0

2017 yılında A Ghost Story ile çoğu insanı filmine hayran bırakmış ve kendisini çok sevdirmiş David Lowery; gelecekte, yaşayan en iyi yönetmenlerden biri olarak anılacağının sinyallerini bundan tam 5 sene önce vermişti. Sonrasında 2018’de The Old Man & the Gun ile karşımıza çıkmış ve A Ghost Story kadar sevilen bir filme daha imza atmıştı. Her türe yatkınlığını ispatlamaya çalışan bu vizyonerin ismini daha fazla anacak ve kariyeri boyunca da yakından takipçisi olacaktık.

Geçtiğimiz sene mayısta vizyona girecek olan son filmi The Green Knight ise pandemi nedeniyle defalarca ertelenerek son birkaç yılın en iyi sinema yıllarından biri olacağını düşündüğüm 2021’in, en merakla beklenen filmlerinden birine dönüştü. Ve 2021, bize ilk güzel filmini bahşetti. David Lowery, The Green Knight’ı uyarladığı şiiri onlarca parçaya bölüyor, tersine döndürüyor ve hikayesini ilmek ilmek dokuyor.

Sir Gawain, bu filmin uyarlandığı şiire ve Britanya Mitolojisi’ne göre asil, cesur ve onurlu bir Yuvarlak Masa Şövalyesi’dir ama The Green Knight’ın yazarı Lowery’e göre şövalye olabilecek hiçbir özelliğe henüz sahip değildir. İşte tam bu noktada Lowery’nin, esas hikayeyi onlarca parçaya nasıl ustalıkla bölebildiğini görmeye başlıyoruz. Şiirde anlatılmak ve verilmek istenen mesajı koruyan ama her şeyi tepetaklak edip karakter gelişimi konusunda üst düzey bir iş çıkaran Lowery, filmini kutsal bir mite dönüştürüyor.

Gözlerimizin önüne serilen her bir sahne, bir sonraki sahnenin habercisi ve yol göstericisi oluyor. Lowery sizi oturduğunuz koltuktan alıp bir zaman yolculuğuna çıkarıyor ve onun kamerasının durduğu her yere sizi de yanında sürüklüyor.

Necmi Ağıl’ın çevirdiği, YKY’nın Kazım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi’nde ‘’SIR GAWAIN ve YEŞİL ŞÖVALYE’’ şöyle tanıtılır:

On dördüncü yüzyılın sonlarında kimliği bilinmeyen bir şairin yazdığı Sir Gawain ve Yeşil Şövalye dolaylı bir ahlak dersi olmasının yanı sıra aynı zamanda bir büyü, korku, baştan çıkarma ve macera hikayesidir. Noel akşamı, elinde koca bir baltayla Arthur’un şölenine dalan, atı da kendisi gibi yemyeşil bir şövalye, kralı bir oyuna davet eder. Kralın yerine bu meydan okumayı kabul eden Gawain adlı şövalye hikayenin devamında hem fiziksel, hem ahlaki açıdan sınanacaktır.

Yeşil Şövalye’nin oynamak istediği oyun: Kral Arthur’un bu Noel davetinde bulunan genç şövalyelerden birinin ya da kralın öne çıkması ve bu kim veya ney olduğu belli olmayan Yeşil Şövalye’nin boynuna onun sunduğu baltayı indirmesidir. Ancak baltayı Şövalye’nin boynuna indirme şerefine nail olan kişi bundan tam 1 sene sonra Camelot’tan 6 günlük bir mesafede bulunan Yeşil Şapel’de bu gizemli adamı bulacak ve aynı karşılığı vermesi için Yeşil Şövalye’nin karşısına geçmesi gerekecektir. Filmde balta sunulur ama Gawain, Arthur’un kılıcı Excalibur’ı kullanır.

Bu yolculuğun filme göre o andan itibaren başlaması gerekir, şiirde ise tam 1 yıl sonra başlaması yeterlidir. Anonim şairin Gawain’i, zaten bir şövalyedir ve canı pahasına olacak bir sona her zaman hazırlıklıdır. Ama Lowery’nin Gawain’i ise Kral Arthur’un yeğeni olmasına rağmen eğitimsiz, aklı bir karış havada genç bir delikanlıdır. Bunun bir oyun olduğunu düşünür ama oyunun daha tamamlanmamış olduğunu düşünemez. 1 yıl sonra bir yolculuğa bile çıkmasının gerekmediğine inanır.

Şiire göre Gawain’in çıktığı yolculukta ‘’her geçitte, derede davetsiz bir düşman’’ ile karşılaştığı söylenir. Lowery’nin Gawain’i ise karakterin gelişimine katkıda bulunup sınanacak, belki de sonunda canına mal olacak bir oyun için bu yolculuğu yaşar. Yönetmenin değiştirdiği her bir parça The Green Knight’ın iyi bir film olarak karşımıza çıkabilmesi için yegane sebeplerdir. Eğer Lowery, şiiri birebir uyarlasaydı karşımıza içi boş ve neden sonucu olmayan sadece görselliği iyi, bütünü itibariyle kötü bir film çıkacaktı. Ama işte bu film tam bu noktada bize ne kadar iyi bir film olduğunu kanıtlıyor.

Dev Patel’in, o zamana kadar sadece Arthur’un yeğeni olabilen Gawain performansı Patel’in belki de şimdiye kadar canlandırdığı karakterler arasında en iyi performanslardan birine dönüşüyor. Alicia Vikander son zamanlarda kendisini izlediğimiz filmler içinde en akılda kalıcı performansını gözler önüne seriyor. Geriye kalan oyuncular ise filmin her anında sizi bu dünyanın atmosferinde tutabilmek adına teşvik edici derecede iyi karakter portreleri sunuyorlar.

David Lowery’nin neredeyse ilk filminden bu yana bir şekilde birlikte çalıştığı müzisyen Daniel Hart, The Green Knight müziklerini baştan sona kendisi hazırlıyor ve ortaya sanki orta çağ ozanlarına ve çalgılarına eşlik ettiği bir koroyla unutulmaz ezgiler çıkarıyor. Öyle ki filmden çıktığımdan bu yana OST albümünü tekrar tekrar başa sarıp dinliyorum. Filmi gözlerinizi kapatıp kulaklarınızla dinlediğinizde bile kendisinden daha etkileyici olabileceği ise kaçınılmaz bir gerçek.

Lowery’nin şiiri bir film olabilmesi için değiştirdiği yerlerin temelinin anlamsız kaçtığı yerler de olabiliyor. Bu da sizi filmden bazı anlarda uzaklaşabileceğiniz yerlere sürüklüyor. Mesela sizlerin de filmi izlerken devamında fark edeceğiniz şekilde yazarsam Gawain’in, Yeşil Şövalye’nin oyun teklifini nasıl bir anda atlayıp kabul ettiği motivasyonunu anlamakta zorluk çekebiliyorsunuz.

Benim için uzun olan bu yazıyı hala okuyabiliyorsanız itiraf etmek istediğim bir şey var. Ben bu filme kadar Lowery’nin hiçbir filmini beğenmemiştim. A Ghost Story’i bundan 5 önce 19 yaşımda izlemiştim ve The Green Knight itibariyle bu filmi artık yeniden izlemem gerektiğini düşünüyorum. Fikrim öncesi için değişir mi bilemem ama David Lowery ve bu inanılmaz son filmi hakkında düşüncelerim baki kalacak ve günler geçtikçe daha da büyüyecektir.

Kısacası The Green Knight, The Lighthouse’dan bu yana sinemada şahit olduğum en iyi film. A24’ün son birkaç senede çıkardığı her bir film ve bu filmlerin genç yönetmenleri, yıllardır bize sinemayı neden bu kadar sevdiğimize dair yadsınamaz güzellikler sunuyorlar. Safdie Brothers’ın Uncut Gems’i, Eggers’in The Lighthouse’u, Perkins, Aster ve daha fazlası. Bazılarının filmlerini sevmesem de sektöre can suyu oluyorlar ve çok değerli Amerikan bağımsızlarına imza atıp sinemaya katkıda bulunuyorlar.

The Green Knight, ev sinemasına bırakılmaması ve kesinlikle iyi bir sinema salonunda deneyimlenmesi gereken neredeyse kusursuz muhteşem bir film. Henüz vizyondayken kaçırmamanız dileğiyle ve daha da iyi filmlerde sinemada buluşmak üzere. Herkese iyi seyirler.

9.2

Umut Tiryaki

Artistic Chaos of Metamorphosis For Art: Bliss

Previous article

İyi Deneme, Vasat Sonuç: Old

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *