60
YAZARIN PUANI

Son yıllarda Pixar filmlerini izlerken içimde garip bir his oluşuyor. Teknik olarak her şey hala kusursuz. Animasyonlar harika, seslendirme güçlü, mesajları ise anlamlı. Ama nedense o eski Pixar büyüsünü, daha doğrusu Toy Story, The Incredibles ve Inside Out gibi filmlerin bıraktığı o saf duyguyu artık güncel filmlerde çok daha az hissediyorum. Sanki bir şeyler doğru ama aynı zamanda da eksik. Belki de bu yüzden yeni çıkan filmlere yaklaşımım biraz daha temkinli oluyor. Artık stüdyolar yeni projeleri yerine devam filmleri ile daha çok konuşuluyor. Toy Story 5, Inside Out 2, hatta gelecek olan Incredibles 3 filmi. İnsanların bu filmlere daha çok heyecan duyması anlaşılır, sonuçta çoğumuz o karakterlerle büyüdük; ama unutmayalım ki, Pixar’ın bir zamanlar en güçlü olduğu yer tamamen özgün hikayeler işlemesinden geçiyordu.

60
YAZARIN PUANI

İşte Hoppers filmine girerken beklentim tam olarak buydu: belki küçük bir ihtimal de olsa eski hissin parçasını yeniden yakalayabilmek. Filmin yönetmen koltuğunda Daniel Chong yer alıyor. Kendisi aynı zamanda We Bare Bears’ın (Kafadar Ayılar) yaratıcısı. Senaryo ise Jesse Andrew tarafından kaleme alınmış. Filmin orijinal dilindeki seslendirme kadrosu da oldukça dikkat çekici. Mabel karakterinde Piper Curda, Kral George karakterinde Bobby Moynihan, ayrıca Dave Franco, Jon Hamm, Eduardo Franco ve hatta Meryl Streep gibi isimleri içinde bulunduruyor.

Ama sinema salonuna girerken bildiğim tek şey, aslında bu filmin iyi eleştiriler aldığıydı. Dürüst olmak gerekirse Letterboxd ve Rotten Tomatoes gibi platformlardaki aşırı olumlu yorumlara artık eskisi kadar güvenmiyorum. Çünkü bazen bu platformlarda sevilen yapımlara dair övgüler, anlatının kalitesinden ziyade estetik ve tematik ögelerinden kaynaklı oluyor. Fakat Hoppers için durum biraz daha farklı.

Hoppers Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Disney Pixar Daniel Chong Piper Curda Bobby Moynihan Jon Hamm

Hikayenin Kalbi

Filmin temel hikayesi ilk duyulduğunda biraz tuhaf hissettiriyor. Bir şehrin başkanı, yeni bir otoyol inşa etmek uğruna hayvanların yaşadığı doğal alanı yok etmeye karar veriyor. Tam bu sırada Mabel isimli genç bir kız, zihnini bir robot kunduzun bedenine aktarabilme şansı buluyor ve kendini bu alanı koruma mücadelesinin tam ortasında buluyor. Fikir olarak bakıldığında absürt gibi dursa da, filmin en güçlü yanlarından biri bu fikri sadece ilginç olduğu için kullanmaması. Mabel’ın doğa ile olan bağı zaten sonradan uydurulmuş bir motivasyon değil. Çocukluğundan beri büyükannesiyle birlikte doğayı seven, onu korumayı öğrenen ve orada sadece huzur değil, kimlik bulan bir karakter. Bu yüzden, filmde büyükannesini kaybettikten sonra doğaya daha çok tutunması oldukça anlamlı geliyor. Çünkü orası, sadece korunması ve saygı gösterilmesi gereken bir yer değil; ayrıca sevdiği bir kişinin hatırasını taşıyan bir alan.

Beni hikâyenin içine en çok çeken şeylerden biri ise hayvanların dünyasının kurulma biçimi oldu, çünkü hayvanlar alemi sadece sevimli canlıların konuştuğu bir yer olarak tasvir edilmemiş. Gerçekten kendi özel işleyişi, dili ve dengesi var. Her türün kendine has özellikleri ile ele alınmasını izlemek çok eğlenceliydi mesela. Ama bunu eğlenceli yapan şey yalnızca komik olmaları değil, aynı zamanda o türe özgü bir özelliğin hikâyeye gerçekten mantıklı bir şekilde yerleştirilmiş olmasıydı. Türler arasında doğaları ne kadar farklı olursa olsun bir çeşit karşılıklı saygı hissediliyor. Daha ilginç yanı ise bu saygı, hayvanların birbirine zarar vermediği bir dünyadan geçmiyor. Tam tersine besin zinciri, ölüm ihtimali ve doğanın sertliği hep orada. Ama buna rağmen herkesin bir düzenin içinde yaşamayı kabullenmiş olması, hatta bununla birlikte bir denge kurmasını izlemek çok ilginç bir detaydı. Film, bunu fazla açıklamadan doğanın kendi yasası olduğunu göstererek kabul ediyor. Bu yüzden hayvanların kurduğu sistem bana ilk kez gerçekten doğal hissettirdi.

Filmin mizahı da bu dünyanın içinden çıkıyor. Gölet kuralları gibi detaylar, hayvanların birbiriyle kurduğu ilişki ve her şeyi fazla medenileştirmeden ama tamamen vahşi de bırakmadan anlatma biçimi çok hoşuma gitti. Mesela bir noktada karşımıza çıkan “Karnın acıktıysa yiyeceksin.” mantığı, tek başına filmin kurduğu dünyayı özetleyen bir cümle gibi. Çok ilkel, çok net ama aynı zamanda çok dürüst. Bu filmde beni güldüren şeylerden biri tam olarak buydu: hayvanlar alemini insanlaştırmaya çalışırken onu steril hale getirmemeleri. O yüzden bazı sahnelerde gerçekten çok eğlendim, hatta uzun zamandır ilk kez bir animasyon filminde o eski Pixar enerjisini hissettiğim anlar oldu.

Hoppers Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Disney Pixar Daniel Chong Piper Curda Bobby Moynihan Jon Hamm

Umut ile Umutsuzluk Arasında

Filmin asıl gücü, benim için kesinlikle karakterlerde yatıyor. Özellikle de Mabel’de. Çünkü Mabel’i izlerken onu sadece doğru olanı yapmaya çalışan cesur bir karakter olarak görmüyoruz. Onun inadı, kırılganlığı, geçmişi ve neyi bu kadar önemsediği, film boyunca yavaş yavaş hissettiriliyor. En sevdiğim taraflardan biri, artık tam olarak bir çocuk olmaması ama henüz tam olarak da bir yetişkin sayılmaması. Bu aralık hali karakteri çok insani yapıyor. Çünkü o yaşlarda insan neye inanacağını tam olarak çözememiştir, ama neyi kaybetmek istemediğini de çok iyi bilir. Mabel için tam olarak bunu hissettim. Daha kendisini bile tam tanımamışken, hayatta ne olacağını bilemeden yine de inandığı şeyler konusunda bu kadar kararlı olması beni hikâyeye çok bağladı.

Onu bu kadar etkileyici yapan şeylerden biri de büyükannesiyle olan bağı. Doğaya olan sevgisinin, hayvanlara duyduğu yakınlığın ve koruma içgüdüsünün kökeni bu ilişkiden geliyor. O yüzden bu kayıp, hikayede sadece bir arka plan detayı değil; onun dünya ile kurduğu ilişkinin de kırılma noktası. Büyükannesinden kalan değerler, onun hayata bakış açısını oluşturuyor. Bu yüzden Mabel’in bu mücadeleyi kişisel algılaması çok doğal. Aslında korumaya çalıştığı şey gölet ya da birkaç hayvan değil, anlam duygusu.

Tam bu noktada Kral George’un hikayeye girişi filmi bambaşka bir seviyeye taşıyor. Çünkü o sadece sevimli ya da bilge bir karakter değil, Mabel’in ihtiyacı olan şeyin ta kendisi. Büyükannesini kaybettikten sonra hayatla arasındaki o sıcak bağı kaybetmiş birine, yeniden güvenmeyi ve inanmayı hatırlatan bir karakter. Özellikle de “Herkes özünde iyidir.” fikri kulağa her ne kadar biraz safça gelse de, film bunu öyle bir yerden kuruyor ki asla bir bir iyilik gibi hissettirmiyor. Daha çok bütün sertliğe rağmen insanın tutunabileceği bir ışık gibi konumlanıyor.

Hoppers Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Disney Pixar Daniel Chong Piper Curda Bobby Moynihan Jon Hamm

Pixar’ın Cesur Tarafı

Hoppers’ın beni en çok şaşırtan taraflarından biri, ton olarak zaman zaman beklediğimden daha karanlık bir yere evrilmesiydi. Filmin ilk yarısında her şey Pixar’ın o sıcak akışında ilerliyor: sevimli hayvanlar, hareketli diyaloglar, eğlenceli fikirler, absürt ama tatlı mizah… Hatta bir noktada kendimi tamamen güvenli bir aile filminde hissettiğim oldu. Ama sonra film yavaş yavaş yön değiştirmeye başladı ve özellikle üçüncü perdede ciddi anlamda daha sert, ürkütücü ve karanlık bir tarafa geçti. Bu kısımları izlerken gerçekten şaşırdım. Çünkü Pixar’ın daha önce hüzünlü, duygusal ve sert olduğu çok oldu; ama Hoppers‘ın üçüncü perdesi, daha önce hissettirilenden biraz daha farklıydı. Dürüst olmak gerekirse bunu beklemiyordum.

Bu ton değişiminin çocuk izleyiciler üstündeki etkisini de net bir şekilde görme şansı yakaladım. Sinema salonunda önümde annesiyle birlikte oturan 4-5 yaşlarında bir çocuk bazı sahnelerden sonra salondan çıktı. Bu tarz filmlerde bu duruma pek rastladığımız söylenemez. Ölüm duygusunun ve doğanın acımasızlığının bu kadar direkt olarak işlenmesi bence çok cesur bir tercih. Doğanın kanunu, besin zinciri, av-avcı ilişkisi, hayatta kalma meselesi gibi temalara başka yapımlarda da rastlıyoruz. Ama çoğu aile; bir animasyonun bu konuları dolaylı bir şekilde anlatmasını, içerik olarak yumuşatmasını veya sevimli hale getirmesini tercih eder. Hoppers ise bunları doğrudan göstermeyi seçen bir yapım olarak bu listeden sıyrılıyor. Ama ilginç olan şu ki, ben buna rahatsız edici bir karar olarak bakmak istemiyorum. Aksine, bunu filmin en karakteristik yanlarından biri olarak gördüm.

Hoppers kesinlikle kusursuz bir film değil. Mesela ton değişimi bazen sert olabiliyor. Hayvanlar aleminin kuralları ise zaman zaman biraz dağınık hissettiriyor. Ama tüm bunlara rağmen filmden çıktığımda içimde bir sıcaklık hissi vardı. Karakterler samimi, hikâye eğlenceli ve mesaj gerçekten içten. Film, doğa ve hayvanlar hakkında güçlü bir şey söylüyor ama bunu didaktik bir şekilde yapmıyor. Belki Hoppers Pixar’ın altın çağı kadar büyük bir etki yaratmayacak ama bana kalırsa içinde stüdyonun eski ruhuna ait küçük ama değerli bir parça taşıyor.


Nil Su Çakmak’ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

The Bride!: Yapmamayı Tercih Ederim

Scream 7: Bitmek Bilmeyen Travma

NİL SU ÇAKMAK
Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü öğrencisi. Film izlemek, hayatının en büyük tutkularından biri. Boş zamanlarını tasarım yaparak değerlendirirken, aynı zamanda yaratıcı bir tasarımcı olarak çalışmalarını sürdürüyor.

    Whistle: Doğarken Ölmenin Paradoksu

    önceki yazı

    Trial of Hein: Gerçeklerle Yüzleşmek

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir