60
YAZARIN PUANI

Emin Alper’in Kurtuluş filmi, bu yıl Berlin Uluslararası Film Festivali’nde gösterildiğinde mesele yalnızca yeni bir filmin prömiyeri değildi. Politik yapısıyla bilinen Berlinale’nin gündeme ne denli temas edeceği en merak edilen noktalardan biri olmuştu. Bu konuda sözlerini esirgemeyen kişi Emin Alper oldu. Gümüş Ayı’yı kazanmasından sonra film daha da önem kazandı. Kurak Günler gibi başarılı bir filmin ardından gelen bu yapımın, o baskının içinden nasıl çıkacağı da bir yandan merak konusu haline gelmişti. Burada gösterilen her film, ister istemez güncel dünyaya ayna tutar. Kurtuluş da tam olarak böyle bir zeminde karşılandı: Küçük bir köy üzerinden bir ülkenin ruh hâlinin anatomisini çıkarma iddiasıyla seyirciye sunuldu.

60
YAZARIN PUANI

Beklentinin büyük olmasından dolayı filme Türkiye’den gelecek tepkiler merak konusuna dönüşmüştü. Filmin gösterimlerden sonra eleştirmenleri ikiye ayırdığını gördük. Kimisi Emin Alper’in beklenen politik mesajları filmin içeriğine yedirememesinden şikayetçiydi kimileri ise filmin içeriğinin seyirci açısından travmatik bir noktada durmasından dolayı seyirciyi kurban durumuna düşürmesinden dolayı rahatsızdı. Kurak Günler’de modern ve aydın kesimin yobazların arasında nefessiz bırakılışını izlemiştik. Bu kez Alper, bağnazlığın içindeki bağnazları anlatmayı seçiyor. Dışarıdan gelen bir bilinç yok; herkes aynı karanlığın tonlarında dolaşıyor. Cehalet ve yozlaşmayı içeriden incelemek isteyen bir film karşımıza çıkıyor. Bu yüzden de izleyici için zor bir deneyime dönüşebiliyor.

Kurtulus Salvation Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Emin Alper Erdal Acil Caner Cindoruk Berkay Ateş Bir Film

Suni Korkudan Kan Davasına

Film, yapı olarak ister istemez Pájaros de verano’yu hatırlatıyor. Orada da iki klan arasındaki gerilim, gelenek ve rant üzerinden büyüyen bir trajediye dönüşüyordu. Kurtuluş’ta da iki köy arasındaki suni paranoya, adım adım kan davasına evriliyor. Buradaki mesele, gerçek bir tehditten ziyade çürüyen zihniyetin paranoyaklaşan bir korkunun üzerinden çıkar çatışmalarına evrilmesi. Dedikodu, hurafe, efsane ve mitlerle beslenen batıl inanışlar, köy halkına yapay bir gerçeklik düzlemi kuruyor. İnsanlar işine gelene inanmak istiyor. İmtiyazlarını kaybetmemek için kendilerini kandırdıkları bir cehalet kuyusuna gönüllü olarak iniyorlar. Film, tam da bu gönüllü körlüğün anatomisini sunuyor.

Emin Alper gözlemci bir sinema dili kuruyor. Olaylara uzaktan bakıyor, yorum katmaktan özellikle kaçınıyor. Sanki gerçek olaylardan esinlenilmiş olmasının getirdiği bir temkin var. Fakat bu mesafe, filmi hem güçlü hem de sınırlı kılıyor. Bu kadar trajik ve zalimce bir olayın, “dış mihrak” paranoyası üzerinden irdelenmesi yenilikçi bir yaklaşım gibi hissettirmiyor. Belki de yönetmen, bilinçli bir şekilde bildiklerimizi tekrarlamamızı istiyor ki, aynaya bakarak gerçekliğimizle yüzleşmemizin tazeleyeceği olacağına inanıyor.

Kurtulus Salvation Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Emin Alper Erdal Acil Caner Cindoruk Berkay Ateş Bir Film

Empati Kurması Zor Bir Temsil

Mesut karakteriyle film boyunca ne kadar empati kurmaya çalışsak da, onun kendi değerlerine yaklaşamadığımızdan dolayı bu pek mümkün olmuyor. Zaten film buna izin vermiyor. Karakter; bencil, yeri geldiğinde kaypak, dönemin ruhuna göre şekil alan itici bir figür olarak şekillendirilmiş. İnandığı şeyler aslında daha çok olmasını istediği şeyler. Cehaleti bir metafizik ögesi gibi kullanmaya çalışan, günümüz politikacılarını andıran bir güç zehirlenmesi olarak karşımıza sunuluyor.

Filmi izleyen pek çok kişi rüya sahnelerinin fazlalığından şikayet etse de, bu sahnelerin filmdeki varlığı aslında karakterlerin doğasına yakınlaşmak ve onların içsel dengesizlikleriyle yüzleşmek adına bir fırsata dönüşüyor. Bastırılmış cinsel arzularına, kadınlardan ve çocuklardan dahi korkacak hale gelen çarpık zihinlerine tanıklık etmiş oluyoruz. Aslında, bir nevi bu hoşumuza gitmeyen karakterlerin zihin dünyasına doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Böylece rüyalar yalnızca estetik bir tercih değil, sosyolojik bir gösterge olarak konumlandırılıyor. Özellikle kapalı ve küçük topluluklarda rüyaların, söylentilerin ve toplu paranoyanın ne kadar hızlı yayılabileceğini görüyoruz. Mesut’un düşman köydeki Halil ile olan geçmişi –eş üzerinden beslenen o kişisel kin– onun motivasyonunu bireysel bir hınçtan kolektif bir lince dönüştürüyor. Kendi içindeki yarayı, bir köyün kaderine dönüştürmeyi tercih ediyor.

Köyün şeyhi Ferit her ne kadar onun birebir karşılığı olmasa da; medrese eğitimi almış olması, liderliğin miras yoluyla devredilmesi fikrine inanışı ve halkın bu konuda işine geleni kabul eden esnek tavrı, aslında daha büyük bir tabloya işaret ediyor. Mesut yalnızca bir karakter değil; cahil ve dindar kesimin temsil ettiği bir zihniyetin kendisine dönüşüyor. Caner Cindoruk, karakterini başarıyla yansıtıyor. Mesut’un duygu değişimlerini, güç sarhoşluğunu ve korkusunu incelikle taşıyor. Ama bu güçlü oyunculuk, karakterin iç dünyasını ne kadar iyi tahlil etse de, filmin dramatik derinliğini arşa çıkarmıyor. Çünkü kendisi, yalnızca bir temsilin vücut bulmuş hali. Olanı yansıtmakla kalıyor, fazlasını değil.

Kurtuluş Salvation Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Emin Alper Erdal Acil Caner Cindoruk Berkay Ateş Bir Film

Var ile Yok Arası

Filme dışarıdan bakmanın en zor yanı, seyirci olarak taraf tutulamamasından kaynaklı, karakterlerin eylemlerine dair bir bağ kurmanın zorluğudur. Kurtuluş, bu sorunu sonuna kadar hissediyor. Tüm film boyunca sarsıcı anların azlığından kaynaklı, bir noktadan sonra belirgin olan finale doğru gitmenin monotonluğunu ve yorgunluğunu yaşıyorsunuz. Çünkü sarsılacak gerçek bir çatışma yaratılmıyor. Her şey paranoya üzerinden, iç hesaplaşmalar ve suni korkular üzerinden ilerliyor. Buradaki çatışma daha metaforik bir düzlemde vuku bulurken, karakterlerin iç çelişkilerinin suç ortakları oluyoruz.

Kurak Günler’de seyirci karakterle birlikte daralıyordu. Burada ise aynı bilinç düzeyinin içinde dönüp duruyoruz. Kimse o düzlemi kırmıyor. Bu yüzden film, seyir anlamında izleniyor ama izleyicinin filmin içine girmesi mümkün olmuyor. Çöküş baştan belli, döngü ise tahmin edilebilir. Ve film, sonlara doğru geldikçe bu döngüyü senaryo içinde yenileyememesinden dolayı, merak duygusu gitgide hayal kırıklığına dönüşmeye başlıyor.

Politik bir film izliyoruz ama politik sözler genelgeçer doğruların ötesine ulaşmıyor. “Korktuğunuz kötülüğe kendiniz dönüşürsünüz.” diyaloğu, Habil ile Kabil’den beri anlatılan kıskançlık metaforları… Bu referansların hepsi doğru, ama bunların aşınmış olduklarını hissetmemize neden oluyorlar. Film radikal bir söz söylemiyor; daha çok seyirciye ayna tutuyor. Sanki “Bu bozuk düzenin çorbasına tuz katan sizsiniz.” demek istiyor. Bu da belli bir kitleyi karşısına alabilecek bir tavır olarak yorumlanabilir, ama o kitlenin bu filmi izleyip izlemeyeceği asıl soru işareti oluyor.

Salvation Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Emin Alper Erdal Acil Caner Cindoruk Berkay Ateş Bir Film

Atmosfer Güçlü, Final Zayıf

Filmin en güçlü yanı atmosferi. Görsel olarak başarılı sahneler var; özellikle rüya sekansları etkileyici biçimde kotarılmış. Emin Alper, hareketli kamera kullanımı ve korku filmini andıran kimi görsel imgeleriyle kadrajlarını etkili tutmayı başarıyor. Bu sayede hikâye ilmik ilmik işleniyor, paranoya ise adım adım yükseliyor.

Ancak final, bu birikimi taşıyamıyor. Ya bilinçli bir şekilde gerçek olaylardan esinlenildiği için etkisiz bırakılmış bir final olmuş ya da dramatik olarak eksik bir şeyler kalmış. Filmin yükselen tansiyonuna uygun ustalıkla çekilmiş bir final sahnesi izleyemiyoruz. Tüm film boyunca felaketin yankılarını duyduğumuz baskın sahnesi, maalesef etkisiz bir deneyime dönüşüyor. Böylesine büyük bir sahnenin yapay bir geçiştirmeyle sonlanması, filmin gücünü ve etkisini azaltıyor. Doğal olarak da seyirciyi ikiye bölüyor. Bir bakıma sahnenin tamamını göstermemek bir tercih olabilir, ama gösterilen kısmın da daha ustaca kotarılan bir yönetmenlikle şahlanmasını beklemek seyircinin hakkıdır diye düşünüyorum. Bu bağlamda final sekansı ve ardından gelen son sahne koca bir hayal kırıklığı yaratıyor.

Kurtuluş Salvation Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Emin Alper Erdal Acil Caner Cindoruk Berkay Ateş Bir Film

Büyük Filmden Sonra Gelen Arayış

Kurtuluş kesinlikle kötü bir film değil. Ancak seyircinin yükselişte bir yönetmenden de beklediği o büyük film olamamış. Toplumsal paranoyanın, din sömürüsünün ve kolektif cehaletin ülke içinde yaygınlaşmasının küçük bir köy üzerinden anatomisini çıkarıyor. Ama Kurak Günler sonrası daha büyük bir sıçrama bekleniyordu.

Bazen yaratıcı bir zihin, çok iyi bir eser yarattıktan sonra yeni projesinde “bir öncekinin üstüne çıkıp çıkamama” ikilemiyle karşı karşıya kalır ve içsel karmaşadan arınmak için aklına esen ilk fikre tutunur. Açıkçası Kurtuluş biraz böyle hissettiriyor. Büyük bir filmin ardından gelen, kavramsal olarak güçlü ama dramatik olarak eksik bir arayış filmi gibi bir tat bırakıyor.

Kurtuluş; Berlin’de alkışlandı, tartışıldı ve takdir toplayan bir ödül aldı. Ama salondan çıktığınızda filmden içinizde kalan duygu büyük bir sarsıntı değil, iyi kurulmuş ama son düğümü gevşek bırakılmış bir trajedinin gölgesine benziyor.


Haktan Kaan İçel’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Scream 7: Bitmek Bilmeyen Travma

Flies: Ölüm Bazen Bir Oyundur

HAKTAN KAAN İÇEL
2008'den beri sinema yazarlığını sürdürüyor.

    Bridgerton 4. Sezon 2 Kısım: Aşkın Ötesindeki Seçimler

    önceki yazı

    Crime 101: Dört Köşe Koşuşturmaca

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir

    daha fazla Berlinale 2026