0

Bazı korku filmleri vardır; izleyiciyi büyük fikirlerle, ilginç metaforlarla ya da “akıllı” numaralarla etkilemeye çalışmaz. Onların derdi daha ilkel, daha dürüst bir yerden gelir. Primate tam olarak böyle bir film. Ocak ayının soğuk ve tekinsiz günlerinde, ödül sezonu sona ermişken ve sinema salonları daha hafif ama sert bir şeyler arayan seyircilerle doluyken ortaya çıkan bu yapım, tek bir vaatte bulunuyor: tanıdık bir slasher formülünü alıp onu rahatsız edici derecede “yakın” bir tehditle buluşturmak. Buradaki canavar maskeli bir adam ya da doğaüstü bir varlık değil; evin içinde büyümüş, sevgiyle yaklaşılmış, insanlığa en yakın hayvanlardan biri. Primate, seyircinin vicdanını kaşıyan tuhaf ama bir o kadar da eğlenceli bir korku deneyimi olarak şekilleniyor.

Primate Film İncelemesi Arakat Mag 2026 UIP Türkiye Johannes Roberts Johny Sequoyah Jess Alexander Troy Kotsur

İlkel, Keyifli ve Bol Kanlı

Ocak ayı korku filmlerinin kendine özgü bir tadı vardır. Ödül sezonu filmleri sinemalardan çekilmiş, prestijli yapımlar yerini sessizliğe bırakmışken, seyirci bu boşluğu çoğu zaman “çerezlik” sinemayla doldurur. Yani fazla düşünmeyen, süslenmeyen, tek bir amaca hizmet eden korku filmleriyle. Primate tam olarak bu geleneğin içinden geliyor ve bunu gizleme ihtiyacı da duymuyor.

Johannes Roberts’ın filmi, seyirciyi koltuğa çivileyip ekrana bağırttıktan sonra 90 dakikadan kısa sürede işini bitirip çıkan, yalın ve acımasız bir slasher. İnce bir senaryo, zincirleme bahaneler ve tek bir büyük vaat: Son derece gerçekçi bir şempanzenin, aptal insanları giderek daha yaratıcı biçimlerde parçalaması. Film, tam olarak bunu sunuyor ve sizlere de şunu soruyor: “E daha ne olsun?”

Buradaki keyif, modern korku sinemasının ironik, kendinin farkında, meta oyunlar oynayan örneklerinden gelmiyor. Bu, daha ilkel bir zevk. Yüz yırtmanın, çene koparmanın, panik halindeki insanların yanlış kararlar vermesinin verdiği saf, rahatsız edici haz. Primate, kendisini ciddiye alıyor ama önemsemiyor. Türünün ne olduğunu biliyor ve o sınırlar içinde kalmaktan asla utanmıyor.

Primate Film İncelemesi Arakat Mag 2026 UIP Türkiye Johannes Roberts Johny Sequoyah Jess Alexander Troy Kotsur

Canavarın Bilerek İnşa Edilen Çelişkisi

Filmin merkezindeki Ben, sıradan bir slasher canavarı değil. Onu ilginç kılan şey de tam olarak bu. Ben, ormandan çıkıp gelen vahşi bir yaratıktan daha fazlası; evin içinden, aileden gelen bir tehdit. Adam’ın (Troy Kotsur) evlat edinilmiş evcil hayvanı. Ailenin, özellikle de vefat etmiş olan anne figürünün bir hatırası. Bu da onu fiziksel olduğu kadar duygusal bir tehdit haline de getiriyor.

Ben’i canlandıran Miguel Torres Umba; prostetikler, animatronikler, kuklacılık ve neredeyse fark edilmeyen CGI desteğiyle ortaya zaman zaman insani kırıntılar gösteren bir yaratık çıkarıyor. Ben’in bakışlarında, hareketlerinde, anlık duraksamalarında hâlâ tanıdık bir şeyler var. Bu da tehdidi daha rahatsız edici kılıyor. Çünkü Ben kötü olduğu için değil; hasta olduğu için öldürüyor. Yarattığı yıkımın acımasızlığını durdurmak ise çok zor.

Filmin burada bilinçli bir basitleştirmeye gittiği açık. Kuduz, gerçek hayattaki karşılığıyla neredeyse alakasız bir “kötülük anahtarı”na dönüşüyor. Hastalık, Ben’e yalnızca saldırganlık değil; olağanüstü güç, stratejik zekâ ve neredeyse sadistik bir oyun kurma becerisi de kazandırıyor. Daha akıllı bir senaryo, bu çelişkiyle daha fazla oynayabilirdi. Ama film bunu istemiyor. Çünkü bu hâliyle daha “eğlenceli”. Buradaki trajedi, Lucy ve diğer karakterlerin Ben’in içinde hâlâ eski hâlinden bir şeyler aramasında yatıyor. “Ya hâlâ oradaysa?” umudu, filmin en kısa ama en rahatsız edici anlarını yaratıyor. Bir an için, Michael Myers’ın sadece hasta olduğu bir evrende yaşadığımızı düşünmek gibi.

Film İncelemesi Arakat Mag 2026 UIP Türkiye Johannes Roberts Johny Sequoyah Jess Alexander Troy Kotsur

Mekân, Kapan ve Roberts’ın Carpenter Sevgisi

Johannes Roberts’ın sinemasal referansları gizli değil. Primate, John Carpenter sevgisini saklamaya çalışmıyor. Adrian Johnston’ın synth ağırlıklı müzikleri, neredeyse Halloween’in ruhunu çağırıyor. Bazı anlarda 70’lerin ve 80’lerin Carpenter sineması resmen gözlerinizin önüne geliyor. Film, süresiyle bile Carpenter’a göz kırpıyor: her şey yaklaşık 90 dakika içerisinde anlatılıyor. 

