0

Günümüz Amerikan sinemasının son yıllarda sevdiği yapay zeka mevzusu, bu sefer “adalet sistemi” ve “ahlaki sorumluluk” gibi ağır başlıkların içinde bir polisiye-bilim kurgu gerilimi olarak karşımıza çıkıyor. Mercy, ciddi bir meseleye parmak bastığı hissini vermeye çalışırken, seyircinin onu ciddiye alamadığı bir konuma düşüyor. Bu ciddiyet daha ilk andan itibaren kontrollü, steril ve riskten arındırılmış bir şekilde sunuluyor. Film, rahatsız edici olabilecek her fikri, rahatsız etmeyecek bir anlatı tonuyla sunuyor. İzlerken sürekli bir eşikte duruyoruz; sanki birazdan sistem gerçekten sorgulanacak, film kendi kurduğu dünyayla yüzleşecek gibi. Ama o eşik hiçbir zaman geçilmiyor.

Bu yüzden Mercy, ahlaki olarak ciddi bir film olmak isterken, anlatı disiplinini ciddiye almıyor. Ne söylediğinin farkında ama söylediğinin sonuçlarıyla ilgilenmiyor. Sistem eleştirisi var ama sistem sarsılmıyor. Adalet sorgulanıyor ama adaletin iktidarı tehdit edilmiyor. Film, “önemli” görünmenin güvenli alanında kalmayı seçiyor ve bu tercih, daha en baştan onu tehlikesiz kılıyor. Özellikle de bir distopyanın içinde inandırıcılık sancıları çekmesi, filmin daha en başından video piyasasına çekilen ucuz filmlerden biri olmasına neden oluyor.Mercy Film İncelemesi Merhamet Yok Arakat Mag 2026 Timur Bekmambetov Chris Pratt Rebecca Ferguson Kali Reis TME Filmleri

Psikolojik Yüzde ve Güvenilmez Zihin

Filmin gerçekten ilginç olan tek fikri, psikolojik değerlendirme yüzdesinin kullanılması denilebilir. Ana karakterin içindeki şüphenin yavaş yavaş zihnini ele geçirmesi ve suçun dışsal bir eylemden çok zihinsel bir hâl olarak inşa edilmesi, güçlü bir başlangıç olarak merak unsurunu tetikleyen en iyi buluş olmuş. Akşamdan kalmışlık, hatırlanamayan anlar, silik geçmiş… Bunlar, seyirciyi karakterle aynı epistemolojik noktaya çekebilecek araçlar. Mercy, burada Minority Report’un tersine, geleceği değil geçmişi muğlaklaştırarak bir gerilim kurmaya çalışıyor. Ancak bu fikir hiçbir zaman derinleşmiyor. Çünkü film, şüpheyi seyirciye bulaştırmıyor. Şüphe yalnızca karakterin zihninde kalıyor. Oysa iyi bir anlatıda seyirci de karakterle birlikte yanılır, eksik bilgiyle düşünür, hatalı çıkarımlar yapar. Mercy bunu istemiyor. Senaryo, psikoloji bir süreç olmaktan çıkıp bir göstergeye, bir yüzdeye dönüşüyor. Film, karakterin kafa karışıklığına işaret ediyor ama seyircinin kafasını karıştırmayı göze almıyor. Bu yüzden de kontrolü kendi ele alıyor. Seyirciye done vermekten sakınıyor.

Burada Mercy’nin en büyük açığı ortaya çıkıyor ve bu açığı en net şekilde benzer bir konuyu işleyen İspanyol filmi Artificial Justice (2024) ile kıyaslayarak görmek mümkün. Artificial Justice, yapay zekâyı gerçek bir otorite olarak ele alıyordu. Sistem karar veriyor, insan itiraz edemiyor, hikâye bu acımasızlık üzerinden ilerliyordu. Orada yapay zekâ bir araç değil, iktidarın ta kendisiydi. İnsan ise sistem karşısında çaresizdi. Tabii filmin arka planı da gerçekçi bir şekilde dizayn edildiği için inandırıcılık namına pek sorun hissetmiyordunuz.

Mercy ise aynı fikri alıyor ama onu yumuşatıyor. “Yapay zekâ var ama iktidar yok.” ve “Yargı var ama sorumluluk yok.” gibi çıkarımlarla kendince manasız yollara başvuruyor. Eğer bu kadar gelişmiş bir sistem varsa, neden kanıt arayan kişi suçlu oluyor? Neden polis ya da yapay zekâ araştırmıyor da ana karakter kendi masumiyetini kanıtlamak zorunda kalıyor? Bu noktada Mercy, adalet sistemi anlatısından kopup neredeyse bir reality show mantığına geçiyor. Şüpheliler tek tek inceleniyor, kayıtlar didikleniyor, ipuçları aranıyor. Ama bu, sistemin değil karakterin görevi hâline geliyor. Film, kendi kurduğu teknolojik dünyayı inkâr ediyor.Mercy Film İncelemesi Merhamet Yok Arakat Mag 2026 Timur Bekmambetov Chris Pratt Rebecca Ferguson Kali Reis TME Filmleri

Tarafsızlık İddiası ve Torpil Sessizliği

Bu noktada Mercy, açıkça Searching ve Missing filmlerine de göz kırpıyor. O filmler; çok düşük bütçelerle, neredeyse tamamen dijital izler üzerinden güçlü bir gerilim kurmayı başarmıştı. Çünkü orada veri, hikâyeyi doğuruyordu. Ekranlar, kayıtlar, mesajlar dramatik araçlardı. Seyirci, karakterle birlikte araştırıyor, birlikte yanılıyordu. Mercy ise aynı şablonu alıp büyük bütçeyle uyguluyor ama etkisiz kalıyor. Veriler hikâyeyi kurmuyor, sadece süslüyor. Dijital izler dramatik bir zorunluluk değil, görsel bir dekor gibi duruyor. Bu sebeple Mercy, Searching’in başardığı zihinsel katılımı yaratamıyor. Seyirci yine izleyici konumunda kalıyor, düşünmeye davet edilmiyor.

Mercy‘nin cevaplamaya cesaret edemediği en kritik soru hâlâ ortada duruyor: Ana karakter sistemin içindeyse, bu torpilli olduğu anlamına mı geliyor? Eğer ayrıcalıklıysa, yapay zekâ tarafsız değil demektir. Eğer torpilliyse ama film bunu söylemiyorsa, o zaman eleştiriden bilinçli olarak kaçıyordur. Ortada böyle bir durum yoksa, yapay zekânın neden onun yerine çalışmadığını açıklamak gerekir. Mercy bunların hiçbirini yapmıyor. Belirsizliği derinlik gibi sunuyor ama bu belirsizlik düşünsel bir alan açmıyor; sadece kaçış yaratıyor. Bu yüzden Mercy’deki yapay zekâ ne gerçekten acımasız ne de tarafsız. İnsan gibi düşünüyor, insan gibi tereddüt ediyor, insan gibi dramatik alanlar açıyor. Yani insan hatasını ortadan kaldırmak için kurulan sistem, insan zihninin dijital bir makyajına dönüşüyor. Bu da filmin iddiasını içeriden çökertiyor ve senaryosu hataların içinde kendini imha ediyor.

Mercy, seyirciyi yanıltmak isteyen bir film değil; seyircinin yerine düşünmek isteyen bir film oluyor. Dikkati sürekli başka yerlere çekerek seyircinin kendi zihinsel yolculuğunu kurmasına izin vermiyor. “Sen düşünme, ben senin yerine düşüneyim.” tavrı filmin her yerine sinmiş durumda. Bu yüzden seyirci, filmin dünyasına hâkim olamıyor. Çünkü hâkim olunabilecek net bir dünya yok. Kurallar bulanık, sınırlar muğlak, sistemin işleyişi bilinçli olarak belirsiz kalmış. Bu belirsizliğin varlığını avantaja çevirmeye çalışan tek kişi filmin teknik ekibi oluyor. Çünkü ne kadar boşluk kalırsa, yorumlama alanlarının bir o kadar genişleyeceği düşüncesine kapılıyorlar. Film bittiğinde kafası karışık olan seyirci değil, filmin kendisi oluyor. Film seyirciyi kurgunun bir parçası haline getirmediği için, zihin tembelliğini tetikliyor. Polisiye ve bilim kurgunun en temel vaadi olan “birlikte düşünme” hâli kullanılmayarak, Mercy’nin etkisiz kılınmasına ortam sağlanmış oluyor.Mercy Film İncelemesi Merhamet Yok Arakat Mag 2026 Timur Bekmambetov Chris Pratt Rebecca Ferguson Kali Reis TME Filmleri

Güvenli Distopyanın Yarattığı Hayal Kırıklığı

Mercy, Timur Bekmambetov’un kariyerinde şaşırtıcı derecede risksiz bir yerde konumlanıyor. Görsel olarak kontrolü seven, teknolojiyi anlatının merkezine koymaya alışık bir yönetmenin elinden çıkmasına rağmen film, ne estetik olarak ne de entelektüel düzeyde kendi sınırlarını zorlamaya cesaret edebiliyor. Bekmambetov’un sinemasında alışık olduğumuz sertlik, burada yerini temkinli bir memuriyet duygusuna bırakıyor. Her şey yerli yerinde, her şey hesaplı, her şey olması gerektiği kadar “rahatsız edici” (!).

Film boyunca yapay zekâ, adalet sistemi ve bireysel suçluluk arasında bir gerilim kuruluyor gibi vaatlerde bulunulsa da, oluşturulan bu gerilim hiçbir zaman gerçekten serbest bırakılmıyor. Sistem eleştirisi var ama sistem zarar görmüyor. Yapay zekâ sorgulanıyor ama suçlu da bulunmuyor. Ana karakterin psikolojik çözülmesi izleniyor ama bu çözülme seyirciye bulaşmıyor. Mercy, seyircisini düşünsel olarak oyuna dahil etmek yerine, onu güvenli bir izleme pozisyonunda tutmayı tercih ediyor. Film, soruları ortaya atıyor ama o soruların seyirciyi rahatsız edecek kadar büyümesine izin vermiyor.

En nihayetinde Mercy, kendi iddiasının altında kalan bir film olarak kapanıyor. Cesur bir distopya olabilecek malzemeyi steril bir anlatıya dönüştürüyor. Yapay zekâyı insanlığın karşısına dikmek yerine, onu dramatik bir fon olarak kullanıyor. Adaleti sorgulamak yerine, adalet fikrini estetik bir dekor hâline getiriyor. Bekmambetov gibi görsel ve teknik anlamda güçlü bir yönetmenin elinde, bu kadar büyük bir meselenin bu kadar temkinli anlatılması, hayal kırıklığına uğratan bir beceriksizliğe dönüşüyor. Ve bu yüzden bittiğinde akılda kalan şey bir yüzleşme değil, kaçırılmış bir ihtimal oluyor.


Haktan Kaan İçel’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

28 Years Later: The Bone Temple: Barbarlığın Ötesinde

The Stranger: Hissizleşmenin Seyir Defteri

Haktan Kaan İçel
2008'den beri sinema yazarlığını sürdürüyor.

    Little Amélie or the Character of Rain: Tanrının Büyüme Sancıları

    önceki yazı

    Primate: Evcil Hayvandan Slasher Canavarına

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir