2

Star Wars’un 3. gelişinin en iyi ihtimalle çalkantılı olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz. Lucasfilm’in Disney çatısı altına girişinden bu yana üretilen içerikler, yeni bir nesli Star Wars ile tanıştırmayı başardıysa da çekirdek hayran kitlesinde karmaşık tepkilere yol açtı. 2019’daki The Rise of Skywalker felaketinin bu anlamda en azından uzun süredir hemen her konuda ayrışan hayranları “ortak düşman” karşısında birleştirdiğini söyleyebiliriz. Hemen ardından gelen The Mandalorian ise biraz yeni ufuklara göz kırpışı ama büyük oranda da hayran tatminine yönelik hareketleriyle geniş bir kitlenin sevgisini kazandı.


Burada dönemin animasyon işlerine (Star Wars: Rebels, Clone Wars, The Bad Batch, Star Wars: Resistance) özellikle değinmiyorum, çünkü ne denerlerse denesinler Clone Wars’un yayınlandığı dönemki konumuna benzer şekilde hayran kitlesinin sınırlı bir kısmı tarafından takip edilme lanetinden kurtulabildiklerini düşünmüyorum. The Bad Batch’in, hayranların The Mandalorian’ın ikinci sezonu ile körüklenen Star Wars açlığını bile büyük ölçüde söndürdüğü göz önüne alındığında, Star Wars: Visions’ın pek de büyük bir etki yaratmasını beklemiyordum.

“7 animasyon stüdyosundan 9 anime kısa filmi” konsepti fazlasıyla çekici görünse de, yayınlanan ilk fragman beklentilerimi değiştirmedi. İlginç görünen birkaç iş olsa da, geneli sadece tarz olarak ayrışan işlerden oluşuyor gibiydi. Dokuzuncu bölümü henüz bitirmişken gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, daha fazla yanılamazdım. Visions, Disney dönemi Star Wars’undan çıkmış en cesur iş. Ve hedeflediği şey olma yolundaki bu cesareti, başarısının arkasında yatan en büyük etken.


Daha fazla ilerlemeden şunun altını çizeyim, bu bir Star Wars: Visions incelemesi değil. Okumayı bitirdiğinizde “Ben bu işi izlemeli miyim?” sorusunun cevabını bulabileceğiniz bir yazı belki, ama hangi bölümlerin neler anlattıklarını özetleyen ya da dokuz ayrı işin niteliğini yetersiz bir puanlama sistemine hapsederek değerlendirmeye çalışan bir şeyler okuma beklentisindeyseniz yavaşça uzaklaşın derim. Yine de bir önceki paragrafta Visions’ın başarılı olduğunu ima ettiğim için, bu tanımı biraz daha netleştirme ihtiyacı duyuyorum. Visions’ı, beklentilerinizi ne kadar karşıladığı değil de yaratıcılarının hedeflerini ne kadar tutturduğu üzerinden değerlendirirseniz izlediğiniz en başarılı Star Wars içeriklerinden birisi olduğunu söyleyebilirsiniz.

Bölümler özelinde bir değerlendirmeye girmeden 9 kısa filmlik bu anime antolojisi hakkında bir şeyler söylemek gerekirse: Hem Star Wars hem de anime olmayı aynı anda başarabilen bir iş Visions. Tabii bu fazlasıyla kişisel bir yorum. Hem anime türünün hem de Star Wars’un sizin için ne ifade ettiği, yukarıdaki cümleye bakış açınızı fazlasıyla değiştirebilir. Ama istisnasız tüm kısa filmleri yapan ekiplerin hem Star Wars’u yürekten sevdiğine hem de farklı anime tekniklerinin özünde yatan elementleri fazlasıyla iyi kavradığına eminim. Visions’ı bu kadar çeşitli ve içten yapansa hemen yaratıcı için Star Wars’un farklı bir şey ifade ediyor oluşu. Keyif almayan insanların yaşadığı yegane sorunun da kendi Star Wars vizyonları dışında bir şeyler izlemek istememek olduğuna inanıyorum bu yüzden. İşte tam da Star Wars’un neler olabileceği, farklı insanların bu devasa içerik yığınında nelerle gönül bağı kurmuş olabileceği noktasında yeni bakış açıları sunduğu için çok sevdim ben Visions’ı.


Eğer içinizden yükselen “Bu benim Star Wars’um değil!” sesini bastırabilirseniz, her filmin ya evrene yeni bir şeyler eklediğini ya da var olan kavramları farklı açılardan ele aldığını göreceksiniz. Hayranların hep bir ağızdan “DEVAMI GELSİN!” demesinin en büyük nedeni de bu tazelik zaten. Aynı formülü  ufak değişikliklerle uygulayan filmlerden ve araya serpiştirdiği ufak hayran tatmincilerine bel bağlayan dizilerden uyuşmuş ve hayal gücü sınırlanmış bir hayran kitlesini yeni ufuklara götürmeyi deniyor Visions. Üstelik bunu yaparken orijinal Star Wars’un da fazlasıyla esinlendiği uzak doğu köklerini bir an olsun unutmuyor.

Yalnız bir roninin hikayesini anlatan The Duel, daha ilk karesinden Kurosawa’nın Yojimbo ve Yedi Samuray’ını hatırlatıyor. Yine samuray kültürünün imzalarından daishonun hikayede önemli bir yer tutması da Japon kültürüne olan bağlılıklarını kanıtlıyor. The Twins bölümünün sonu bize epik anime dövüşlerinden kesitler sunarken, modern bir Pinokyo tasviri olan TO-B1 açıkça anime kültürünün çekirdeğinde yatan Astro Boy’a selam çakıyor. Ama Visions’ın uzak doğu etkisi sadece görsel anlatı diliyle de sınırlı değil. The Village Bride, The Elder ya da Lop & Ocho gibi bölümlerin işledikleri temalar da Japon anlatısında sıkça kendini gösteren motifler. Tüm bunları Star Wars kültürüyle ustalıkla birleştirmeyi başarırken evrenin kurallarını sık sık esnetmekten de çekinmiyor Visions. Işın kılıçlarının bıçaklarını değiştiriyor, herkese samuray kıyafetleri giydiriyor ya da sahneleri animelerden aşina olduğumuz robotlarla dolduruyor ve bundan bir an olsun pişmanlık duymuyor.


Ama bu değişikliklerin hiçbiri, Star Wars’a bir saygısızlık değil. Çünkü ekiplerin hepsi, değiştirdikleri şeylerin Star Wars’un özü olmadığını biliyor. Bu anlamda da şaşırtıcı derecede Star Wars hissettiriyor antoloji. “378 Easter Egg” videolarından Star Wars evrenine dair bütün görsel referansları izleyebilir, hatta belki Legends dönemine atıfta bulundukları detayları bile öğrenebilirsiniz ama bunlara hiç ihtiyaç duymuyorsunuz izlerken Star Wars evreninde olduğunuzu hissetmek için. Zihninize kazınmış melodilere yapılan ufak değişiklikler, etkilendiğiniz repliklerin yerlerinde kullanımları gibi zarif dokunuşlarla o uzak galaksi atmosferini mükemmel yakalıyor tüm filmler.

The Last Jedidan beri belki ilk kez, arka planda yaptıkları işin istedikleri gibi olmasını umursayan insanların çalıştığını hissettim Visions’ı izlerken. Sadece bu bile, takdirimi kazanmaya yetti. Bu hikayelerin sonu ne olur ya da bir devam sezonu gelir mi gelmez mi bilmiyorum ama uzun bir aranın ardından yeniden Star Wars’un geleceğine dair umutlu hissediyorum. Umarım Visions’ın başarısı, Disney’in Star Wars’un geleceğini şekillendirecek film yapımcılarını daha özgür bırakması yönünde bir adım olur. Güç bizimle olsun!

Tuncer Haydarlar
Bilimkurgu, fantazya ve korku edebiyatı tutkunu. Sinema sever. Amatör yazar, çizer, çalar, söyler. Boş zamanlarında çizgi roman çevirir.

Tam Anlamıyla Yanlış Bir Dönüş: Wrong Turn

Previous article

Yaparsan Suçlusun… Yapmazsan da: BAC Nord

Next article

You may also like

2 Comments

  1. Projeye ortalama 5.9/10 oy veren birisi olarak detaylı bir inceleme yazsaydım defalarca “Visions’ı, beklentilerinizi ne kadar karşıladığı değil de yaratıcılarının hedeflerini ne kadar tutturduğu üzerinden değerlendirirseniz izlediğiniz en başarılı Star Wars içeriklerinden birisi olduğunu söyleyebilirsiniz.” sözünün altını çizerdim. Çünkü ben de ister istemez bu hataya düştüm. Üstüne düşününce stüdyoların gerçekten hedeflerini çok başarılı bir şekilde on ikiden vurduğunu görüyor insan. Yaratıcılar bize bildiğimiz Star Wars’u değil, kendi hayallerindeki Star Wars’u izletti ve bence topluluk bilmese de bu perspektife çok ihtiyaç duyuyor. Senelerdir ürettiğim Star Wars içeriğinde kullanmak için elimden geleni yaptığım çeşitli perspektiflere bir ekleme yaptığın için teşekkür ederim Tuncer.

    1. Yazdıklarımı açık fikirlilikle okuyup fikrini değiştirebilecek kadar alçak gönüllü olduğun için ben teşekkür ederim esas. Bir kişiden bile şöyle bir yorum geliyorsa, yazı amacına ulaşmış demektir zaten 🙂

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

More in Anime