0
5

Skull and Bones

Korsan oyunları… Türe has çok fazla oyun bulunmuyor olsa da, bu konseptte çıkmış Sea of Thieves ve Assassin’s Creed IV: Black Flag bulunmakta. Bu oyunların olayı da genel olarak şudur: oyuncuya bir görev verilir, oyuncu o görevi gerçekleştirmek için gideceği adaya yolculuk yaparken suda karşısına çeşitli zorluklar çıkar. Bunlar da düşman gemileri ya da denizdeki çeşitli yaratıklar olur. Saydığım iki oyunda da bu faktörler korsanlık deneyimini oyuncuya en üst seviyede yaşatmaya yardımcı olur.

Çıktığı için şükür mü etsek ne yapsak artık bilemiyorum. İlk defa E3 2017’de görücüye çıkan Skull and Bones sonunda çıkışını gerçekleştirdi. Çıkışı sorunlarla dolu olan bu oyunu Ubisoft katkılarıyla, erken erişim koduyla oynama fırsatımız oldu. Şimdi sizlerle 7 yıllık koca bekleyişin, Skull and Bones için değip değmediğini değerlendireceğiz.

Skull and Bones

Yılan Hikayesine Dönen Süreç

Korsancılık hikayelerini çok sevdiğimden dolayı Skull and Bones ilk duyurulduğu zaman oldukça ümitli ve sevinçliydim aslında. Ancak yıllar süren geliştirme süreci ve bu süreçte yaşanan değişiklikler ve iptaller oyunun iyi olacağına dair olan inancımı kaybetmeme sebep olmuştu.

İlk olarak Assassin’s Creed IV: Black Flag için bir DLC olarak düşünülen bu oyun yıllar içerisinde çeşitli süreçlerden geçerek bugünkü halini aldı. Bugünkü hali de açıkçası büyük bir hayal kırıklığı bana göre.

Özensiz Gameplay Loop

Sanırım bu oyundaki en büyük eleştiriyi görev tasarımına yapmam gerekecek. Sevmeyeni kadar seveni de mutlaka vardır bu dizaynın. Ancak Division tarzı bu görev tasarımı beni bir noktadan sonra çok bayıyor. Evet bazıları için bu grind mekaniği gayet keyifli geliyor olabilir ancak yaratılan bu koca korsancılık evreninde benim tek gelişimim alınan görevler için teslim etmem gereken malzemeler olmamalı. Grind üzerine kurulu bu mekaniği gayet iyi yapan oyunlar da bulunmakta ancak Skull and Bones‘un görevleri de içerik anlamında sıkıcı.

Gelişim teknik olarak sadece görevlerle sınırlı değil. Gemi savaşlarına girerek ve düşman gemilerini patlatarak da bu savaşlardan gelişmeniz mümkün. Ancak karakterimin kıyafetinde bile gördüğüm silahları karaya indiğimde bir kere bile kullanamıyor olmak cidden can sıkıcı. “Git, görevi al, gemi batırıp bana bu eşyaları getir ve gemini geliştir” gibi bir felsefesi olduğundan oyun gerçekten türü seven kişilere hitap eden cinsten.

Bağ Kurması Zor Bir Hikaye ve Karakter

Her ne kadar oynadığım oyun bir live service oyunu olsa da ilgi çekici bir hikaye görmek isterdim. Şahsen beni oyunlarda en çok kendine çeken şey hikaye olduğundan bu anlamda zayıf bir oyunla karşılaşınca aldığım zevki etkiliyor. Yukarıda da bahsettiğim gibi temel mekaniği grind‘a dayalı olan bir oyunda size motivasyon sağlayacak bir şey yoksa eğer bir noktadan sonra sıkılmaya başlıyorsunuz.

Oyun güzel bir gemide güzel bir sekansla başlıyor. Ortam, deniz ve gemiler şahane görünüyor. Bir sürü gemiyle savaştıktan sonra da hepsiyle mücadele edemeyeceğimiz için gemimiz batıyor. Tabi sonra kurtarılıyoruz ve karakter yaratma ekranımız geliyor. Diyoruz “ne güzel kendi karakterimizi yaratıp kendi hikayemizi yazacağız” ancak pek de öyle olmuyor. Çeşitliliği son derece az ve sıradan hissettiren bu ekranda karakterimin vücut tipini seçerken değişimi yalnızca yüzünden anlayabiliyor olmak canımı daha da sıkıyor ve sonrasında “neyse” diyerek oynamaya başlıyorum.

Maalesef karakterimiz duygusuz bir insan olduğundan onunla bağ kurmak da zor. Diyaloğa girdiğimizde konuşmayıp sadece dinleyici konumunda bulunduğumuz türden bir yapısı var oyunun. Diyalog seçimleri elbette var ama karakterimiz bu noktalarda ağzını açmıyor. NPC‘ler de aslında karakterimize bu konuda baya yakın. Yüz animasyonları baya donuk ve 7 yıldır geliştirilen bir oyun için fazla basit duruyor.

Biraz Da İyi Yanları

Bu kadar olumsuz yorumun üstüne biraz da beğendiğim kısımlardan bahsetmek istiyorum. Oyunun gemi tasarımları ve bu konuda size sunduğu çeşitlilik gerçekten çok fazla. Bir salda başladığınız oyunda saatler geçtikçe kocaman bir gemide Hint Okyanusu’nda korkusuzca gezerken bulabiliyorsunuz kendinizi.

Gemi mekaniklerine ve savaşlarına da özenilmiş. Rüzgar ve akıntıya göre değişen, aynı zamanda şartları çok zorlaştıran zamanlar geliyor. Bu noktada gemilerin bir ağırlığının olması bence önemli. Farklı silah seçimleriyle yaklaşım stratejilerinizi belirleyip ona göre kendi savaş tarzınızı oluşturabiliyorsunuz. Hatta bu sadece silah seçimleriyle kalmıyor. Eğer grup olarak oynuyorsanız farklı tipten gemiler olduğundan bir arkadaşınız destek gemisi alırken, diğeriniz saldırı yönü daha iyi bir gemi alabilir. Bu tarz yaklaşım çeşitlerinin olması oynanışı çeşitlendiren güzel şeyler. Keşke aynı şeyleri karada da yapabilseydik ama maalesef.

Atmosfer olarak da başarılı bulduğumu söyleyeyim. Karanlık ve uçsuz bucaksız Hint Okyanusu’nda gezmek, hele korsanlık temasını seviyorsanız çok güzel hissettiriyor. Diğer mürettebatın rastgele bir şekilde denizci şarkıları söylemesi ve o sırada güverteden engin suları izlemek cidden keyifliydi.

Sonuç

Öncelikle şunu söyleyeyim: bu kesinlikle söylenen gibi bir AAAA oyun değil. Duygusuz bir ana karakterle birlikte aynı şekilde devam eden görev dizaynı aldığım zevki ciddi anlamda baltaladı. Gemi mekanikleri ve savaşları gibi zevkli yerleri kısmen bulunsa da 7 yıldır geliştirilen bir oyunun bu kadar özensiz bir şekilde oyuncuyla buluşması bence üzücü.

Division seven ve korsanlık teması arayan birisi için çok keyifli bir deneyim olacaktır. İlerde indirime girer, arkadaşlarımla arada açar gemi vurur gezeriz diyorsanız sizin işinizi görecektir. Maalesef harcanan bir potansiyel görüyorum. Umarım güncellemelerle oyun beklenen seviyeye erişir.

Poyraz Akyol‘un diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi TwitterInstagramDiscord ve Letterboxd aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Persona 3 Reload: Karanlık Saatin Kaşifleri

Banishers: Ghost of New Eden: Karanlık Bir Aşk Hikayesi

Poyraz Akyol
Poyraz Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi. Film ve dizi izlemek onun en büyük tutkusu, oyun oynamak ise en büyük keyif kaynağı.

The Iron Claw: Von Erich Laneti

Previous article

Anyone But You: Özlenen Amerikan Romcom’un Dirilişi

Next article

You may also like

Comments

Leave a reply