50
YAZARIN PUANI

Dünya çapında bir pop ikonu olan Mother Mary, geri dönüş konseri öncesinde 10 yıl önce arasının bozulduğu en yakın dostu ve eski kostüm tasarımcısı Sam Anselm’in kapısını çalar. Bir elbise talebiyle başlayan bu kavuşma, yüzeyin altında gömülü yaraları açığa çıkarırken iki kadının arasındaki doğaüstü bağ, gerilimle örülü ruhani bir görüşmeye dönüşür.

50
YAZARIN PUANI

Başka Sinema dağıtımıyla 17 Nisan 2026’da vizyona giren Mother Mary’nin yönetmen ve senarist koltuğunda David Lowery bulunuyor. Lowery, daha önce A Ghost Story (2017), The Old Man & the Gun (2018) ve The Green Knight (2021) gibi birbirinden farklı yapımlarla tanınan, tür sınırlarını zorlayan bir yönetmen olarak biliniyor. Mother Mary‘de ise bu eklektik filmografisinin en uç noktasına gidiyor. Filmin başrollerinde Anne Hathaway ve Michaela Coel yer alırken kadroyu Hunter Schafer, Atheena Frizzell, FKA Twigs ve Kaia Gerber tamamlıyor. Müzikleri Jack Antonoff, Charli XCX ve FKA Twigs üstlenirken film müziğini Lowery‘nin uzun süreli işbirlikçisi Daniel Hart besteliyor. Mother Mary, Türkiye’de ilk kez 45. İstanbul Film Festivali’nin N Kolay Galaları kapsamında seyirciyle buluştu ve aynı gün içinde vizyona girdi.

Mother Mary Film İncelemesi Arakat Mag 2026 45 İstanbul Film Festivali Başka Sinema David Lowery Anne Hathaway Michaela Coel Hunter Schafer A24 Films

Lady Gaga’nın Kopyası Bir Pop İkonu

Anne Hathaway‘in canlandırdığı Mother Mary karakteri, maksimalist dans pop müziği, postmodern abartılı kıyafetleri ve kutsallıkla günahı birbirine karıştıran provokatif Katolik imgelerle doğrudan Lady Gaga‘nın referans alındığı bir kopya gibi hissettiriyor.

Bu ilham Madonna, Beyoncé veya Taylor Swift‘i de kapsıyor olsa da Gaga bağlantısı en baskın olan gibi gözüküyor. Karakterin sahne şovları oldukça güçlü ve etkileyici sahnelere eşlik ediyor. Özellikle Mother Mary’nin yeni singleının koreografisini müziksiz prova ettiği sahne, filmin en akılda kalıcı anlarından birini oluşturuyor. Hathaway‘in bedenini tahta zemine fırlatması, bir dans performansının adeta şeytani bir ele geçirişe dönüşmesi, pop yıldızlarının müziğin ardına sakladığı fiziksel ve duygusal bedeli çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Michaela Coel ise Sam Anselm rolünde filmin gerçek sürprizi oluyor. Soğuk karakterinin ve öfkesinin altında sessiz bir yas taşıyan Sam karakterini incelikle canlandırıyor. Coel‘in yüz ifadelerindeki geçişler bazen uzun monologlardan daha fazlasını anlatıyor. Lowery‘nin kamerasının iki oyuncunun yüzlerine odaklandığı uzun planlar, özellikle Coel’in gücünü ön plana çıkarıyor. Her iki oyuncu da güçlü performanslar sergiliyor olsa da bu performanslar herkese hitap etmeyen hikâyenin ve akışın içinde kaybolup gidiyor.

Mother Mary Film İncelemesi Arakat Mag 2026 45 İstanbul Film Festivali Başka Sinema David Lowery Anne Hathaway Michaela Coel Hunter Schafer A24 Films

Metaforların ve Diyalogların Esiri Olan Bir Film

Filmin neredeyse yarısına yakın kısmı tek mekânda, Sam’in İngiltere kırsalındaki atölyesi ve evi olan soğuk bir ahırda, karakterler arası yoğun diyaloglarla geçiyor. Lowery‘nin bu yapıyı başlangıçta bir Off Broadway oyunu formatında tasarladığı düşünüldüğünde bu tercih makul gibi geliyor ancak sinema perdesine taşındığında pek çok izleyiciyi filmden kopartacak bir hal alıyor. Diyaloglar çoğu zaman muğlak ve kasıtlı olarak soyut kalıyor. İki karakterin birbirine söylediği şeyler, geleneksel bir anlatıda olduğu gibi karakterleri derinleştirmek ve hikâyeyi zenginleştirmek yerine metafizik bir alana kayıyor. Bu durum filmin akıcılığını ciddi biçimde bozuyor.

Film aynı zamanda o kadar soyut ve metaforlarla bezeli ilerliyor ki bir süre sonra rüyadan farksız sahnelerle baş başa bırakıyor. Lowery, A Ghost Story ve The Green Knight‘ta da oynadığı bu kartı Mother Mary‘de sonuna kadar zorluyor. Hathaway‘in karakterinin filmde bir noktada söylediği “Bu metaforlar yorucu” repliği, adeta izleyicinin hissiyatını özetliyor. Film fantastik ve gerilim unsurlarıyla Black Swan ile The Neon Demon‘a benziyor; görsel açıdan da The Neon Demon‘ı anımsatıyor. Ancak ne yazık ki onlar kadar güçlü ve akıcı bir hikâye sunamıyor. Karakterlerin arasındaki yoğun ilişki, metaforik sahnelerin yığılmasıyla birlikte kaybolup gidiyor.

Mother Mary‘nin yüzeyinin altında aslında oldukça kişisel bir hikâye yatıyor. Mary ve Sam sadece iş ortakları olmayıp, film ikisinin aşka yakın, tanımlanması güç ama yoğun bir ilişki yaşadığını ima ediyor. Sam, Mother Mary sahne kişiliğinin yaratıcısı ancak Mary ünlü oldukça Sam’i geride bırakmış, başka tasarımcılara yönelmiş ve bu ayrılık bir romantik ilişkinin bitişi gibi işlenmiş.

On yıl sonra Mary’nin kapısına gelmesiyle yüzeye çıkan yaralar, filmde kırmızı bir kumaş/ruh olarak somutlaşan doğaüstü bir varlıkla temsil ediliyor. Bu kırmızı ruh, iki kadının birbirlerine bıraktığı acının, paylaştıkları travmanın ve kopamadıkları bağın metaforu haline geliyor. Sam bu ruhu Mary’nin son konserini izlediği gece gördükten sonra ondan kurtulmuş ama ruh Mary’ye geçmiş ve onu içten içe tüketmeye başlamış. Lowery‘nin asıl anlatmak istedikleri: sanatsal yaratımın bedeli, şöhretin kimliği nasıl yuttuğu ve iki insanı birbirine bağlayan yaratıcı enerjinin nasıl hem iyileştirici hem yıkıcı olabildiği gibi gözüküyor. Ancak tüm bunlar o kadar katmanlı metaforlarla sarmalandığı için filmin ne anlatmak istediği çoğu izleyici için bulanık kalıyor.

Mother Mary Film İncelemesi Arakat Mag 2026 45 İstanbul Film Festivali Başka Sinema David Lowery Anne Hathaway Michaela Coel Hunter Schafer A24 Films

Dini Göndermeler ve Stilize Görsellik

Adından da anlaşılacağı üzere Mother Mary, dini göndermeli bir hikâye üzerine inşa ediliyor. Karakterin sahne adı, ikonik hale gelmesi, kutsallık ve günah arasındaki gerilim filmin tematik çekirdeğini oluşturuyor. Bu dini kullanım biçimi filmi daha şimdiden muhafazakâr kesimleri rahatsız eden bir konuma sokuyor. Ancak Lowery‘nin dini imgeleri kullanma biçimi ne yeterince provokatif ne de yeterince derinlik katıyor. Pop yıldızlığının bir tür seküler kutsallık olarak sunulması fikri ilginç bir çıkış noktası olsa da film bu fikri geliştirmek yerine yüzeyde dolaşmayı tercih ediyor. Bir tür exorcism anlatısıyla pop yıldızı dramasını birleştirme girişimi cesur ama sonuçta ikisinin de hakkını tam olarak veremiyor.

Filmin oyuncu performansları dışındaki en büyük iki başarısı stilize sinematografisi ve müzikleri oluyor. Andrew Droz Palermo ve Rina Yang‘ın görüntü yönetmenliği, filmin atmosferini taşıyan temel direklerden biri haline geliyor. İlk sahnelerdeki kontrollü, neredeyse steril görsellik, filmin doğaüstü unsurlara kaydığı anlarda daha dengesiz bir dile evriliyor. En azından görsel ve atmosfer açılarından göz doyurucu kareler sunmayı başarıyor. Müzikal katkılar ise karışık bir tablo çiziyor. Jack Antonoff, Charli XCX ve FKA Twigs‘in şarkıları Mother Mary’nin sahnelerinde işlevsel olsa da bazıları hit gibi tasarlanmış lakin hiçbir zaman gerçek bir hit olamayan, cilalı ama kişisel olmayan parçalar olarak kalmış.

Mother Mary, David Lowery‘nin filmografisindeki en sivri film olarak karşımıza çıkıyor. Yönetmen bu filmiyle de diğer filmlerindeki gibi fantastik unsurları ve ağdalı diyaloglarıyla imzasını atıyor ancak burada çok daha yoğun ve soyut kalıyor. Hathaway ve Coel‘in güçlü performansları, stilize görsel dili ve atmosferik müzikleri filmin inkâr edilemez güçlü yanları. Ancak metaforların altında ezilen anlatı, diyalog yığılmasıyla bozulan tempo ve derinleşemeyen dini göndermeler filmi seyir zevki düşük bir deneyime dönüştürüyor. Mother Mary, cesur ancak dengesiz bir film olarak 45. İstanbul Film Festivali’nin tartışmalı yapımlarından biri oluyor.


Buğra Mert Alkayalar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Late Fame: Keşfedilmeden Ölme Korkusu

Lee Cronin’s The Mummy: İçinize İşleyecek Bir Dehşet

 

Buğra Mert Alkayalar
Alkayalar, 1998 yılında Yozgat’ta doğdu. 2020’de Anadolu Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümünden lisans, 2024’te ise aynı alanda yüksek lisans derecesini aldı. Halen Marmara Üniversitesi’nde Sinema doktorası yapmaktadır. Yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği kısa filmleriyle Altın Koza Film Festivali, FABİSAD GİO Ödülleri, H.P. Lovecraft Film Festival ve Morbido Fest gibi ulusal ve uluslararası film festivallerinde yer aldı. 2023 yılında ilk öykü derlemesi Birtakım Rivayetler, Porsuk Kültür Yayınları’ndan yayımlandı. İstanbul Kültür Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümünde araştırma görevlisi olarak görev yapan Alkayalar, sinema çalışmalarını hem akademik hem de sanatsal üretim alanlarında sürdürmektedir. Aynı zamanda dijital mecrada sinema yazarlığı yapmaktadır.

    45. İstanbul Film Festivali Günlükleri: 9. Gün

    önceki yazı

    Fuze: Zamana Karşı Çifte Oyun

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir