0

Not: Bu yazı, filmi izleyen kişilere ithafen yazılmıştır. Filmi izlemeyenler de bittabii yazıyı okuyup, filmi izleyip izlememe kararında kullanabilirler. Fakat yazı, çok açık olmasa da ufak tefek spoiler bilgiler içeriyor olabilir, olmayabilir de.

Marvel’ın 2021 ile başlayan Phase 4’ünün tüm dizilerini şu ana kadar ben yazdım. Önceki yazılarımın linklerini araya serpiştireceğim. Karşılaştırmalı olarak bakacak olursak, What If, şu ana kadar yayınlananlar arasında en zayıfı oldu maalesef. Bunun en büyük sebeplerinden biri de tabii ki oluşturulan beklenti idi. Hayal gücünün ve hikayelerin sınırının olmadığı bir fikirle yola çıkan What If, hikaye tercihlerini pek de etkileyici yapmıyor ve uçsuz bucaksız potansiyelini harcıyor. Neden ve nasıl olduğunu bölüm bölüm ilerleyerek, kısa notlarla anlatmak istiyorum.

Siyah Beyaz, Biraz Da Kırmızı: Wandavision

What If’in ilk bölümü olan What If… Captain Carter Were the First Avenger? pilot bölümü olarak başarılıydı. Fikri oldukça etkileyici bulduğumu ve daha da önemlisi iyi işlendiğini söylemem gerek. İşleniş her şeydir. Diyaloglardan tutun aksiyona kadar akış şahaneydi. Peggy Carter’dan pekala bir Captain America çıkabileceğini görmüş olduk. İmkan olsa, animasyon değil, live action olarak da izlemeyi isterdim açıkçası. Tabii daha ilk bölümden böylesine keyifli bir hikaye ile karşılaşmak beni gelecek bölümler adına umutlandırdı. Fakat bu umutlarım maalesef boşa çıktı.

Büyük Güç, Büyük Sorumluluk İster: The Falcon and the Winter Soldier

Dizinin ikinci bölümü What If… T’Challa Became a Star-Lord? maalesef ki 9 bölüm arasında en kötüsü. Açık ara. Sınırsız fikre sahip olabileceğin bir paralel evren manyaklığında birleştirilebilecek en kötü karakterleri birleştirmişler. Black Panther’ın Starlord olması, fikir olarak da görsel olarak da bölümün işleyişi ve aksiyonu olarak da gerçekten kötü ve gereksiz. Üzerine daha fazla bir şey yazabileceğimi de zannetmiyorum.

Dizinin üçüncü bölümü What If… The World Lost Its Mightiest Heroes? fikir olarak güzel, final olarak oldukça zayıf bence. Konunun Ant-Man’e bağlanmasını da geçtim “kızım öldü intikam alıyorum” temeline dayanması da maalesef hikayeyi zayıf kılıyor. Bölümün tek güzel yanı, temelini kurduğu fikri yani Avengers ekibinin tek tek ölmesi. Ölüm kısımları oldukça keyifliydi ki bölümü de kurtaran ve ikinci bölümden daha iyi yapan sadece bu. Iron Man burada ilk defa ölüyor. Not düşelim. Sayacağım.

Dizinin dördüncü bölümü What If… Doctor Strange Lost His Heart Instead of His Hands?, pek beğendiğim bir bölüm olmasa da bana ufaktan Castlevania esintileri verdiği için bile yeterli. Fikir iyi olmasına ve tam bir görsel şölen sunmasına rağmen beklediğim manyaklığı tam olarak alamadığımı için bu bölümü de, çoğunuza nazaran beğenmedim; pek de keyif alamadım. Belli ki filmlerde Doctor Strange’in aşkını yeteri kadar alamamışım ki bir Captain America Peggy ilişkisi kadar çekici gelmedi bana.

