0

Sekiro: Shadows Die Twice, oyun sektöründe Souls-like denen bir tür yaratarak ismini kazıtan FromSoftware tarafından geliştirilen ve 2019’da piyasaya sürülen bir aksiyon-macera oyunudur. 2019’a kadar FromSoftware‘nin bu türde geliştirdikleri oyunları, her seferinde kendini yenileyerek bir öncekinden daha sağlam ve teknik açıdan daha başarılı oyunlar oldular. Problem ise birkaç sene arayla geliştirilen bu oyunların, formül olarak yeterince farklılaşmamasından kaynaklanıyordu.

Temasal olarak Bloodborne piyasaya sürüldüğü zaman klasik karanlık Orta Çağ fantezisinin çizgisinden çıkıp H.P. Lovecraft‘ın korku ekolünü kullanarak bunun yanında savaş mekaniklerindeki değişiklikleriyle formüle bambaşka bir tat kazandırmıştı. E3 2018’de ilk defa fragmanını izlediğimiz Sekiro ise diğer Soulsborne oyunlarından oldukça farklı yapısıyla heyecan ve merakla beklenen bir oyun oldu.

Hikayenin Girişi ve Souls’ların Hikaye Anlatısı Tartışması

Hükümdarların, daha fazla güce olan biteviye hırslarının Japonya’yı harabeler ve kan gölleriyle doldurduğu zaman dilimine gidelim, Sengoku. Isshin Ashina adlı bir samuray, savaştığı eyaletin gözü dönmüş diktatörü General Tamura’ya karşı bir isyan başlatma planları kurar. Darbe günü gelip çattığında, Isshin, altın renkli sazların arasından geçerek Tamura ile karşılaşır ve bir düelloya girişirler. Isshin bu düelloyu kazanır ve şehri üstünde dominasyon kurar.

Savaşın galibi olduktan sonra Isshin, Ashina Kalesi’nin görkemli tahtına oturur. Saltanatını güvenceye almak için de Genichiro adında bir köylü çocuğunu torunu olarak yetiştirmek üzere evlat edinir. Isshin’in zarif kılıç teknikleri ve savaş stratejileri Ashina’nın ordusuna öğretilirken, Orangutan ve Owl adlı iki Shinobi de şehirde gezintiye çıkarlar. Orangutan, ölüm eşiğinde olan Emma isminde bir kız çocuğu bulur. Tanıdığı bir doktora onu evlat edinmesi için verir, daha sonra Emma’nın kendisi de bir doktor olur. Aynı şekilde Owl da küçük bir çocuğu yanına alır ve Shinobi olması için eğitir.

Owl, evlat edindiği Sekiro’yu kendi oğlu olarak değil, savaşa aç, azimli bir yavru kurt olarak görür. Gerçekten de bir kurt gibi başına buyruk bir şekilde zorlu eğitimlerle yetiştirilen Sekiro, en sonunda Shinobi ünvanını alır. Owl, her ne kadar Sekiro’yu bir araç olarak görse de Sekiro, Shinobi Code denen katı geleneklere bağlı bir savaşçı olarak üvey babasının emirlerine hep uyar. En sonunda da Sekiro, Owl tarafından divine heir denilen Lord Kuro’yu koruması için görevlendirilir. Kuro, “ejderhanın mirası” denilen antik bir neslin hayatta kalan son torunuydu. Uzunca bir süre sonra Ashina Klanı, ejderin mirasının kendisine ölümsüzlük bahşettiği Kuro’yu kendi ordusunu tekrardan güçlendirmek için kaçırdı. Gizemli bir leydinin Sekiro’ya gönderdiği mektuptan sonra da Sekiro, Kuro’yu geri getirmek için yola çıktı.

Sekiro: Shadows Die Twice

Oyunun başladığı bu kısımda, Sekiro sessiz bir şekilde Ashina Kalesi’nde Kuro’yu ararken en son gizlice girdiği bir odada onu bulur. Kuro, Sekiro’ya Hirata ailesinin yadigarı olan Kusabimaru isminde bir katana ve Emma tarafından hazırlanan, kendi kendini yenileyebilen şifalı bir ilaç olan Healing Gourd‘u verir. Aziz kanının Kuro’ya bahşettiği ölümsüzlük, onun yemini altındaki Sekiro’ya da geçer. Yine de bu ölümsüzlük tehlikelidir çünkü ejderin mirasına sahip olan bir kişi öldüğünde ve yeniden dirildiğinde, taşan kanından dünyaya Dragonrot adında bir hastalık yayılır. Kuro ve Sekiro, gizli bir geçitten geçerek Ashina Kalesi’nden kaçmaya çalışırken Genichiro ile karşılaşırlar. Genichiro bu düelloda Sekiro’nun bir kolunu keser ve onu mağlup eder. Sekiro, uyandığı zaman Sculptor denen biri tarafından kurtarıldığını öğrenir ve Sculptor, Sekiro için kesik koluna prostetik bir kol yapar. “Sekiro” isminin anlamı da buradan gelir aslında: “Tek kollu kurt.”

Baktığımız zaman Sekiro: Shadows Die Twice‘ın görünürde oldukça basit olan bir hikayesi var. Ancak FromSoftware’in hikayesini anlatma konusundaki cimriliğinden doğan özgün anlatı tarzı, Hidetaka Miyazaki‘nin delilik seviyesinde detaycılığıyla birleştiğinde, Sekiro: Shadows Die Twice, kesinlikle tavşan deliğinin içine girdikçe derinleşen ve karmaşıklaşan modern bir başyapıta dönüşüyor.

Sekiro, Sengoku döneminde geçen bir hikaye olmasına rağmen tarihi gerçeklikten tamamen uzak, hayali bir şehirde hayali karakterlerin çevresinde gelişen bir hikaye anlatıyor. Sekiro, Soulsborne oyunlarının aksine daha çizgisel bir aksiyon-macera olmasına rağmen, hikayesi bu oyunların klasik soyut ve parçaları bir noktadan sonra oyuncunun hayal gücüyle birleştirdiği sunumuyla aynı. Bu açıdan eleştiri alan Sekiro‘nun ve diğer Souls oyunlarının anlatımının, biz her şeyin önümüze konulmasına çok alıştığımızdan itici geldiğini düşünüyorum. Bu oyunlar da bu şekilde konuşuluyor ve farklılık oluşturuyorlar ve bu oyunların anlatılarını değerlendirirken bunu göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Sekiro: Shadows Die Twice

Sekiro’nun Konsepti ve Yenilikleri

Sekiro: Shadows Die Twice, oldukça Budizm ögelerinden ve geleneksel Japon folkloründen etkilenen bir oyun. Hikaye, 16. yüzyıl Japonya’sının Sengoku dönemine ait zengin ve atmosferik bir dünyada geçiyor. Japon mitolojisinin mistik ve büyülü dünyasından da bolca fantastik karakter ve referans dolu. Sengoku mimarisinin detaylı bir şekilde tasviri olan şehirler, tapınaklar, dağlar ve gizemli ormanlar gibi çeşitli mekanlarla örülü. Sekiro’nun atletikliği dolayısıyla bu mekanlar daha özgür ve daha büyük hissettiriyor. Aynı şekilde oyunun müziklerinde de geleneksel epik Uzak Doğu enstrümanları ve ezgileri hakim.

Sekiro, altını çizerek vurgulanması gerekir ki, bir RPG değil. Aksiyon-macera ve gizlilik oyunu. Oyunda sadece Sekiro isminde bir shinobiyi kontrol ediyoruz ve tek silahımız yadigar katanamız. Farklı karakterler yaratıp farklı silahlarla çeşitli oynayışlar oluşturamıyoruz. Bu da daha çizgisel bir oynanış anlamına geliyor. Ama bu Sekiro‘yu kötü yapan bir etken değil. Aksine Sekiro, prostetiğinde bir kanca bulunan oldukça atletik ve çevik bir karakter. Zırhlar ve silahların olmaması demek oyunda Soulsların karmaşık matematiği ve hantal karakterlerinin olmaması anlamına geliyor. Kanca, karakterin çok daha hızlı seyehat etmesini sağlıyor dolayısıyla iki kayıt noktası arasındaki mesafeyi oldukça kısaltarak oyunun aynı bölgeyi sürekli tekrar oynamak zorunda kalmanızı engelliyor. Sekiro’nun kancasıyla Sengoku mimarileri arasında oradan oraya atlamak hatta sadece zıplamak bile çok özgürleştirici bir Souls deneyimi.

Sekiro karakteri bir Shinobi, yani gölgelerin içinden saldıran sinsi bir suikastçi, onursuz bir samuray. Bu da diğer Soulslarda varlığını bile hissettirmeyen gizlilik unsurunun oyunda elzem bir faktör olduğunu gösteriyor. Düşmanlara gizlice yaklaşıp tek bir tuşla sessizce düşmanın işini bitirebiliyorsunuz. Doğru zamanlarda doğru yerlerde bulunursanız bütün bir bölgeyi gizlilikle geçebiliyorsunuz. Ek olarak kanca mekaniği çoğu zaman düşmanlara gizlice yaklaşmada kilit bir mekanik. Fark edilmeniz durumunda yüksek yerlere kancayla çıkıp düşmanların sizi unutmasını ve eski yerlerine geçmesini sağlayabilirsiniz.

Yine de düşmanlar size yakın dövüşte zorluk çıkarmak için programlandıklarından yapay zeka gizlilik konusunda çoğu zaman yetersiz. Gizliliğin ana kategori oyunlarda olduğu gibi çevrelerindeki ölü düşmanları fark etmiyorlar veya Sekiro’yu çıktığı yerlere kadar kovalamıyorlar. Bazı bölgeler de gizliliği desteklemeyecek şekilde dar ve saklanma alanı bulundurmuyor, yani oyun bir noktada yakın dövüşe zorluyor. Yine de gizliliğin istediğiniz çoğu zaman kullanılabiliyor oluşu, belki de çok zorlandığınız düşman fazını dakikalar içerisinde teker teker tatmin edici infaz animasyonları ve ses efektleriyle indirebilmek kesinlikle yenilikçi ve taze bir eklenti.

Sekiro: Shadows Die Twice

Oynanış ve Dövüş Sistemi

Souls serilerinde çeşitliliğin özel bir yeri vardır. Halihazırda zorluklarıyla bilinen bu oyunlarda oyuncular rahat hissettikleri silahlar ve zırhları seçerek kendi oynayış deneyimlerinin en idealini bulmaya çalışırlar. Bu yüzden başta Sekiro’nun sadece katana kullanan, herhangi bir şekilde geliştirilemeyen bir karakter olması dezavantaj gibi gelebilir. Yine de rahatlıkla söylenebilir ki FromSoftware, getirdikleri yenilikleri kendi formülleriyle cilalamak konusunda çok başarılı işler çıkartıyor. 

Soulslarda Sekiro’ya kadar genellikle boss düşmanları kendi karakterimizden oldukça büyük, genelde insan olmayan ürkütücü yaratıklardan oluşuyordu. Özellikle Bloodborne‘daki bu yaratıklar, kendi karakterimizin ufaklığı göz önünde bulununca oyuncu üzerinde büyük bir acizlik hissine sebep oluyordu. Bu yüzden opsiyonel olarak çatışabildiğiniz ve oyunun çeşitli yerlerinde size saldıran Invaderlar, size denk bir düşman hissi verdiğinden daha adil hissettiren bir düello deneyimi veriyordu. Souls oyuncuları bu düelloları o kadar sevmiş olmalı ki Sekiro’nun boss savaşları çoğunlukla karakterimize denk olan güçlü düşmanlarla savaşlardan çok adeta bir dans gibi hissettiren birebir düellolar üzerine. Souls tarzı bir oynayış ve zorluk, epik samuray düellolarını ve bir kılıç ustası olma deneyimini muazzam yansıtıyor.

Sekiro: Shadows Die Twice

Sekiro’nun savaş sistemi dediğimizde bahsetmemiz gereken en önemli şey postür yönetimi. Düşmanlara çoğu zaman canlarını bitirmek için değil, savunma postürlerini kırmak için saldırmanız gerekiyor. Postürlerini kırabildiğiniz zaman bitirici vuruş yapıp bosslar dahil olmak üzere düşmanın canının tamamı bitirebiliyorsunuz. Bunun için de oldukça agresif olmanız ve düşman saldırısını son saniyede savuşturduğunuz parry hareketinde uzmanlaşmanız gerekiyor. Düşmanların ataklarını onların saldırı şemalarına bağlı olarak kılıcınızla, düşmanların kılıçlarının üstüne basarak veya düşmanların üstüne zıplayarak parryleyebiliyorsunuz. Bunun için düşmanın hareketlerini iyi izlemeniz gerekiyor. Sekiro çok daha atletik bir karakter olduğu için savuşturma hareketini yapmak, geleneksel soulsların aksine daha kolay ve savuşturma yapabileceğiniz aralık daha bonkör. Ses efektleriyle ve kılıçlardan savrulan kıvılcım partikülleriyle desteklenen bu kılıç çatışmalarının her biri özenle hazırlanmış gibiler. Başta bütün bunlar öğrenmesi çok karmaşık gelebilse de, Sekiro kendini öğretmekte çok başarılı bir savaş sistemine sahip.

Oyunda ilerledikçe Sekiro’nun protez koluna takabileceğiniz çeşitli shinobi araçları bulabiliyorsunuz. Geliştirdikçe farklı fraksiyonlara ayrılabilen bu araçlar, çeşitli düşman tiplerine karşı çok yardımcı olabiliyorlar. Aynı şekilde çatışmalardan kazanılan deneyim puanları ile yetenek ağacından yeni kılıç şemaları veya çeşitli pasif geliştirmeler alabiliyorsunuz. Edindiğiniz yeni kılıç hareketleri çatışma esnasında düşman postürünü kırmak için önemli rol oynuyor ve her gelen özellikle beraber, girişilen düellolar daha da çok sanatsal bir dansa evriliyor. Son bir özellik olan Ninjitsular da oyunun belirli bir bölümünden sonra açılıyor ve size özellikle çete savaşlarında çeşitli taktiksel üstünlükler sağlayabiliyor.

Sekiro: Shadows Die Twice

Son Olarak

Sekiro: Shadows Die Twice, oyunculara özgün bir oynanış deneyimi sunan bir oyun olup, hızlı refleksler, stratejik düşünme ve dövüş becerilerini birleştirmeyi gerektiriyor. Oyunda geçirdiğiniz her dakika ve girdiğiniz her çatışmayla birlikte Sekiro’nun beraberinde siz de daha fazla deneyim kazanıyorsunuz.

Sürekli aynı katanayı kullanıyor olmamıza rağmen düşman çeşitliliği ve düşmanlara yaklaşımların farklılıkları birleştiğinde oyun monotonlaşıp sıkmıyor. Çizgisel bir oyunun olabileceği kadar özgür bir oyun. Aynı zamanda oyun sektöründeki en detaylı, en görkemli kılıç düellolarına ve swordplaye sahip. Souls formülüne getirdiği taze yenilik ve kendine ait kimliğiyle ön plana çıkışıyla Sekiro kesinlikle souls türünü seven oyuncuların kaçırmaması gereken bir yapım.

Ece Ekşi‘nin diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi TwitterInstagramDiscord ve Letterbox aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Büyüleyici Bir Samuray Hikayesi: Ghost of Tsushima

Alan Wake 2: Bir Sam Lake Şaheseri

9

It’s a Wonderful Knife: Şükretme Üzerine Bir Slasher

Previous article

The Holdovers: Acılar Paylaştıkça Azalır

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply