0

15 Nisan 2017. İlk festivalimde neden kendisini sinemada görmek istediğimi, bileti ne sebeple almak istediğimi bile hatırlamadığım Raw’ı kapanan Rexx’te, İstanbul Film Festivali’nde ilk izleyişimden bu yana 4,5 yıl daha gitti hayatımdan. Film bitmedi ve salondan çıktığım ilk andan bu yana benimle birlikte yaşamaya devam etti. Julia Ducornau gibi bir yönetmenle ilk tanışmamızın ve böylesine güzel bir filmin sinemaya olan bağlılığım üzerine kattığı anlayış ve biçimciliği için üzerine dökeceğim dil de taa buradan Fransa’ya yol olur açıkçası. Sadece o yılın değil, son birkaç yılın da en iyi filmlerinden biri olduğunu düşündüğüm Raw’ın yönetmeni Ducornau’nun yeni filmini o zamandan bu yana büyük bir heyecanla bekliyordum. Takvimler 8 Ekim 2021 Cuma gününü gösteriyor ve ilk gösterimini Cannes’da yapıp Altın Palmiye’ye layık görülmüş Titane’a, Filmekimi’nin bu yılki ilk gününde ARTIK kavuşmuş bulunmaktayım.

Sürecin işleyişi bizler için çok yavaştı. İlk görüşte aşık olduğumuz yönetmen sadece ilk filmiyle, delicesine aşık olup üzerine çıldırdığımız bir filmle çıkagelmişti. Kendisiyle ilk tanıştığımızda aramızdaki elektrik diğer bütün yönetmenlerden daha farklıydı. Ducornau, birkaç yönetmeni içinde yaşatıyor, ruhlarıyla veya izleriyle.. ama tamamen bambaşka birisi, direkt kendisi. Değil şimdi, bundan belki de 5, 10 hatta 20 yıl sonraki çekeceği filmlerle birlikte bütün kariyeri için apayrı heyecan duyduruyor. Bir efsanenin ilk anından beri doğup yürümesine şahit oluyoruz adeta.
Bu yazı hiçbir sürprizbozan içermeyecek. Titane ile ilgili aslında hiçbir şey öğrenmeyeceksiniz. İzleyip görmelisiniz. Konusunu bilmemelisiniz. Sırlarla dolu, bir sonraki sahnede ne olacağını kestiremeyeceğiniz filmi ben nasıl bir şekilde deneyimlediysem siz de o şekilde deneyimleyeceksiniz. Çünkü size konusu hakkında vereceğim en ufak bir kelime dahi filmi izlerken keyfinizi büyük ölçüde kaçırabilir. Öyle bir yazıya denk geldiğinizde, hatta 2. paragrafında özet yazmaya başlayan biriyle karşılaştığınızda hiç arkanıza bakmadan olabildiğince uzağa kaçın. Kimsenin fikirlerinizi ve film hakkındaki düşüncelerinizi suistimal etmeye hakkı yok. Vizyona girerse, gidin görün ve kararı kendiniz verin. Bana güvenin.

Julia Ducornau belli bir kulvara adapte edemeyeceğimiz ama birden çok türü ve referansı içinde barındıran, izlerken taktığımız maskeden ziyade Titane’ın rahatsız ediciliği ve sıradışılığından dolayı nefes almakta zorlandığımız bir filmle çıkageldi. Tek planlı açılış sekansıyla, kamerasının netliği ve ilerleyişinde, daha ilk anda içine girip bir sonraki sahnede ne olacağını kestiremeyeceğiniz Titane’ı beğenip beğenmediğinizi bittikten saatler sonra, belki de günler sonra anlayacaksınız. Cronenberg’in 20. yüzyılın ortalarından sonra yaptığı ve inişli çıkışlı yönetmenlik kariyerinde başarıp başaramadığı ne varsa Ducornau, 21. yüzyılda daha modernist, içine girmesi oldukça zor, karakterlerinin saklı iç dünyalarının seyircisi ile bağ kurmasını istemediği daha farklı filmlere imza atıyor. Sürekli gişe, hatta birbirinin benzeri ”sanat filmi” adında izlediğimiz onlarca film arasında Titane; bu sebeple benim için farklı bir yere oturuyor çünkü sıradışı, beklenmedik ve nefes kesici. Tıpkı Raw gibi.
İlk filmi Raw ile kıyaslamaların olduğu Titane’ı bunun üzerine incelemek yanlış ama hangisi daha iyi film dediğimizde Raw açık ara farkla birinci olur. Yıllar uzayıp geçtikçe yönetmenin stilize ve karakteristik sinemasına daha çok hakim olacağız. Ducornau bir başkalarıyla değil, kendi yaptığı filmlerle yarışacak çünkü alanında ondan daha iyi bir rakibi en azından şimdilik, kesinlikle yok.

Titane başlangıcından sonuna kadar ne olacağı kestirilemeyen, vahşetin içedönük psikobozuk yaklaşılamayan karakterinin yanı sıra hikayesi ve senaryosu açısından Ducornau tarafından sürekli kurulumu yapılan ama sonra birden bozulan, seyircisiyle oynamasını bilen iyi bir film. Neye uğrayacağınız tamamen sürpriz ve izlemesi yer yer olabildiğince zor. Filmden önce fragmanı son kez baştan izleyin. Derin bir nefes alın ve içeri girmeye hazır olun. Artık Ducornau’nun fantezi dünyasındasınız.

7.4

Titane, Raw'dan bu yana Ducornau'dan beklediğimiz sırlarla dolu, sıradışı bir sürpriz. Hepimizin uç noktalarda arafta buluşacağı filmin hesaplı tekniği, gelgitlerle bezeli yapıbozumcu fantezi dünyası, senaryosu ve duygusal titanyum temposu olabildiğince işliyor.

Umut Tiryaki

Duyguların Dansla Buluşması: Blindspotting

Previous article

Vasat Kumarbaz: The Card Counter

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *