80
YAZARIN PUANI

Dünya prömiyerini 76. Berlin Film Festivalinde yapan, yönetmen Kai Stänicke‘nin ilk uzun metraj filmi olan Trial of Hein; insanların onu hatırlamadığı, kendi geçmişi ile yüzleşen bir adamın hikayesini anlatıyor. Aradan geçen 14 yılın ardından doğup büyüdüğü yere geri dönen Hein, kimsenin onu hatırlamaması sonucu bir yargılama ile karşılaşır. Bu yargılamanın amacı ise, bu adaya dönen kişinin Hein mı, yoksa Hein rolü yapan başka birinin mi olduğudur.

80
YAZARIN PUANI

Trial of Hein, hem küçük bir toplumda farklı biri olmanın baskısı hem de erkek olmanın getirdiği beklentiler ile yüzleşmenin güzel bir dışa vurumu. Hein’ın evine döndüğü zaman eski anıları ile tekrar yüzleşmesi ve her geçen gün kendisi ile çelişmesi sonucu, Trial of Hein bir noktaya kadar köy halkının sorduğu soruyu seyirciye de sorduruyor: “Bu dönen kişi gerçekten Hein mı?”

Trial of Hein Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Kai Stanicke Paul Boche Philip Froissant Emilia Schüle İstanbul Film Festivali

Büyüdükçe Geçmişi Travmatize Etmek

Hein geri döndükten sonra köy halkının ona karşı ilk başlarda aldığı tutum onun beklemediği bir karşılama. Annesinin yaşlanması ve akli dengelerinin iyi durumda olmaması başlarda Hein’a hiç yardımcı olmuyor. Kız kardeşinin de o ayrılırken daha küçük olması sonucu ona bel bağlayamıyor. Artık güvendiği yegane kişiler, bir zamanlar yakın arkadaşı olan Friedemann ve eski sevgilisi Greta. Özellikle onların da sert tutumu sonrasında köy halkı emin olmak için bir yargılamaya karar verir. Yargılama üç gün sürecek ve bu süreç boyunca Hein’in bu adadaki son anılarına dayanacak. Trial of Hein bu yargılama süreci boyunca bir izleyici olarak Hein ile çok fazla bağ kurmanıza izin vermiyor. Bunda elbette Hein’ın soğuk bir karakter olmasının da etkisi var, ama aynı zamanda yönetmen bir süre seyirciye de o kuşkuyu yaşatmak için pek şeffaf davranmıyor.

Duruşmanın ilk günü, Hein’ın 10. yaş günü anısına odaklanıyor. Bu yaş günündeki olay ise, bir balığın içini düzgün bir şekilde temizlemek ve hazır hale getirmek. Bu, ada için her erkeğin yapması gereken bir gelenek. Bu olayı anlatan ada sakinleri, Hein’ın bu işlemi her genç erkek gibi yapması nedeniyle ortada herhangi bir sıkıntı olmadığından bahsediyor. Hein ise o balıktan nefret ettiğini, hayatının en büyük travmalarından biri olduğunu itiraf ediyor ve başarısız olduğunu söylüyor. İlerleyen zamanlarda ise kendisinin mutlu bir şekilde o balığın içini düzgün şekilde temizlediğini gösteren bir fotoğrafını buluyor.

Hein sadece bu anısında yanılmıyor. Duruşmanın ikinci günündeki konu ise babasının cenazesi üzerine. Bu olayı anlatan köy halkı, bu sefer Hein hakkında -yine her erkeğin yaptığı gibi- annesi ve kız kardeşi için dik durduğundan bahsediyor. Hein ise aslında o an çok üzgün olduğunu ama toplumun ondan beklediğini yaptığını söylüyor. Köy halkı bu cevaptan tatmin olmayınca ondan babasının mezarını göstermesini istiyor; Hein bu konuda da yanılıyor ve ikinci günde de kendisini kanıtlayamaz hale düşüyor.

Trial of Hein, anılarımızın bizi nasıl manipüle ettiğini bu iki günde çok güzel özetliyor. Hein yaşı ilerledikçe o anları kendisi için birer travma olarak görmesine rağmen, gerçekte onun için aslında o kadar da kötü anılar değiller. O sadece o anları kafasından silmek ve onlardan kurtulmak istiyor. Zira, o balıkla olan fotoğrafını gördükten sonra kendisine ne olduğunu bir süre idrak bile edemiyor.

Filmde Hein’ın bu duruşmalar süresince eskiden hatırladığı tek doğru bir şey var, o da adadan ayrılışı. Bu ayrılış, onun için bir kurtulma iken, aynı zamanda sevdiklerine bir veda. Hein bu vedaya dair her şeyi hatırlıyor. Bu da onun bu adada tek değer verdiği iki insana dair son anısı olmasından kaynaklanıyor.

Trial of Hein Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Kai Stanicke Paul Boche Philip Froissant Emilia Schüle İstanbul Film Festivali

Beklentiler ile Çelişen Gerçekler

Trial of Hein küçük bir toplumda senden olmanı istedikleri kişi ile senin olduğun kişi arasındaki uyumsuzluk ve bu uyumsuzluğun yaşattığı farkı çok gerçekçi ve olgun bir şekilde anlatıyor. Seyirci olarak bir süre Hein’ın neden ilk başta adaya geri döndüğü gerçeğini bile öğrenemiyoruz. Yönetmen, daha sonra bunu çoğu yerde flashbackler ile ufaktan vermeye başlıyor. Hein ile Friedemann’ın çocukluktan beri yakın arkadaş olmaları ve sonrasında ondan da öteye geçtiklerini böylece anlıyoruz.

Hein, her şeyi geride bırakıp Friedemann ile kaçmaya hazırken arkadaşı bu cesareti gösteremiyor. Hein, aradan geçen 14 senede belki değişmiş olduğunu düşünerek onu almaya geliyor. Ancak Friedemann toplumun ondan beklentilerine uymaya devam ediyor ve Hein ile bu adada gizli gizli görüşmeyi sürdürmek istiyor. Hein ise bu adada onun için bir yer olmadığını zaten çocukluğundan beri biliyor. Nitekim, rol yapmak onun iyi olduğu bir şey değil. O, olduğu gibi yaşamak ve özgür olmak istiyor. Bu yüzden Hein olduğunu kanıtlamak için uğraşmasına ve ada halkı tarafından linç girişimi yaşamasına rağmen, Friedemann’ın gösteremediği cesareti tekrar gösteriyor ve adadan yine ayrılıyor.

Trial of Hein‘a dair sevdiğim çok şey var ama en beğendiğim kısım şurası oldu: Hein adaya gelirken denizci ona “Böyle bir yerde ne işin var?” diye sorduğunda “Evime gidiyorum.” diyor. Adadan ayrılırken aynı denizci “Ne oldu?” diye sorduğunda ise “Meğerse evim burası değilmiş.” diyor ve film böyle kapanıyor. Bu, kendini o topluma ait hissetmeyen ve ne olursa olsun orada mutlu olamayacağını bilen bir adamın kendi ile yüzleşmesi. Hein, sevdiklerinin onu yüzüstü bırakması sonucu aidiyetsizliğini nihayet kabullenmeye başlıyor.

Trial of Hein‘ı ne kadar sevsem de, bana kalırsa oldukça kötü kararların alındığı bir film olmuş. Birincisi, flashbackler ile anlatım tercihi zaten benim pek sevdiğim bir yöntem değil ve anlatıyı zayıflatıyor. O ana kadar biz hâlâ o adamın Hein olup olmadığını bilmediğimiz için, yönetmen o anıları verdiği zaman seyirci olarak karakteri sorgulamak anlamsızlaşıyor. Evet, yönetmenin bu ikilem üzerinden böyle bir gerilim yaratma amacı yok; ama yine de ilk yarım saatinde filmi bu arada kalmışlık duygusu ile izlemek bana keyif vermişti. Hikaye, yarattığı bu gizemi sürdürse daha iyi olabilirdi. Bir başka sorunum da maalesef filmin sonu oldu. Yönetmen, film boyunca sorgulattığı gerçekleri finalde açıkça göstererek adeta gözümüze sokuyor. Zaten o noktaya kadar neyin ne olduğu anlaşılmıştı, daha fazla açıklama yapılmayarak hikaye daha sade bir şekilde bitirilebilirdi.

Bunları bir kenara koyacak olursam, genel olarak Trial of Hein beğendiğim bir film oldu. Ortalama oyunculuk performanslarına rağmen, çok iyi bir prodüksiyon ve yönetmenlik başarısı olduğunu söyleyebilirim. Kai Stänicke, ilk uzun metrajı için bence hiç fena olmayan ve güncelliğinden de ödün vermeyen bir iş çıkarmış. Zira, film bir dönem öyküsü anlatmasına rağmen, günümüzdeki birçok problemi de ustalıklı bir şekilde vurguluyor.


Yiğit Kirpi‘nin diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

London: Şeritleri Takip Ederken

Yo (Love is a Rebellious Bird): Hatıralardan Kurulan Bir Ev

YİĞİT KİRPİ
Bilgisayar mühendisi ama aynı zamanda sinema tutkunu. Kendi çapında yazar ve fantastik edebiyat hastası. Wes Anderson ve David Fincher hayranı 😂

    Hoppers: Büyük Bir Şeyin Parçası Olabilmek

    önceki yazı

    Cold Storage: Pandemi Korkusu ve Biyolojik Kâbus

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir