0

Hiç kendisini tanrı olarak tanıtan bir bebekle karşılaşmış mıydınız? Onda olan ve olmayanları açıklamak için tanrıya nitelikler yükleyen bir bebekle üstelik. Mesela ona göre tanrı her şeyi yutan, sindiren ve dışarı atan bir tüp gibidir. İşte bu bebek, yani Amelie her tanrıdan bahsedişinde kendini de işin içine katar. Diğer insanlardan farklı olarak bakışsız doğmuştur. Onu muayene eden doktorun dediğine göre bir sebzeye benzer. Ya da Amelie’nin deyişiyle bir tüpe. Hayat açısından umutsuz bir vaka olan Amelie ile eve dönen ailenin zaten iki çocuğu vardır. Yine de Amelie’nin bir gün sessizliğini bozacağını umar, sabırla beklerler. İki yaşını bitirdiği gün yaşanan deprem Amelie’ye bakış kazandırır, ses verir, uzuvlarına canlılık getirir. Gerçekleşen mucize yeşil gözlü kız çocuğunda karşılık bulur. O andan sonra tanrıya n’olduğu metafiziksel bir sorun haline gelir.

Little Amélie, Amelie Nothomb’un Métaphysique des tubes isimli otobiyografik öyküsünden yola çıkar. Filmin Fransızca orijinal adında öykünün ismi kullanılır. Fransızcadan İngilizceye çevrilirken tercih edilen alt başlık ise Amelie Nothomb’un ilham alınan öyküsünün bulunduğu kitabının çatı ismidir: The Character of Rain. Üç yaşına kadar yaşadıklarını hatırlayan, dahası otobiyografisinde anlatan Nothomb’ın eseri, senaryoyu kaleme alan dört senariste ilham verir. Senaristlerden Liane-Cho Han ve Mailys Vallade’nin yönettiği Little Amélie, kendini tanrı zanneden bir çocuğun peş peşe yaşadığı büyüme sancılarına odaklanır. Fransızca konuşan Belçikalı bir ailenin Japonya’daki yıllarını yansıtan animasyon türündeki yapım, mizahi, özgün ve insanın içini ısıtan bir dünyanın kapılarını aralar.

Bu yazı Little Amélie or the Character of Rain filmi hakkında spoiler içeren ögelere sahip olabilir.

Little Amelie or the Characher of Rain Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Animasyon Liane-Cho Han Jin Kuang Maïlys Vallade Loïse Charpentier Victoria Grosbois Yumi Fujimori

Her Şey Bağ Kurarak Başlar

Çocukken her şeyi keşfetmek, öğrenmek isteriz. Taklit ede ede konuşur, yürümeye başlarız. Çatal tutmak, resim yapmak, oyunlar icat etmek arkasından gelir. Ne var ki hayatımızın ilk yıllarından itibaren bağ kurma isteğimiz değişmez. Amelie, ilk varoluşsal krizini gözleri gördüğünde değil, ağzından çıkmasını beklediği sesler çıkmadığında yaşar. Ne de olsa koskoca tanrının “abugubu” demesi onuru kırıcıdır. Ailesi ona güldüğünde krizi büyür.

Amelie gibi onca zaman tanrı olduğuna inanıp sessizliğini koruyan biri için ilk yıkımı aşmak ancak bağ kuracağı biri ve onun uzatacağı zeytin dalıyla mümkündür. Belçika’dan gelen babaannesi ve yanında getirdiği beyaz çikolata, Amelie’nin vahşiliğine çare olur. Belki de hayat ve insan olmak sandığı kadar korkunç değildir. Faniler arasında kendine yer bulmaya, hayata karışmaya, bir çocuk gibi keşfetmenin tadını çıkarmaya başlar.

Beyaz çikolatadan önce hırlayan, beyaz çikolatan sonra ise sakinleşmiş yemyeşil gözleriyle çipil çipil bakan Amelie, kurduğu ilk bağı, babaannesinin onu olduğu gibi görmesiyle açıklar. Bir oyun arkadaşından fazlasını arar çünkü. Ona öğreten, akranı gibi gören, ciddiye alıp aralarındaki bağa sahip çıkacak yetişkinler arzular. Ailesine ev işlerinde yardım etmesi için komşuları Kashima-San’ın gönderdiği Nishio-San, üçü de birbirinden canlı üç çocuklu eve hızır gibi yetişir. Bir zamanlar çok sevdiği bir bakıcısı olmuş şanslıların gözlerini dolduracak düzeyde gerçek bir ilişkidir aralarındaki. Nishio-San’ın korku hikâyesi okumasıyla başlayan dostluk zamanla sağlamlaşır. Tabii her bağ, bir gün kopması tehditini de yanında getirir.

Little Amelie or the Characher of Rain Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Animasyon Liane-Cho Han Jin Kuang Maïlys Vallade Loïse Charpentier Victoria Grosbois Yumi Fujimori

Hayatın Getirdikleri Karşısında

Amelie’nin erken yaşta tanıştığı yetişkin gerçeklikleri animasyonu çok daha sahici kılar. Konuşmaya başladığında herkesin adını tek seferde söylerken bir tek Andre’ye surat çevirir. Zorba abisine olan nefreti bir süre daha devam eder. Mesela babasından Mayıs’ın, oğlanların ayı olduğunu ve Andre ile sazan balığı beslemeye gideceklerini öğrendiğinde. Neden kızlar için bir ay yoktur? Hatta bir gün?

Özellikle de olayların 1969 yılında geçtiği ve 8 Mart’ın Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edilmesine altı yıl olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu erken farkındalığın ortaya çıkardığı soru hiç de anlamsız gelmez. Yine de Nishio-San ile sazan balıkları beslemeye gider. O gezi sırasında “Ame” kelimesinin Japonca yağmur anlamına geldiğini öğrenmek kimliğine yeni bir boyut kazandırır. Cama çizdikleri yağmur kelimesine karşılık gelen Japonca harf/sembol, Amelie’nin yazı diliyle ilk karşılaşmasıdır.

Babaannesinin Belçika’ya dönmesiyle tanıştığı ayrılık, ölüm haberiyle yeni bir katman kazanır. Neden öldüğümüzü anlama çabası orada başlar. Nishio-San’ın bütün ailesini savaş sırasında nasıl kaybettiğini dinlemek, bir çocuğun idrakını aşar. Zihin anlamaz ama kalp babasını ağlatan kaybı da Nishio-San’ı öfkelendiren acıyı da hisseder. Onu ilk defa olduğu gibi gören insanı, babaannesini kaybetmek daha fazla beyaz çikolatayı, birlikte geçirecekleri keyifli zamanları da kaybetmek anlamına gelir.

Klişedir ama insan kaybetmeden elindekilerin kıymetini anlamakta zorlanır. Yaşam da böyledir. Ailecek sahile gittikleri gün denizi müthiş bir hayal gücüyle ikiye ayırdığını sanan Amelie, boğulma tehlikesi atlatır. İşte o gün Andre’nin yaşadığı kaybetme korkusu, ikisinin barış ilan etmesini sağlar. Sevgi zor anlarda güçlenir.

Little Amelie or the Characher of Rain Film İncelemesi Arakat Mag 2025 Animasyon Liane-Cho Han Jin Kuang Maïlys Vallade Loïse Charpentier Victoria Grosbois Yumi Fujimori

Yabancı Nefretinin Ayırdığı İnsanlar

Aileye yardım etmesi için Nishio-San’ı görevlendiren Kashima-San aynı zamanda yeni bir ayrılığa neden olur. Savaşta yabancılar yüzünden ailesinden pek çok insanı kaybeden Kashima-San, Amelie ile Nishio-San arasında kurulan bağdan korkar. Kashima-San, küçük kızın geleneksel törenlere katıldığını, kültürlerine ilişkin mahrem değerleri öğrenmeye başladığını gördüğünde kendisine saygısızlık yapılmış, hatta ihanete uğramış gibi hisseder.

Ailesinden biri gibi gördüğü Nishio-San’ı da bu bağ yüzünden kaybetmeye niyeti yoktur. Hissettiği korku nefrete, öfkeye, hatta yabancılaştırmaya dönüşür. Oysa Amelie, savaşa katılmayan bir ülkeden oraya gelmiş bir ailenin çocuğudur. Ne var ki Fransızca konuşmasına ve beyaz çikolatayı çok sevmesine rağmen Amelie Belçikalı olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmez. Kendini bildi bileli Japonya’da, adının anlamını benimseyen bir Japon gibi yaşar.

Nishio-San, Kashima-San’ın baskısı ile Amelie’ye duyduğu derin sevgi arasında bocalar. Ona göre bir yetişkin ile çocuk arasında kurulan bağın geçmişlerindeki vahim olaylarla en ufak bir ilgisi yoktur. Nishio-San, Amelie’de çocukluğundan mutlu günlerin izinlerini bulur. Little Amélie, atmosferin duygusunu yansıtmak için ağırlıklı olarak enstrümental parçalar kullanır. Bana kalırsa Nishio-San ile Amelie’yi en çok yan yana olmadıkları bir sahnede kullanılan sözlü bir müzik yakınlaştırır.

Ailesiyle sahile giden Amelie, orada bulduğu bir kavanozun kapağını açıp içine sahili doldururak koşmaya başlar. Ona arka plandaki The Peanuts grubunun 1963 tarihli Koi-No Bakasu isimli eseri eşlik eder. Amelie, o anda Nishio-San’ın en özgür ve yasla tanışmamış haline dönmüş, bir bedende iki ruhun da çocukluğunu taşır gibi görünür. Nishio-San’a bunu sana getirdim diye uzattığı kavanozun kapağı açıldığında sanki hem Amelie’nin gününü hem de epey geride kalmış Nishio-San’ın anılarını görürüz. Ateş böceklerinden anılar doğar.

Yeniden İzleme İstediği Uyandırıyor

Little Amélie, mizahi, kıvrak bir metni insanın gözünü bir an bile ayıramadığı çizimlerle birleştirir. Özellikle yemek görüntüleri iştah açar. Japonya’ya hiç ilgisi olmayan biri için merakın ilk kıvılcımları böyle yanar. Üstelik olayları birbirinin ucuna öyle ustalıkla ekler ki aradaki geçişlerin ne denli tutarlı olduğunu anlamak için yeniden izleme isteği uyandırır. Little Amélie, piyanist karakteri sebebiyle bu enstrümanın kullanıldığı parçalara ağırlık verir. Şimdiye değin dünyadaki çeşitli festivallerden aldığı 48 adaylığın 10’unu ödüle dönüştüren Little Amélie‘nin 97. Oscar Ödülleri’nde En İyi Animasyon dalının güçlü adaylarından biri olduğu konuşuluyor.

Amelie, film bitmeden onunla ilk karşılaştığımız baloncuğun içine döner ve hayata şöyle bir uzaktan bakar. Tüm bu büyüme sancılarına rağmen tanrı olmaktan vazgeçmeye değer mi? Şimdi insan olmayı terk etme zamanı mıdır? Neyse ki bu hatadan hızla dönülür. Amelie, en sevdiği insanlardan birinin sesine kulak vererek onu bekleyen hayatı kucaklar. Yaşanmış her şeye koca bir iyi ki diyerek hem de. Gelelim biz izleyiciye: Gözlerimiz nemli, yüzümüzde minik bir tebessüm, aklımızın bir köşesinde Amelie’yi taşıyarak yaşamaya devam ederiz hayatımızı. Yaşadığımız her büyüme sancısına kendini tanrı sanan, üç yaşında bilge bir çocuğun bakışıyla bakarak.


Burcu Demirer‘in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

KPop Demon Hunters: Zincirlerinden Arınmak

Zootopia 2: Sevimli Bir Sıradanlık

Burcu Demirer
28 yaşında, İstanbul'da yaşıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Halkla İlişkiler ve Karşılaştırmalı Edebiyat okudu. Metin yazarı olarak çalışıyor. Edebiyat, sinema ve tiyatro aracılığıyla yarınki yüzünü keşfediyor.

    The Rip: İyi Polis, Kötü Polis

    önceki yazı

    Mercy: Teknolojinin Yapay Adaleti

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir