Sinemanın kendine has dünyası birçok boyutun ortak bir çerçevede buluştuğu bir konumda yer alır. Sinemasal uzamın içindeymişiz gibi bir algı yaratır. Bu sinemasal uzamın estetik gücü izleyene tam anlamıyla geçtiğinde alınan haz eşsizdir. İnsan doğası gereği kendini haz alma eğilimiyle aynı doğrultuda konumlandırır. Alınan haz ne kadar yüksekse yönelimi de o doğrultuda olacaktır. Benim için ise 7. sanatın yarattığı bu eşsiz etkinin ilk yapı taşlarından birisi; Jeffrey Beaumont’un, Lumberton kasabasında bulduğu kesik kulağın ardından Blue Velvet filminde yaşananlarla başladı. Postmodern anlatımı, tekinsizliği, sadomazoşist karakterleri, psikolojik altyapısı, oedipal üçgene benzer ilişki kurulumu ile bize yalnızca izlediklerimizi sorgulatan Lynch’in, sinema külliyatındaki “psikolojik … Blue Velvet: Bir Hayal Gördüm okumayı sürdür
WordPress sitenizde gömmek için bu adresi kopyalayıp yapıştırın
Bu kodu sitenize gömmek için kopyalayıp yapıştırın