Dizinin beşinci bölümü What If… Zombies?! çok beğenilmiş bir bölüm olsa da temelini doğru kurmadığı için sadece bir görsel şölen olarak kalıyor maalesef. Zombi denen varlığın beyinsiz, hareketleri rastgele olması gerekirken bölümdeki tüm karakterlerin düşünebilen ve hala güçlerini kullanabilen varlıklar olması, “zombi” efsanesinin içini boşaltıyor. Yani özünde zombi olarak kabul edemediğim varlıklara ev sahipliği yaptığından da bölüme sadece güzel bir aksiyon olarak baktım; ne yalan söyleyeyim keyif de aldım. Iron Man karşımıza ölü olarak çıkıp bir daha ölüyor.

Kaosun Başlangıcı: Loki

Dizinin altıncı bölümü olan What If… Killmonger Rescued Tony Stark?, 9 bölüm arasında en kötülerden biriydi. Hollywood’da her sene yayınlanan klişe ajan filmlerinin replikası gibi duran bu bölümü de aksiyon olarak değerlendirmeye çalıştım. Tesadüf, bu sene yayınlanan Micheal B. Jordan’ın bir diğer filmi Without Remorse filmini süper kahramanlısı gibiydi. Onca evren arasında Killmonger’ın tercih edilmesi de bana göre tam bir fecaat. Starlord/Black Panther vasatlığının yanına Killmonger’ı da ekliyorum. Iron Man burada yine ölüyor. Ne istediniz adamdan?

Dizinin yedinci böümü What If… Thor Were an Only Child?, maalesef ki yine zayıf bir fikir. Evet, Captain Marvel ile kim kapışırsa kapışsın izlemesi keyifli olacaktır. Fakat Thor’un bölüm boyunca takındığı partici laubali tavır, keyif vermekten çok maalesef sıkıyor. Bölümün çocuksu yanı hali hazırda sorunken sonlara doğru tavan yapması bölümün tüm değerini düşürüyor. Keyifli gibi duran sıkıcı bir bölüm aslında.

Dizinin sekizinci ve açık ara en iyi bölümü What If… Ultron Won? harika bir aksiyon sunuyor. Thanos’a yapılan saygısızlığı görmezden gelerek yazıyorum, kendisinin tüm taşlara sahipkenki duygusal tarafının Ultron’da olmaması ve tamamen mekanik bakması Ultron’u çok daha korkunç yapıyor. Sadece zırhı bile oldukça etkileyici. Ultron’un yok ediciyi oynaması ve daha da iyisi evrenler arası geçişi, gözlemci ile dövüşü gerçekten şahaneydi. Bu bölüm, tam olarak işte aranan What If sorusuna cevap veren, Multiverse Madness ruhunu yaşatan bir aksiyona sahip.

Dizinin dokuzuncu ve son bölümü What If… The Watcher Broke His Oath?, sekizinci bölüm kadar olmasa da oldukça keyifliydi. Keyif kaçıran şey ise Starlord ve Killmonger tabii ki. Avengers ekibini özel kılan şey karakterlerin doğru seçilmesiydi. Bu yeni Avengers ekibi görsel olarak keyif verse de özde o kadar da keyif vermiyorlar. İki saçma karakterin orada neden olduğunu bir türlü çözememem, ultra laubali Thor’a katlanmak zorunda kalmam ancak Peggy ve Gamora sayesinde oldu.

Aile Seninle Olandır: Black Widow

Sözün özü… Whaf If, haddi hesabı olmayan sınırsız bir paralel evrene sahip aslında. Yapabileceğiniz şeyleri düşünürken bile delirebilirsiniz. 20 küsür filmlik bir seri, devasa bir çizgi roman külliyatı varken gidip Black Panther’ı Starlord yapmak, bir başarısızlık olarak adlandırılamaz bence. Seyirci sizden delice şeyler beklerken, Killmonger’ı yani yine “Wakanda” üzerinden ilerlemeyi seçmek benim için fecaat ile açıklanabilecek bir tercih. 2-3 bölümde zevk aldım ama genel itibariyle baktığımızda What If, potansiyelini hiç ama hiç kullanamamış, oldukça zayıf ve başarısız bir iş olmuş.

Valerii Ege Deshevykh
Ukraynalı videographer ve fotoğrafçı. Korku Filmi Delisi. Aynı zamanda sinema yazarı.

Yeni Bir Başlangıç: Lamb

Previous article

Bir Çılgınlık Senfonisi: V/H/S/94

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

More in Televizyon