Shahram Mokri’nin 2025 yapımı Black Rabbit, White Rabbit filmi, dünya prömiyerini Busan Uluslararası Film Festivali’nde yaptıktan sonra BFI London ve Singapur Uluslararası Film Festivali gibi önemli festivallerde gösterildi. Film, daha ilk saniyesinde Çehov’un meşhur sözüyle açılıyor: “Eğer duvara asılı bir silah varsa, o silah patlamalıdır.” Bu cümle yalnızca bir alıntı değil, izleyiciye baştan bir beklenti kuruyor.
Filmin hikâyesini kısaca anlatacak olursak; sahte olduğu düşünülen bir silahın aslında gerçek olabileceğinden şüphelenen bir set sorumlusu, sete gelerek kendisine rol talep eden bir oyuncu ve geçirdiği araba kazasının kasıtlı olduğuna inanan bir kadın üzerinden ilerleyen üç ayrı anlatıyla karşılaşıyoruz. İlk bakışta birbirinden kopuk gibi duran bu hikâyeler, akışkan ve titizlikle koreografisi kurulmuş uzun planlar, yer yer kuru bir mizah ve büyülü gerçekçilik dokunuşları eşliğinde giderek gizemli bir bütüncül yapıya dönüşüyor.
Tacikistan’da geçtiğini bilsek de Black Rabbit, White Rabbit, ülkenin adına ya da sınırlarına özellikle tutunmuyor. İran dışında bir yerde olduğumuz hissi bilinçli bir biçimde aktarılıyor. Rusça ve Tacikçe konuşmaların arasına karışan Farsça diyaloglar, karakterlerin bir geçiş alanında yaşadığını düşündürüyor. Hikâye, bu belirsiz coğrafyada yaşayan İranlı bir çiftin gündelik hayatıyla başlıyor. Erkek karakterin kadına karşı ilgisizliği, kadının yalnızlığını daha görünür kılıyor. “Çaydanlıkla senden daha fazla konuşuyorum.” diyaloğu, bu duygusal kopuşun en net ifadesi.
Filmin şok edici açılış sahnesi ve özellikle ilk yarım saati, merak duygusunu güçlü biçimde diri tutuyor. Bir araba kazası, bahçede kokusunun uzaktan hissedilip hissedilmediğini sorgulayan bir kadın, dağlarda birbirini uçurumdan iten siyah ve beyaz tavşan hikâyesi… Tüm bu unsurlar, Çehov’un sözünü adeta doğrular biçimde ilerliyor. İzlerken sürekli “birazdan bir şey olacağı” hissi korunuyor ve bu gerilim, filmin en etkileyici taraflarından biri haline geliyor. Ancak bir noktada izlediğimiz her şeyin aslında bir film setinin parçası olduğunu fark ediyoruz.

Tekrar ve Plan Sekansın Etkisi
Film uzun plan sekanslarla ilerliyor. Kamera mekân içinde dolaşırken aynı anları farklı açılar ve konumlardan yeniden görüyoruz. Birkaç dakika önce izlediğimiz bir sahnenin aynı anlarını bu kez setin başka bir yerinden, başka bir perspektiften takip ediyoruz. Anlatı, iç içe geçmiş sahnelerden oluşan katmanlı bir yapı kuruyor.
Bu tekrarlar yalnızca zamansal değil, mekânsal bir çoğalma da yaratıyor. Daha önce izlediğimiz bir sahnenin farklı bir kamera açısından yeniden karşımıza çıkması, hatta ilk bakışta “kamera arkası” gibi görünen bir anın aslında filmin başka bir sahnesi olduğunun ortaya çıkması, yapıyı daha da karmaşık hâle getiriyor. Bir noktada “film içinde film içinde film” izlediğimizi fark ediyoruz. Diyaloglarda “déjà vu” tabirinin geçmesi de bu bilinçli tekrar hissine açıkça işaret ediyor.
Bu yaklaşımın hem güçlü hem de yorucu bir tarafı var. İç içe geçen sahneler, kimilerine göre yaratıcı ve cesur bir anlatı tercihi olabilir; ancak izleyici olarak şahsen bu katmanlı yapının yer yer yorduğunu hissettim. Tekrarın anlamlı olabilmesi için bir çözülmeye ya da dramatik bir sonuca hizmet etmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer tekrar bir şeyi derinleştiriyor ya da görünmeyeni görünür kılıyorsa etkili; fakat yalnızca yapısal bir oyun olarak kaldığında mesafe yaratabiliyor.
Yönetmenin önceki filmlerini izleme fırsatım olmadı; ancak Fish & Cat ve Invasion hakkında yapılan yorumlar, Mokri’nin benzer biçimde zamanla ve tekrarlarla oynayan bir anlatı kurduğunu gösteriyor. Black Rabbit, White Rabbit de bu yaklaşımın devamı gibi duruyor.

Setin İçinde Gerilim
Filmin ilerleyen bölümlerinde kendimizi bir film setinin içinde buluyoruz. İlk bölümde izlediğimiz sahnelerin burada çekildiğini anlamak, anlatının yönünü değiştiriyor. Kamera artık yalnızca hikâyeyi değil, o hikâyenin üretildiği ortamı izletiyor.
Sette İtalya’dan getirilen bir revolver meselesi gündeme geliyor. Silahın gerçek olup olmadığı, güvenlik riski taşıyıp taşımadığı tartışılıyor. Açılışta duyduğumuz Çehov sözü bu noktada yeniden anlam kazanıyor. Artık mesele yalnızca dramatik bir ilke değil, somut bir tehlike ihtimali.
Set ekibinde yer alan Babak karakterini, İranlı oyuncu Babak Karimi canlandırıyor. Karimi, özellikle A Separation filmindeki sorgu hakimi rolüyle uluslararası alanda tanınmıştı. Burada ise deneyimli bir sinemacı figürü olarak karşımıza çıkıyor ve özellikle silah meselesi etrafında artan tedirginlik, onun üzerinden görünür hâle geliyor. Bu bölümde gerilim daha fikirsel bir düzlemde ilerliyor. Uzun plan sekansların kesilmemesi üzerine yapılan tartışmalar, filmin ritmini bilinçli biçimde ağırlaştırıyor.

Aynı Sahneye Farklı Yerlerden Bakmak
Sinemada aynı olayları farklı açılar ya da katmanlar üzerinden izlediğimiz pek çok örnek var. Örneğin Rashomon gerçeğin parçalı anlatımını ortaya koyarken, Run Lola Run aynı hikâyeyi alternatif olasılıklarla tekrarlar. Daha yakın dönemde Birdman, sahne ile gerçeklik arasındaki sınırı uzun plan hissi üzerinden bulanıklaştırır; One Cut of the Dead ise film yapım sürecini bizzat hikâyenin parçası hâline getirir. Black Rabbit, White Rabbit de bu tür anlatıların bir uzantısı olarak düşünülebilir.
“The Rabbits” bölümünde siyah tavşanın beyaz tavşanı uçurumdan itmesi, filmin simgesel merkezine dönüşüyor. Aynı anları hem hikâyenin hem de setin içinden izliyoruz. Gerçek ile kurmaca arasındaki sınır sürekli yer değiştiriyor; izleyici olarak hangi katmanda olduğumuzu yeniden kurmak zorunda kalıyoruz.
Black Rabbit, White Rabbit, başlangıcında olduğu gibi sarsıcı bir kapanışla sona eriyor. Özellikle açılış sahnesi, ilk 30 dakikası ve final anı benim için filmin en çarpıcı kısımları oldu. Bu bölümlerde gerilim ve merak duygusu gerçekten canlı. Ancak bu zirve anlarının dışında film yer yer temposunu kaybediyor ve monotonlaşabiliyor. Mokri’nin kurduğu yapı büyük bir emek ve bilinç barındırıyor, fakat bu bilinç her sahnede aynı dramatik yoğunluğu üretmiyor. Film de dolayısıyla biçimsel olarak iddialı olmasına karşın her an aynı gücü taşımayan bir deneyim haline geliyor.
Hüseyin Çakır‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
Dry Leaf: Gözden Kaybolmanın İmgesi
Levitating: Gerçekliğin Hafifçe Kaydığı Yer


















Yorumlar