Michael Mann, Heat (1995) filmiyle soygun ve aksiyon filmlerine alışılmışın dışında önemli bir bakış açısı getirmişti. Nitekim Bart Layton‘ın, 2020 yılında yayımlanan Don Winslow imzalı Broken adlı öykü derlemesindeki bir kısa hikayeden uyarladığı Crime 101 filminde de Heat‘ten esintiler görmek mümkün. Başrollerini Chris Hemsworth ve Mark Ruffalo‘nun üstlendiği Crime 101‘de aksiyon ve gerilimin tatmin edici düzeyde izleyiciye aktarılması, bu açıdan hiç de şaşırtıcı değil.
Yakalanması zor, kurnaz bir hırsız (Mike) ve onu durdurma pahasına kariyerini tehlikeye atan amansız bir dedektif (Lou). Bütün bu kargaşanın arasında Mike’ın yerine göz dikmiş dengesiz, genç bir motosikletçi (Ormon) ve iş dünyasının gerçekleriyle boğuşurken kendini olayların ortasında bulan bir sigortacı (Sharon). Hikaye, sürekli bu dört karakterin arasındaki dinamik bağ etrafında devam ederken, tempoyu da iyi bir şekilde korumayı başarıyor.
Bu yazı Crime 101 filmi hakkında spoiler içermektedir.

Farklı Hayatlar, Ortak Kaderler
Mike (Chris Hemsworth), birçok filmde görmeye alışık olduğumuz yalnız adam profilindeki bir karakter. Hiç kimse ile bağı olmayan, işler sarpa sardığında kendine anında yeni bir yol haritası çizebilecek ıssız bir kovboy. Lou (Mark Ruffalo) ise hayatını kendi doğrularıyla yaşayan, ancak ve ancak hakikatin peşinde koşan bir avcı. Ormon (Barry Keoghan), hedefleri doğrultusunda karşısına çıkan engellere dair risk almaktan çekinmeyecek kadar deli dolu ve iki tarafı keskin bir bıçak. Sharon (Halle Berry) ise yüksek plazaların içindeki kısa kişiliklerin arasında kaybolduğunu geç anlayan, fakat buna başkaldırmasını da bilen cesur bir dişi aslan.
Bu kadar metafordan sonra biraz da olay örgüsünün gerçekleriyle yüzleşelim. Chris Hemsworth, bu rol için fazla havalı bir aktör olmuş. Saç stiliyle beraber biraz daha sıradanlaştırmaya çalışmış gibi dursalar da, oyuncunun role uyumlu olduğunu söylemek pek kolay değil. Ayrıca ana karakterler arasında da en vasat oyunculuğu sergilediğini söyleyebilirim. Mark Ruffalo, bence filmi asıl taşıyan kişi. Zira gerçekten iyi bir performans sergilemiş. Belki gelecek sene için ödül törenlerinde adaylık bile alabilir. Barry Keoghan, aşina olduğumuz Joker performansı kadar akılda kalıcı bir rol olmasa da, yine kötü karakteri oynama konusunda güzel bir iş çıkarmış. Halle Berry‘nin ise Mark Ruffalo‘dan sonra filmdeki en iyi ikinci oyuncu olduğunu söyleyebilirim.

Bitmeyen Bir Kedi-Fare Avı
Bart Layton, suç filmleri konusunda tecrübeli bir yönetmen. Bunu Crime 101‘i izlerken rahatlıkla hissedebiliyorsunuz. Daha önce de belirttiğim gibi, filmin Heat (1995) ile arasında birtakım benzerlikler mevcut. Fakat burada işler daha çok “yalnız adam” profili üzerinden ilerliyor. Karakterler -ekiplerle çalışsalar bile- içlerindeki yalnızlık görülebiliyor. Heat (1995)’teki Robert De Niro ve Al Pacino‘nun beraber oturdukları sahneye benzer araba sahnesi, seyirciyi geren ve heyecan uyandıran çok başarılı bir an olmuş.
Film, aksiyon ve gerilim sekanslarında da iyi bir iş çıkarıyor. Bunu hem araba hem de soygun sahnelerinde hissediyorsunuz. Filmde üç farklı soygun sahnesi var. İkisinde soygun planını önceden bilmemek, seyirciye aksiyon ve gerilimi daha iyi aktarabiliyor. Ayrıca zaman zaman aynı mekanlarda farklı karakterleri birbirlerinden haberleri olmaksızın görmek, bulunduğumuz dünyanın o kadar da büyük olmadığını hissettiriyor.

Soluksuz ve Sürükleyici Takip
Öte yandan, filmdeki olay kurgusunda yer yer kopukluklar görmek mümkün. Örneğin bazı olaylar çok çabuk gelişebiliyor. Senaryonun izleyiciye temiz bir kurgu ile daha net bir şekilde aktarılması filmin birçok kusurunu örtebilirdi. Çünkü dağınık bir işleyiş, beraberinde bazı soru işaretlerini de getiriyor. Bununla beraber, yer yer mantık hataları ve klişeler ile karşılaşsak da, bunların seyirciyi filmden koparacak seviyede olmadığını söylemek gerek.
Filmde karakterlerin gelişimi bazen iyi bazen ise yetersiz kalıyor. Özellikle Mike’ın Maya’ya olan aşkı biraz daha iyi işlenebilirdi. Sharon üzerinden aktarılan “günümüzdeki büyük şirketlerin ve patronların çalışanlarını aslında sadece birer piyon olarak gördükleri” mesajı yeterli düzeyde vurgulanmış. Lou ise polis teşkilatının bir önce dosyaları kapama veya birbirlerini kollama arzusundan ziyade, asıl hak edenin ceza almasını isteyen bir karakter portresi çiziyor.
Olay örgüsünde akla yatmayan kısımlara gelecek olursak, Ormon’un Mike’a onu takip ettiğini bilerek hissettirmesi tercihi pek açıklanmıyor ve ilk karşı karşıya geldikleri sahne biraz beklentilerin altında kalıyor. Lou’nun koskoca Los Angeles’ta rastgele bir kapalı otoparkta Mike’ın arabasını bulması, aynı şekilde Lou’nun Sharon’ın müşterisi Monroe için yasa dışı yollarla elmasları getiren kuryeyi ikna etme yöntemi daha iyi kurgulanabilirdi. Ya da Sharon halihazırda Mike ile bir soygun planı yapmışken, Ormon tarafından tehdit edilince bunu Mike’a söylemek yerine onu bir anda Lou’ya satmasındaki motivasyon anlamsızdı.

Hassas Adalet Dengesi
Filmin sonunda Mike’ın Lou’un hayatını kurtarması, Lou’un Mike’a özgürlüğünü geri vermesi ve Sharon’ın iş dünyasının acımasız vefasızlığıyla yüzleşmesi, karakter gelişimlerindeki doruk noktalarını temsil ederken, hassas adalet dengesinin kişiden kişiye göre değişebileceği vurgulanıyor.
Mike ve Lou’nun belki de ilk defa kendilerini değil, başkalarını düşündüklerini görmek ve bunun kefaretini ödemelerine şahit olmak hikaye açısından güzel bir final olmuş. Bunun neticesinde Crime 101, her şeyin kitabına göre yapılması mı yoksa vicdan faktörünün de ele alınması mı gerektiğini irdelerken seyirciyi bu toplumsal düzeni bir kez daha sorgulamaya itiyor.
Crime 101 belki Heat (1995) gibi bir başyapıt değil ama dört farklı karakterin etrafında gelişen, yeri geldiğinde aksiyona doyuran yeri geldiğinde ise gerilimi elden bırakmayan başarılı bir yapım olarak seyircinin karşısına çıkıyor.
Furkan Ahmet Özkırış’ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.



















Yorumlar