Dial M for Murder, 1954’te çıkmış bir Hitchcock filmi. Sinema okullarından YouTube videolarına kadar uzanan her türlü mecrada kamera açılarının klostrofobiyi uyandıracak biçimde kullanıldığını, filmin başrol oyuncularından Grace Kelly’nin elbisesinin zamanla koyulaşmasını neredeyse bir asırdır sıklıkla duyduk. O asır ki neredeyse beyefendiliği, hanımefendiliği beyaz adamın saçlarını geriye taramasından ibaret sanardık.
Hitchcock’un Bulunduğu Çeper
Evvelce belirttiğim gibi Alfred Hitchcock’un Dial M for Murder’ı, sinema okullarından YouTube videolarına kadar uzanan geniş bir mecrada incelenmiş; edebi tarafı güçlü, görsel yönü baskın bir eser. 1950’lerin İngiltere’sinde geçtiğini iddia etmesine karşın, bilakis Amerikan kültürünü -süt tozu methiyesi dışında- hemen her ögesinde görebiliyoruz. Bu kültürün içinde film, yalnızca güçlü kurgusuyla değil, dönemin koşullarını aşarak insanların nerede, nasıl hissetmesi gerektiğini adeta manipüle eden çekimleri ve özenli mükâlemesiyle “klasik” olarak adlandırabileceğimiz bir yapıt.
Her ne kadar tırnak içinde “klasik” olarak adlandırsam da, hikâyemiz basit bir cinayet anlatısı ya da “Katil kim?” bulmacası çözdüğümüz, gizem ve gerilimin bilinmeyene duyulan korkudan ortaya çıktığı sıradan bir klasik katiyen değil. Aksine, yakalanma korkusunun had safhaya çıktığı; Stefan Zweig’ın Korku’suyla kardeş sayılabilecek bir gerilim hikâyesi. Bahse konu unsurlarla birlikte, dönemin koşullarını net bir biçimde gözlemleyebildiğimiz bir tarihi belgesel. Bu koşullar içinde özellikle dikkat çekmek istediğim iki yer ise mekanik saatin kullanımı ve hukuk.
Yeni bir milenyumdayız. Reflekslerimizin buna göre şekillenmesi, çağımızın inanılmaz hızlı tüketim kültürünün sonucu. Altı yıl önce herhangi bir şeyi merak ettiğimizde Google yerine yapay zekâyı kullanabileceğimizi kim hesap edebilirdi ki? Cebimizden çıkardığımız telefonlarda gördüğümüz saatler ise, o dönemin mekanik ya da kurmalı saatlerine kıyasla zamanı kusursuzca gösteren, neredeyse doğaüstü aygıtlar olarak düşünülebilir. Kanımca Dial M for Murder’da birbirinden farklı saatlerin farklı zamanları göstermesi ve hangisinin doğru olduğunun bilinmemesi, dönemin estetiğini en iyi yansıtan ayrıntılardan biriydi.

Bir Oda, Birkaç Eşya ve Bir Anahtar
İçinde birden fazla ceza hukuku ögesi barındıran ve kusursuz biçimde hukuk pratiğine uyarlanabilecek Dial M for Murder; şantaj ve tehdit ayrımını, azmettirmeyi, meşru savunmayı, nitelikli hâlleri ve usul bakımından pek çok maddeyi bünyesinde taşıyan bir yapıt. Ayrıca, tüm bunları söylerken filmin çekildiği yılın 1954 olduğunu yeniden vurgulamam gerekir. Zira Hitchcock; bu filmde insana duyulan saygıyı öylesine narin bir biçimde yüzüme vurdu ki, utancımdan şuurumu yitirdim. Şiddetin kahramanlaştırılmadığı Dial M for Murder’da, Agatha Christie romanlarından fırlamış bir cinayetle baş başayız: obsesif kompulsif bozukluğa sahip bir başkahraman, iyilik meleği bir polis ve yasak aşıklar.
Ancak ihtimaller ve tuzaklar üzerine kurulu bu anlatıda, her biri kendi içinde climaxlere ulaşan karakterler arasında gri olmayan tek bir karakter var. Bu karakter, adeta bir tarafı temsil edercesine, filmin son yazan sahnesinde bile Hitchcock tarafından sanki bir övünç kaynağıymış gibi kadraja alınıyor. Bugünden bakınca daha çok göze batan polis karakteri maalesef hiçbir zaman gri yansıtılmıyor; filmin sonuna kadar en zeki karakter olarak konumlanıyor ve apaçık bir şekilde kahraman olarak sunuluyor.
Kahraman polis imajı, bana kalırsa Alfred Hitchcock’un filme dair aldığı en yanlış karar olarak Dial M for Murder’ın bembeyaz sayfasına atılmış koca bir çizik. Hitchcock’un filmde dolaylı biçimde söylediği gibi: “Öykülerde işler yazarın istediği gibi gelişir; oysa gerçek hayatta böyle olmaz.” Buradan da çıkarabileceğimiz üzere, filmde açık bir polis propagandasına maruz kalıyoruz. Yargı yanlış karar verebilir; fakat polis, görülen o ki, işin sonuna kadar doğruyu mutlaka bulabilecek yegâne kurtarıcı olarak konumlandırılıyor.

Kusursuz Bir Cinayet
Bütün unsurlarıyla birlikte film bittiğinde aklımızda yer edinebilecek o düşüncelerden biri şu olacaktır: “Kusursuz bir cinayet mümkün müdür?” Cinayeti kusurlu kabul edersek, eksik bir soruşturma ya da kovuşturma cinayeti kusursuz hâle getirebilir mi? Cinayeti kusursuz kabul edersek, şüpheden sanığın mı yararlanması gerekir? Bir saat sonra düşüneceğim cevapların bile birbirinden farklı olabileceğini bildiğim için kesin yanıt veremediğim bu sorular, Dial M for Murder bittiği anda zihnimde zuhur etti.
Şahsen bu tomurcuklanmayı, filmin taraf tuttuğu polis dışında, sinemayı politik kılan ve “Sinema nedir?” sorusuna cevap veren değerlerin bir yansıması olarak görüyorum. Son olarak, Dial M for Murder tiyatral bir deneyimin sinemada nasıl bir karşılık bulduğunu görmek isteyenlerin kaçırmaması gereken bir Alfred Hitchcock başyapıtıdır.
Ömer Faruk Edremit‘in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.























Yorumlar