Ancak burada bir fark var. Carpenter, Halloween’ın ilk bölümünde karakterlerini ustalıkla çizmişti. Roberts bunu deniyor ama aynı başarıyı yakalayamıyor. Karakter tanıtımları parçalı, aceleci ve sanki bir kısmı kurgu masasında bırakılmış gibi. Bu yüzden film, dikkat kaybını önlemek için bir flash-forward açılışına ihtiyaç duyuyor. Ucuz bir numara belki, ama işe yarıyor.

Mekân kullanımı ise filmin en güçlü yanlarından biri. Uçurum kenarındaki ev, orman ve sonsuzluk havuzu, hem fiziksel hem de psikolojik bir kapan yaratıyor. Havuz sahneleri, filmin en yüksek gerilim noktalarını oluşturuyor. Ben’in yüzememesi, geçici bir güvenlik hissi sağlarken, karakterleri kelimenin tam anlamıyla sıkışmış hâlde bırakıyor. Karanlık, ışık ve kadraj kullanımı gösterişsiz ama etkili. Ben’in çoğu zaman kadrajın hemen dışında tutulması da bilinçli, bu sayede her ortaya çıkışının küçük bir şoka dönüşmesi kaçınılmaz.

Primate Film İncelemesi Arakat Mag 2026 UIP Türkiye Johannes Roberts Johny Sequoyah Jess Alexander Troy Kotsur

Aptal Karakterler, Bilinçli Senaryo ve Seyirciyle Yapılan Sözleşme

Primate’ın karakterleri akıllı değil. Hatta yer yer son derece aptal. Yanlış kararlar alıyorlar, tehlikeyi hafife alıyorlar, canavardan kurtulmak için yan yana kalmak yerine birbirlerinden ayrılıyorlar. Seyircinin ekrana bağırmak istemesi de tesadüf değil. Ama asıl soru şu: “Bu gerçekten bir kusur mu?” Belki zekice yazılmaya çalışılan, twist’leri ön planda tutan korku filmleri için bir kusur sayılabilir; ama elinizde eski usul slasher anlayışını benimseyen, bunu da oldukça iyi biçimde modernize eden korku filmi varsa, asla bir kusur değil.

Film, bu aptallığı bilinçli olarak kullanıyor. Çünkü slasher geleneğinin özü burada yatıyor. Seyirci bu karakterlerin kurtulmasını istemiyor, aksine nasıl feci biçimde öleceklerini merak ediyor. Çünkü slasher izleyicisi için yüz yırtmanın verdiği zevk, karakterlerin mantıklı davranışlardan, alacakları doğru kararlardan daha ağır basıyor. Primate ise seyirciyle bu sözleşmeyi açıkça yapıyor.

Yan karakterler -özellikle üniversiteli gençler- neredeyse “taze et” olarak sahneye sürülüyor. Film, son perdede yeni kurbanlar ekleyerek Ben’e daha fazla oyun alanı açmaktan da çekinmiyor. Bu noktada eğlence unsuru da son derece ön planda. Ben’in neredeyse bir yaratık formuna ulaştığı anlarda insanlarla olan iletişimi absürt derecede komik. Aynı zamanda bazı karakterlerin ona karşı verdiği tepkiler de öyle. Bu yüzden bolca kahkaha da garanti.

Film İncelemesi Arakat Mag 2026 UIP Türkiye Johannes Roberts Johny Sequoyah Jess Alexander Troy Kotsur

Eski Usul Korkunun Gücü

Primate, yenilik peşinde koşan bir film değil. Politik alt metinler, büyük metaforlar, toplumsal okuma iddiaları yok. Yas teması var ama o dahi yüzeysel kalıyor ve derinleştirilmiyor. Modern “akıllı korku”dan ziyade, eski usul bir tür makinesi gibi çalışıyor. Çünkü Primate, arkadaşlarınızla bir gece buluşup hep beraber eğlenerek izleyeceğiniz türden bir film.

Pratik efektlerin ağırlığı, CGI’nin geri planda tutulması, filme sıcak bir nostalji hissi katıyor. Bu, deneyimli korku seyircisi için tanıdık ve rahatlatıcı bir duygu. Film yer yer Halloween’ın maymun ve kan soslu yankısı gibi hissettirse de, birebir kopyaya düşmüyor. Kendi dilini de oluşturan film, sessizliği de bir silah olarak kullanıyor. Gerçek hayatta da duyma engelli olan Troy Kotsur’un canlandırdığı Adam, duygusal anlarda olduğu kadar, korku anlarında da harika kullanılıyor. Duyma engelinin yarattığı tehdit de oldukça iyi gösteriliyor.

Kısaca Primate, büyük bir klasik olmayı hedeflemiyor. Ama ocak ayının bu karanlık ve soğuk haftalarında, korku açlığını doyuran, işini bilen, kanlı ve acımasız bir slasher olarak amacına ulaşıyor. Taze değil, ama bayat da değil. Primate gibi filmler için bazen temel kurallara sadık kalmak, en akıllıca tercih olabiliyor. Slasher tutkunları için ise bu tercih seyir zevki adına son derece yeterli.


Ferit Doğan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Mercy: Teknolojinin Yapay Adaleti

28 Years Later: The Bone Temple: Barbarlığın Ötesinde

Ferit Doğan
Yüksek Lisans öğrencisi (Radyo, Televizyon ve Sinema). Film eleştirmeni. Senaryo yazarı. Yönetmen.

Mercy: Teknolojinin Yapay Adaleti

önceki yazı

Yorumlar

Leave a reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir