Artık bir amaçları vardır; hayatta kalmak ve Umbrella şirketini tamamen ortadan kaldırmak.

GÖRSEL EFEKTLERİN BÜYÜSÜ

Filme ait en sevdiğim detaylara başlamak gerekirse; Remake oyunlarıyla paralel ve aynı giden teması oldu. R.P.D’nin görüntüsünden tutun, yetimhanenin dışarıdaki kamera açısı; bana Remake 2 oyununun içerisinde olduğumu hissettirdi. Leon ve Claire’ı üçüncü bir göz olarak uzaktan izlemek bana büyük bir keyif verdi. Yönetmenin kullandığı kamera açısı tekniği ise; izleyiciyi ekrana mahkum eden bir açıya sahip. Koltuğunuzda otururken zombilerin ani çıkışları sizi ip gibi geriyor ve 107 dakika süren bu filmden anlamsız şekilde zevk almaya başlıyorsunuz.

Filmi izlediğim esnada dikkatimi en çok çeken şey; Claire’ın elindeki kırmızı, yeşil ve mavi anahtarlar oldu. Açıkça konuşmak gerekirse bu detay beni çok mutlu etti. Bu anahtarlar Remake 2 oyununda çok büyük önem arz ediyor. Kırmızı anahtar Claire tarafından; mavi anahtar ise Leon tarafından R.P.D içerisinde kilitli olan kapıları açmak için kullanılıyordu.

Filme ait en sevdiğim ikinci detaya parmak basmak gerekirse; R.P.D karakolunun resepsiyon kısmı oldu. Remake 2 oynadıysanız eğer ve bu filmi izlerseniz; Leon’ın R.P.D resepsiyonunda oturmuş halde uyuklarken göreceğiniz o muhteşem heykel detayı sizi aşırı derecede mutlu edecek. Şahsen ben çığlık atacak gibi oldum. O an beyaz perdede bu sahneyi gördüğüm için kendimi müteşekkir hissettim. Biliyorum, abarttığımın farkındayım ama; bir Resident Evil hayranıyım ve bu detayı gördüğümde kendimi GERÇEKTEN oyunun içerisinde yer almış gibi hissettim.

KÖTÜNÜN İYİSİ BİR SENARYO VE KÖTÜ OYUNCU SEÇİMİ

Filme dair sevmediğim detaylara başlarsak saymakla bitmez. Çelişkili bir eleştiri olduğunun farkındayım ama oyuncu seçiminin kötü olduğuna değinmeden geçemem. Her şey tastamam iken nasıl oyuncu seçimleri bu kadar kötü olur ki diye isyan etmekten çekinmeyeceğim.

İşin aslı Claire için aklımdaki tek kişi Emilia Clarke idi. Ama Kaya Scodelario Claire Redfield rolüne hem tipolojik olarak hem de mizaç açısından uyum sağlıyor. Eşeğin aklına kazığı sokmak bu olsa gerek. Ama  diğer oyuncular için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Albert Wesker gibi aşırı derecede kötü ve kaostan beslenen adam nasıl olurda Tom Hopper gibi birisi canlandırır ki? Oyunlardaki Wesker nerede? Filmdeki Wesker kimdi? Açıkçası fazlasıyla tadımı kaçıran bir detaydı. Benim görmek istediğim Wesker ne tipolojik ne de karakter olarak görmek istediğim Wesker değildi. Şimdi şöyle bir soru soracağım sizlere. Prometheus filmini izlediniz mi ? İzlediyseniz eğer Michael Fassbender orada başrol. Eğer Fassbender bu filmdeki tipolojisiyle Wesker olarak karşımıza çıksaydı neler olurdu? Sizin yerinize ben cevaplıyorum. Kötü adam rollerine de aşina olduğumuz bu muhteşem oyuncu bizlere sinemada görsel şölen yaşatırdı. Oyunculuğu sayesinde de ağzımız açık halde Albert Wesker hayranı olurduk.

Oyuncu seçimlerinin en kötüsü açık ara Leon Kennedy olabilir. Oyunlarda gördüğümüz havalı havalı dolaşan, cümle kurarken bile olgunluğunu ortaya koyan en önemlisi ise silah kullanma konusunda asla toy olmayan Leon Kennedy nerede? Yok, göremedim. Avan Jogia tarafından hayat verilen Leon Kennedy karakteri fazlasıyla hippi takılan ergen gözüyle aktarıldı. Tipolojik olarak uyum sağlamazken karakterinin oyundakinden uzak olması benim için en büyük hayal kırıklığı oldu. Avan Jogia olsa olsa muhteşem bir Carlos Oliveria olurdu. Filmde roket atar ile olan sahnesinde William Birkin’i alaşağı ettiğinde “Al bakalım pislik!” dediğinde Resident Evil 3 Remake oyununda Carlos’un Nemesis’e küfür ederek roket atarla ona saldırdığı sahne aklıma gelmişti.

Leon Kennedy gibi aşırı havalı karakteri taşıyabilecek tek kişi nitekim Jensen Ackles’dan başkası değil. Ses tonundan tutun; her şeyine kadar tam anlamıyla Ajan Kennedy.

Oyuncu seçimlerini uzun uzun ele alırsam bu liste uzayıp gider. Son olarak görmek istediğim ama filmde olmamasından ötürü hayal kırıklığına uğradığım diğer nokta; MR X’i görememek. Ben neden Licker’ı gördüm. Licker varsa neden MR X yok? MR X gibi korkutucu karakter eğer bu filmde olsaydı, korku filminden başka bir şey izlemez olurduk. Oyunu oynayan bir hayransanız bilirsiniz ki; MR X’in ayak sesi bile korkudan titremenize neden oluyor.

Diğer filmlere nazaran senaryo bana istediğim doyumu verdi. Filmin süresi eğer 107 dakika yerine 2 saat 35 dakika olsaydı; senaryo kötünün iyisi yerine tam anlamıyla oyunla paralel ilerleyen bir senaryo haline gelirdi. Bizler ise Supernatural’ın Scooby Doo bölümünde televizyon içinde farklı bir evrene hapsolan birer Dean ve Sam olurduk.

Elif Çağla
Makyaj sanatçısı, orta dünyalı bir sinefil ve içerik yazarı.

Büyük Pencerede Küçük Bir Şov: Foundation

Previous article

İlk Göz Ağrımız: Spider-Man No Way Home

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published.