50
YAZARIN PUANI

Takuya Uchiyama’nın on yılı aşkın bir süredir üzerinde çalıştığı ve dünya prömiyerini Berlinale’de yapan otobiyografik anlatısı Numb (Shibire), sessizliğin estetik tercih olmanın ötesine geçip nasıl yapısal bir şiddet aracına dönüşebileceğinin radikal bir örneğini sunuyor. Film, bir çocuğun travma karşısındaki dilsizleşmesini olay örgüsü olarak kullanılmasının yanında; izleyiciyi de içine hapseden, zamanın genişlediği ve bazen tahammül sınırlarını zorlayan fenomenolojik bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor.

50
YAZARIN PUANI

Numb Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Takuya Uchiyama Tsukasa Enomoto Anji Katô Takumi Kitamura

Travmatik Afazi ve Savunma Mekanizması Olarak Sessizlik

Numb; merkezinde yer alan Daichi’nin sessizliğini, klinik bir dilsizlikten ziyade, psikanalitik anlamda bir “savunma bariyeri” olarak betimliyor. Babasının uyguladığı şiddetin ardından gelen bu suskunluk, çocuğun kaotik ve güvensiz dünyada hayatta kalmak için inşa ettiği dökülmez bir kalkan görevinde. Uchiyama, bu sessizliği sadece bir diyalogsuzluk olarak değil, Daichi’nin boğazında düğümlenen ve fiziksel bir baskı yaratan bir “kloş” (yumru) olarak betimliyor. Karakterin konuşmak istediği anlarda elini boğazına götürmesi, travmanın somatik bir dışa vurumu olup, dilin yetersiz kaldığı yerde bedenin hafızasının devreye girdiğini kanıtlar nitelikte.

Daichi’nin durumu, bireyin dış dünyadaki yıkıcı olayları anlamlandıramadığı noktada içine kapandığı bir “psikolojik felç” hali. Numb, bu dilsizliği yaklaşık yirmi yıllık bir sürece yayarak, travmanın zamanla evrilen bir yapı olduğunu göstermek istiyor. Daichi için konuşmamak, bir kaçış olmanın yanında, aynı zamanda annesi Aki’nin maruz kaldığı şiddete ve hayatın acımasızlığına karşı geliştirdiği tek kontrol mekanizmasıdır. Bu sessizlik, onun kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelerek, yetişkinlik dönemindeki ahlaki gri alanlarda dahi (yüzündeki dövmelerden anlaşılan yeraltı dünyası ilişkileri gibi) bir koruma katmanı işlevi görmeye devam ediyor.

Ancak bu yapısal sessizlik, anlatıda iki ucu keskin bir bıçak görevi görüyor. Numb; bir yandan karakterinin içsel dünyasına dair derin bir empati kurdururken, diğer yandan filmin ilk yarısındaki eylemsizlik halini uç noktalara taşıyor. Bizler, Daichi’nin sessizliğini paylaşıp onun travmasına ortak olabilsek de, ilk 1 saatin genelinde anlatı fazlasıyla tembelleşecek noktalara uzanabiliyor. Yönetmen tarafından neredeyse kasti bir sabır testine tabi tutuluyoruz.

Numb Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Takuya Uchiyama Tsukasa Enomoto Anji Katô Takumi Kitamura

Mekânsal Melankoli, Niigata’nın Doğal ve Mimari Kasveti

Niigata’nın puslu, rüzgârlı ve gri liman kenti atmosferi, filmin ruh halini belirleyen en güçlü unsur. Uchiyama’nın kamerasının hapsolduğu bu coğrafya, Daichi’nin iç dünyasının topografik bir yansıması gibi. Kamerasının karakterin ensesinden ayrılmayan, baskıcı ve sarsıntılı takibi, izleyicide klostrofobik bir etki dahi yaratabiliyor. Özellikle anne ve oğlun yaşadığı derme çatma barakanın bakımsızlığı, suyun akmaması ve Daichi’nin nehirden rutin bir şekilde su taşıması, bu anları onlarla paylaşıyoruz gibi hissettiriyor. Bu noktada film, yoksulluğun ekonomik bir gerçeklik olmasının yanında, sürekli bir hayatta kalma çabası olduğunu da belgeselvari bir dürüstlükle gözler önüne seriyor.

Sinematografik açıdan Numb, “mavi melankoli” olarak tanımlanabilecek bir renk paletiyle örülü. Denizin uğultusu ve rüzgârın sesi, filmde müziğin yokluğunu aratmayacak bir diegetik ses kuşağı oluşturmakta. Daichi’nin iletişim kuramadığı dünyadaki tek yoldaşı ise bu doğa olayları gibi. Nesnelerin sesi —yırtılan bir çöp poşetinden dökülen metalik bira kutularının gürültüsü gibi— sessizliğin içindeki devasa yankılar görevinde. Fakat bu detaylar, anlatının atmosferik gücünü pekiştirse de, olay örgüsündeki dramatik ilerlemeyi yavaşlatarak filmin kendi sosunda kaybolmasına neden olan o durağanlığa sebep oluyor.

Mekan kullanımındaki bu titizlik, filmin son perdesindeki teyze evi ve tarikat detaylarıyla daha da karanlık bir boyuta ulaşıyor. Güvenli bir liman arayışıyla sığınılan her yeni mekan —ister bir gemi, ister bir tarikat evi olsun— Daichi için yeni bir kafese dönüşüyor. Filmin bu mekânsal döngüselliği; travmadan kurtulmanın sadece yer değiştirmekle mümkün olmadığını, Niigata’nın o soğuk rüzgârının karakterin ruhuna işlediğini gösteriyor. Ancak bazı anahtar sahnelerdeki özgünlük eksikliği ve alışılagelmiş melankolik kodlar, filmin bu güçlü atmosferinin etkisi azaltıyor. Tüm bunlar göz alındığında, Numb’ın yer yer “klişe bir festival filmi” gibi hissettirdiğini de belirtmek gerek.

Rie Miyazawa tarafından canlandırılan Aki karakteri, “yetersiz anne” arketipinin en trajik örneklerinden biri. Alkolizm ve seks işçiliği sarmalında, kendi hayatını bile idame ettiremeyen bir kadının, dilsiz bir çocuğa bakma çabası filmde ne yüceltiliyor ne de tamamen yeriliyor. Aralarındaki ilişki, klasik bir ebeveynlikten ziyade, sefaletin getirdiği bir “sessiz suç ortaklığı”dır. Aki’nin sarhoş halleri, eve getirdiği yabancı adamların yarattığı psikoterör ve Daichi’nin bir çocuk olarak hırsızlık yaparak evi geçindirmesi, evdeki rollerin nasıl ters yüz olduğunu vurgulamakta.

Bu dinamik, filmdeki “disfonksiyonel aile” yapısını oldukça iyi kuruyor. Aki artık anne olmaya dermanı kalmamış bir kadın ve bu yorgunluk, Daichi’nin dilsizliğiyle birleşince ortaya iletişimden tamamen kopuk bir aile enkazı çıkıyor. Bu noktada Daichi’nin annesine karşı duyduğu hisler, saf sevgi ile bastırılmış bir öfke arasında salınmakta. Annesinin şiddet görmesine tanıklık eden ama buna müdahale edemeyen (veya etmemeyi seçen) Daichi için sessizlik, şiddeti kabullenmenin tek yoludur.

Numb Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Berlinale Takuya Uchiyama Tsukasa Enomoto Anji Katô Takumi Kitamura

Anlatısal Yapıda “Deus Ex Machina” ve Kurgusal Riskler

Aki’nin ilerleyen yaşlarda siroz nedeniyle yatağa düşmesi ve tarikat üyesi kız kardeşine sığınmaları, karakter gelişimindeki dramatik dozu artırsa da, filmin genelindeki yavaşlık bu ağır temaların etkisini seyreltiyor. Diğer yandan Takumi Kitamura ve Rie Miyazawa’nın oyunculukları, kelimelere dökülemeyen bir bağı fiziksel performanslarla ortaya çıkarabilse dahi, (özellikle Aki’nin yaşlılık dönemindeki makyaj ve oyunculuk başarısı takdire şayan) senaryonun bu ikiliye “nefes alacak” daha fazla duygusal çeşitlilik sunmaması, izleyicinin karakterlere tam anlamıyla tutunmasını da zorlaştırıyor.

Numb, gerçekçi ve yere basan bir hikaye olarak başlasa da, ikinci yarıda girdiği olay örgüsü kurma çabasında bazı aksaklıklar yaşıyor. Rus liman işçisi Ivan karakteri, bu noktada hikayeye dahil olan bir “kurtarıcı” figürü ancak onun varlığı ve sunduğu yardım, filmin o ana kadar ördüğü katı gerçekçilikle çelişiyor. Bu durum, Deus Ex Machina (ilahi müdahale) üzerinden konuşulabilecek, karmaşık bir sorunun yapay veya beklenmedik bir dış etkenle çözülmesi hatasına çok iyi bir örnek. Ivan karakteri, hikayeye biraz “zorlama” bir umut ışığı katarak, filmin kasvetli dokusuna dışarıdan yamanmış hissi vermekte.

Filmin kurgusal yapısı ise Daichi’nin büyümesini üç farklı zaman dilimine odaklanarak anlatıyor. Ancak bu zaman sıçramaları arasındaki geçişler ve olayların gelişimi, aynı dramatik yoğunluğu koruyamıyor. Özellikle yetişkinlik döneminde Daichi’nin yüzündeki dövmelerle temsil edilen “ahlaki açıdan gri” hayatı, karakterin sessizliğiyle birleşince onun motivasyonlarını anlamayı güçleştiriyor. Babasından intikam alma güdüsü bir beklenti yaratsa da, yönetmenin bu yolu seçmeyip “karakteri özgürleştirme” temasına odaklanması, filmin üçüncü perdesinde ciddi bir tempo kaybına ve odağın dağılmasına neden oluyor.

Nitekim bu tempo ve odak kaybı, yönetmen Uchiyama’nın anlatının doğrusal ilerleyişinde verdiği kararların tümünde var. En büyük hatası ise bunun önüne geçmeye çalışmaması. Çünkü şunu unutmamak gerekir ki, bir filmde 2 saat boyunca olay örgüsünün bir yere bağlanmayacağı hissi ve sürekli tekrarlanan, birbirinin benzeri mutsuzluk sekansları, duyarsızlaşmaya yol açar. İşte filmin en büyük sorunu da bu. Bu noktada artık filmdeki acıyı hissetmeyen, sadece bitmesini bekleyen bir izleyici kitlesine yol açabiliyorsunuz. Numb’ın otobiyografik ögeler içeren bir film olduğu göze alındığında, yönetmenin tercihlerinde yatan asıl gerçeği elbette bilemeyiz ama içeriğin öyküleşmesi çok daha başarılı olabilirdi.


Ferit Doğan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

The Other Side of the Sun: Hafızanın Karanlık Yüzü

Trial of Hein: Gerçeklerle Yüzleşmek

FERİT DOĞAN
Yüksek Lisans öğrencisi (Radyo, Televizyon ve Sinema). Film eleştirmeni. Senaryo yazarı. Yönetmen.

    The Other Side of the Sun: Hafızanın Karanlık Yüzü

    önceki yazı

    Traces: Sessizliği Bozma Cesareti

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir

    daha fazla BERLİNALE 2026