0

Yazı serimin ilk yazısında John Wick’i işlemiş, bunu da kült filmlerin yıllardır işlenen karakterlerinden artık sıkıldığım için yaptığımı yazmıştım. Tanıtılması gereken yeni karakterler olduğunu ve bence artık bu karakterlere odaklanmamız gerektiğini düşünüyorum. Warren ailesinin de üzerine konuşmamız gereken özel bir ikili olduğu kanısındayım.

Daha önce de yazdığım gibi, karakter yaratmak zor ve meşakatli bir iş. Yazdığınız karakterin başarılı olabilmesi sadece sizin kaleminize de bağlı değil. Karakterinizin oynayan kişi ile uyum sağlayabilmesi, hatta o kişinin de bu karaktere bir şeyler katabilirse gerekmektedir. Bunların 3’ü de oluştuğu zaman karakter, filmi tek başına taşıyacaktır. İki seçeneğiniz mevcut. Ya kimsenin tanımadığı özel bir karakter yaratmanız gerek. Ya da özel hayatınızda gördüğünüz kişilerin bire bir kopyalarına imza atmanız gerek. Bu tercih de tabii ki senaristin ve yönetmenindir.

Ed ve Lorraine Warren, korku sinemasının uzun süredir görmediği derecede başarılı ve derinlikli bir aile. Warren ailesini çekici kılan şeylerden ilki hala hayatta olan gerçek insanlar olmaları. İkili, yıllardır şeytanlarla mücadele ettiklerini ve hayatlarında birçok olaya karıştıklarını söylüyorlar. Hatta bu konuda saygın bir konumdalar. Warren ailesinden ve onların maceralarından etkilenen Chad Hayes ve Carey W. Hayes da ikiliyi beyaz perdeye taşımaya karar veriyor. İlk kez The Conjuring ile karşımıza çıkan aile, 5 kızlı bir aileye musallat olan şeytanı kovmaya çalışıyorlardı. Görünüşte birçok filmde karşılaştığımız klasik şeytan avcısı gibi dursalar da aslında çok derin bir yapıları ve birçok karakterde olmayan uzun bir geçmişleri var.

The Conjuring, hikayeye Annabelle ile başlıyor. Warren ailesinin deyişiyle yaşadıkları “en korkunç” olaylardan biri. James Wan’ın dediğine göre kendisi Annabelle’in bu kadar tutacağını hiç düşünmemiş. Normalde hikayeye Annabelle ile başlanmasının sebebi, bizi Warren ailesi ile tanıştırmaktır. Hayes’ler, filmlerinin başarılı olmasını istedikleri için filmdeki herkesin arka planını detaylıca çiziyorlar. Warren ailesi, yıllardır bu işle uğraşan bir aile olarak tanıtılıyor. Fakat bunu lafta bırakmayıp Annabelle vasıtasıyla yaptıkları bütün işleri depoladıkları depo da gösteriliyor. Bu, Warren’ların işlerinde ne kadar uzman olduğunun bir göstergesi. Depo vasıtasıyla ailenin işindeki başarı oranını görmüş oluyoruz. Daha filmin başında, Warren’ların sıradan bir şeytan avcısı olmadıklarını anlıyoruz ve filmi de bu altyapıyı bilerek izlemeye başlıyoruz.

Ardından Warren’ların bir konferans verdiklerini görüyoruz. Kısa dipnot: Warren ailesi filmdeki konferans sahnesinde en önde oturuyorlar. Devam edelim… Klasik bir korku filminde film, şeytanın musallat olduğu aile ile başlar ve peder, papaz ya da şeytan savurucu kişi kim ise filme, hikayenin ortasında katılır. Baş karakter peder ya da papaz değilse, gelen karakterin tüm amacı sadece “şeytanı çıkaracak kişi” olmasıdır. Bu sebeple pederlerin ve papazların hiçbir arka planı yoktur, derinliksizdirler. Senaristler, genelde şeytan ve aileye odaklanmamızı ister. Savaş şeytan ile aile arasında olur, pederler arada kurban olarak gideler. Bazen şeytan çıkarmak için gelen kişi şeytanı çıkaramaz, böylece şeytanın ne kadar güçlü olduğunu görmüş oluruz. Burada hikayenin ortasında gelen karakter detayı önemli çünkü ne kadar Warren ailesi ile daha filmin başında tanışsak da onlar hikayeye sonradan dahil oluyorlar.

The Conjuring filminde aile sıkıştığında Warren’lara danışıyor fakat Warren’lar en başta bulaşmak istemiyorlar. Sebebi ise basit bir olay olduğunu düşünmeleridir. Fakat anne Carolyn Perron zor da olsa Warren’ları ikna eder ve ikili olay mahaline gelip, evde gerçekten de bir şeyler olduğunu sezer. Vera Farmiga’nın canlandırdığı Lorraine Warren, ruhları hissedebilen hatta onlarla konuşabilen bir kadın. Öyle ki bu yeteneği vaktinde kendisine büyük bir sorun yaşatmış, kocası Ed Warren, artık ruhlarla konuşmamasını istemektedir. Bu detay da yine ailemizin geçmiş altyapısının bir parçasıdır. Hatta olası filmler için de bir hazırlıktır. Lorraine’in ruhları görebilmesi, filmdeki fantastik yana sahip olan tek şey olan şeytandan rol çalar. Sadece şeytan değil, onu avlayan Lorraine de güçlere sahiptir ve bu durum bir mücadele doğurur. Lorraine, sadece bilgili biri değil aynı zamanda bize, gece gündüz ayırmaksızın korkunun kapılarını da aralayan biridir. Onun gördükleri sayesinde ruhlar günün her saatinde karşımıza çıkabiliyorlar.

Şeyran çıkarman dendiğinde aklımıza ilk gelen film The Exorcist’tir. Damien Karras, ondan sonra gelecek bütün pederlerin öncüsü olur: İşini bilen ama yaptığından korkan bir karakter. Bazen güçlü, bazen rakibi ile baş edemeyen kişi. Bu karakter tasarımı da şeytan çıkarma filmlerinin neredeyse hepsinde devam eder. Pederler ya da papazlar şeytanlar ile mücadeleye gelir, mücadele etmek isterler ama aynı zamanda haçlarına sıkı sıkıya sarılacak kadar da korkaklardır. Arada Constantine gibi farklı örnekler çıksa da karakterler hep aynıdır. Warren ailesi bu stereotipe uygun değil. Onlar, kaçmak yerine tam tersine şeytanın üzerine gitmeyi tercih ediyorlar. Constantine’de olduğu gibi. Yer aldıkları iki filmde de karşılarında ne olursa olsun geri adım atmıyorlar. Bu güçlü karakter duruşu da onların filmi rahatlıkla taşımasını sağlıyor.

Zaten şunun da altını çizmemiz gerek: Warren’lar birçok şeytan filminde olduğu gibi peder ya da rahibe değiller. Kasabanın papazı da değiller. Tebdili kıyafet takılmıyorlar. Gayet şık ve gösterişli giyiniyorlar. Olay tahlili için farklı yöntemleri mevcut. Bu yöntemleri anlatırken işlerinde ne kadar profesyonel olduklarını hissedebiliyorsunuz. Keyifli bir aileler. Sıradan bir Amerikan vatandaşından farksız yaşıyorlar. Şeytan filmlerindeki pederler gibi bütün günlerini kilisede dua ile geçirmiyorlar. Bu paragrafta saydığım her şeyi de seride apaçık bir şekilde görebiliyoruz. Onlar, kimsenin yapmak istemediği farklı bir işi meslek edinmiş bir aileden başkası değildir.

The Conjuring, başarılı jumpscare ve olağanüstü yönetmenlik sayesinde uzun yıllar boyu unutulmayacak bir korku filmi olarak kalacak. James Wan, filmde kamerası ile ne kadar harikalar yaratsa da, Warren ailesinin hikayeye kattığı ağırlık belki de filmin ciddiye alınmasındaki en büyük sebep. Onların varlığı, hareketleri, davranışları ve tarihleri filmi ciddiye almamızı sağlıyor. Warren ailesi ikinci filmle beraber artık kült bir aileye dönüştü ve seyirci onların maceralarını merak eder oldu. Hayes’lerin karakterlerini filmin ortasında sokmaması, onları daha filmin başında bir amaç uğruna göstermesi ve karakterlerini birçok klişe filmden farklı tutmasıyla Warren’lar artık seri taşıyabilecek güce ulaştılar. Olasıbir the Conjuring filminde, şeytandan çok Warren ailesini merak edeceğiz.

Anlattığım her şey, karakter tasarımının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Birbirinin aynısı korku filmlerinin ardından Hayes’ler şeytanın musallat olduğu aile ile Warren’ları dengeleyince ortaya son yılların en iyi korku filmlerinden biri çıktı. Şeytan ve aile arasında geçen mücadeleye üçüncü güçlü bir yapı daha eklenince senaryo güçleniyor ve filminizin seyri daha keyifli hale geliyor. Bir karakter yazarken şunu düşünmeniz gerek: Benim karakterim diğerlerinden farklı ne yapabilir? Eğer bu farklılığı bulup doğru uygulayabilirseniz, filminizin başarılı olmaması içten bile değildir.

Serinin ilk yazısı için:

Karakter Yaratmak: John Wick

Valerii Ege Deshevykh
Ukraynalı videographer ve fotoğrafçı. Korku Filmi Delisi. Aynı zamanda sinema yazarı.

Karakter Yaratmak: John Wick

Previous article

İyi Vatandaşların Gecesi :The Purge

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

More in Sinema