0

Meksika sinemasının yükselen isimlerinden Amat Escalante, yeni filmi Lost in the Night (Perdidos en la Noche) ile karşımıza çıktı. Kariyeri boyunca suç, gerilim ve drama ağırlıklı ilerlediği filmografisine, yine benzer temaların ağır bastığı bir eser ekleyen Escalante, Lost in the Night filminin senaryosunu kardeşi Martin Escalante ve Paulina Mendoza ile birlikte yazdı.

Lost in the Night

İntikam İçin Yaşamak

Film, Meksika’da küçük bir maden kasabasında yaşanan bir trajediyi merkezine alarak merak uyandırıcı bir giriş yapıyor ve kendimizi bir adalet arayışının ortasında buluyoruz. Hikayenin merkezinde ise Emiliano yer alıyor. Emiliano, uluslararası bir maden şirketine karşı gelen, yerel işleri savunan aktivist bir annenin oğlu. Bir gün annesi ortadan kaybolduğunda ise Emiliano, yaşananların sebebini ve sorumlularını arayan kişi konumuna düşüyor.

Amat Escalante, bu arayış içerisine polis ve adli sistemin yozlaşmasını iyice yayarken, hikayenin Aldama Ailesi’ne sürüklediği anlarda filmde tam bir noir havası yaratmayı başarıyor. Hatta bu noktada Lost in the Night ile ilgili en sevdiğim şey, yönetmenin noir atmosferini harika sağlayabilmesi olmuştu. Fakat kusurlar olay örgüsünü sardığında, yaratılan atmosferin etkileyiciliği de azalmaya başlıyor. Bana göre Lost in the Night‘ın en büyük eksisi ise senaryodaki “tahmin edilebilirliği” bir türlü farklı yöne çekemiyor oluşu.

Lost in the Night

Sürükleyici Fakat Yeterince Tatmin Edici Değil

Kusurlara geçmeden önce şunu söylememde fayda var, Lost in the Night kesinlikle kötü bir film değil. Sadece sıra tatmin edebilmeye geldiğinde problemleri olduğunu düşünüyorum. Yani film birçok açıdan akıcı, bunda iyi karakter yaratımları, hikayenin gizemlerle sunuluşu, cesur sahneler ve tansiyon da büyük etken.

Aynı zamanda filmde, kirli sırların sadece özel hayatı değil, bütün kasabayı, hatta tüm ülkeyi sardığını rahatlıkla görebilmek de mümkün. Dinin, adaletin ve polislerin yozlaştığı, Kartel’in elini kolunu salladığı bir düzende sağ kalabilmek dahi bir yaşamsal görev değil midir? Escalante, bu şekilde günlük hayatın zorluklarını genç birey(ler)in perspektifinden vererek, Meksika’da bir köyde büyümenin ne demek olduğunu müthiş şekilde gösteriyor.

Lost in the Night

Potansiyeli Daha Yüksek Olabilirdi

Asıl sıkıntıysa yukarıda bahsettiğim gibi tahmin edilebilirlik. Hatta bağlandığı noktalarda bıraktığı boşlukları da buna eklemek mümkün. Belli bir yerden sonra finalin nereye varacağını görebilmek ve sonunda tahminine ulaşmak, böylesine olayların her yöne çekilmeye müsait olduğu hikayelerde pek etkili olmayabiliyor. Özellikle karakterler arası bu kadar bağlantı olduğu bir senaryoda, o bağlantıların basitçe “işte böyle oldu” diye göstermek ve kayıp vakalarını basitçe kapatmak, yaratılan meraka güçlü bir cevap veremiyor.

Uzun lafın kısası, filmin potansiyeli çok daha büyük kargaşalara yol açabilecek, heyecan verici sonlara da açık olabilirdi. Yine de Escalante, topladığı iyi oyuncu kadrosuyla (özellikle Juan Daniel García Treviño ve Ester Expósito), görüntü yönetmeni Adrian Durazo ile yakaladığı estetik sekanslarla ve izleyiciyi finale kadar ilgiyle filmde tutmasıyla seyir zevki olan bir filme imza atmış diyebilirim. Lost in the Night, bazı kusurlarına rağmen türün severlerinin şans vermesi gereken bir film.

Ferit Doğan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Bizi TwitterInstagramDiscord ve Letterbox aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Yeni Nesil Bir Rashomon Melodramı: Monster

Ürdün’den Gelen Feminist Bir Kıpırtı: Inshallah a Boy

 

6

Ferit Doğan
Yüksek Lisans öğrencisi (Radyo, Televizyon ve Sinema). Film eleştirmeni. Senaryo yazarı. Yönetmen.

Yeni Nesil Bir Rashomon Melodramı: Monster

Previous article

Spinoza’dan Schopenhauer’a: The Nature of Love

Next article

You may also like

Comments

Comments are closed.