House of the Dragon, hızlı bir giriş yaptığı üçüncü sezonun temposunu ikinci bölümünde de sürdürüyor. Geçtiğimiz hafta yayınlanan ilk bölüm, evren için artık bir klasik haline gelen “hayranları ortadan ikiye bölme” durumunu yine yaşatmayı başardı. Doğrusu artık bu duruma pek şaşırmıyorum. Dizi, final yapana kadar seyircilerde fikir ayrılığı yaratmaya devam edecek gibi gözüküyor.
Hafta boyunca yapılan temel eleştirilerin başını “Nettles nerede?” sorusu çekiyordu. İnsanların bu konuya neden bu kadar takıldığını hem anlayabiliyorum hem de anlamıyorum. Evet, bazı kararlar can sıkabiliyor ama Nettles ve Rhaena değişikliği bence oldukça mantıklı. Ortaya aniden çıkan bu Nettles sevgisinden muhtemelen George R. R. Martin bile haberdar değildir. Uyarlama yapımlarda artık bu kaynak materyale sadıklık eleştirisini bitirmemiz gerekiyor gibi düşünüyorum. Nitekim House of the Dragon, bu konuda yapılan tüm değişikliklere rağmen, hâlâ iyi bir uyarlama olarak yoluna devam ediyor.
Bu yazı House of the Dragon dizisinin 3. sezon 2. bölümü hakkında spoiler içerebilir.

Kraliçenin Gözyaşları
Geçtiğimiz bölümün sonunda veliaht prens Jacaerys ile vedalaşmıştık. House of the Dragon, bildiğiniz gibi kitaplarda Ejderhaların Dansı olarak adlandırılan bir dönemde geçiyor. Bu dönem, aslında George R. R. Martin’in yaratım döneminde detaylı olarak önceliklendirdiği bir tarih sürecine sahip değil. Dönemin temel amacı, aslında ejderhaları ortadan kaldırarak Game of Thrones’daki Daenerys dönemine giden sürece bir açıklama yapmak. Dönem, haliyle Targaryen hanedanlığının sonunun başlangıcı olurken, bütün kudretlerini ve kuvvetlerini kaybetmelerinin ilk noktası olarak görülebilir. Öte yandan Jacaerys’in ölümü, şahsen kitabı okurken en şaşırdığım olaylardan biri olmuştu.
Jace’in kaybı, siyahlar tarafı adına Rhaenyra’nın karakter gelişimi için önemli olsa da, elbette ayrıca politik olarak yaratacağı etkiler önümüzdeki dönemde belli olacak. Açıkçası, dizi boyunca karaktere biraz daha yer verilebileceğini düşünüyorum. Özellikle dizideki zaman atlamaları ve oyuncu değişimleri, sık yaşandıkları için belirli karakterlere karşı bağ kurmayı zorlaştırabiliyor. Ama Jace, gerek Harry Collett‘in oyunculuk performansı gerekse dizideki rolüyle bunu kırabilen isimler içerisindeydi.
Bölüme Jace’in cesedinin Ejderha Kayası’na getirilmesiyle başlıyoruz. Bu sahneler için söylenmesi gereken tek şey, Emma D’Arcy’nin bir kez daha performansı sırasında karakteriyle bütünleştiğidir. Zira, ilk sezondan beri bu tür sahneleri ustalıkla taşıyor. Burada da acısını ve pişmanlıklarını izleyiciye geçirerek karakteriyle bağ kurulmasını sağlıyor. Bu, Rhaenyra açısından çok önemli bir sahne çünkü dizi başladığından beri karakterin sürekli olarak birilerini kaybettiğini ve artık yorulduğunu görüyoruz.

Yeniden Ayağa Kalkabilmek
Bölüm içerisinde odaklanılan asıl olay örgüsünün yanı sıra, birden fazla karakterin yan hikâyesi işlendi. Bu yüzden sezonun ve dizinin geleceği için oldukça önemli bir bölüm olduğunu söyleyebilirim. Örneğin Corlys ve Velaryon’lar tarafında ailenin kalan üyelerinin buluşarak bir bakıma kucaklaşması, hanenin geleceği için önemli adımlar atılmasına imkân sağlayacak. Bu sahnelerin işlenmesi gerekiyordu, özellikle Corlys’in bir bakıma kefaretini ödediğini izledik. Sadece, geçen bölüm ölmüş olsa daha etkileyici bir iz bırakabilirdi diye düşünüyorum. Fakat yine de hanenin bu andan itibaren ne yapacağını merak etmiyor değilim.
Alicent’in yer aldığı sahneler de hakeza çok değerliydi. Bir yandan Kralın Şehri’nin siyasi olarak ne kadar karışık olduğunu izlerken bir yandan da kimseye güven olmadığına şahit oluyoruz. Alicent, dizide geleceği tahmin edilmesi en zor karakterlerden biri. Zira, geçen sezonun ortalarında karakterin yolculuğunun bitmiş olduğunu düşünürken üzerine yeni katmanlar eklemeyi başardılar. Dizi versiyonunun kitaptaki Alicent ile arasında dağlar kadar fark olduğu için her an her şeyi yapabilirmiş gibi duruyor. Fakat bütün bu olan bitene rağmen Helaena’ya söylediği “Seni hâlâ kurtarabilirim.” repliği, karakterin sahip olduğu tek motivasyonu açıklıyor.
Aemond ve Aegon ise şu an bir süre kendi hikâyelerini yaşayacak. Dürüst olmak gerekirse, Aegon kısımlarının fazlasıyla gereksiz olduğunu düşünüyorum. Burada yapılan değişikliklere pek ısınabilmiş değilim. Kitaptaki gibi bir süre kaybolması, daha iyi bir seyir deneyimi ve önemli bir şok etkisi sunabilirdi. Aemond ise geçtiğimiz bölümün ardından annesinin sözünü dinleyerek Harrenhal’a varıyor ve ortalığı iyice dağıtıyor. Açıkçası, karakterin Strong ailesini dağıtırken yaralanma anının biraz absürt durduğunu söylemeliyim. House of the Dragon özelinde bu tür basitlikleri sevmiyorum fakat bazı sahnelerin böyle olması gerektiğinin farkındayım, o yüzden çok eleştirmeyeceğim. Karakterin bundan sonra Alys Rivers ile gireceği etkileşim eminim daha ilgi çekici olacaktır.

Tahtın Gerçek Sahibi
House of the Dragon, üçüncü sezon ikinci bölümüyle birlikte nihayet izleyicilere istediğini veriyor. Rhaenyra artık tahta oturuyor ve siyahlar cephesi şimdilik bir zafere ulaşmış durumda. Bölümün bu kısımlarını beğendim. Kralın Şehri’ne giriş ve tahtı alış biçimleri bence genel hatlarıyla doğru tercihlerdi. Alicent’a güvenmesinin bu kez de boş çıkmaması, Rhaenyra için önemli anlardan biriydi. Ayrıca Altın Pelerinliler’in hâlâ Daemon’a sadık olduklarını bilmek, bunca zaman üstünde durulmasa da sonunda hatırlatıldı. Bunun iması daha önce yapılmış olsa da, icraat olarak tek tük bir şeyler görmemiz gerekirdi; bu kadar unutturulmasının doğru olduğunu düşünmüyorum. Helaena’nın varlığı da bu sahneleri önemli kılan başka bir detaydı. Çünkü karakter, aslında diğerlerinin yaşadığı sorunlarla benzer problemler yaşıyor; bazen fazla arkada kalıyor. Phia Saban, karakteri canlandırırken oldukça iyi bir iş çıkarıyor ve büyük isimlerden asla geride kalmıyor. Ek olarak, bölümün yıldızı Daemon denebilir. Karakterin ikinci sezondan beri bir şeyler yapmasını bekleyen eminim pek çok kişi vardır. Bu bölüm, onları mutluluğa ulaştırmıştır diye düşünüyorum. Doğruya doğru, o kitleye ben de biraz dahilim. Daemon’u aktif olarak görmek, gerçekten de dizinin seyir kalitesini artıran detaylardan biri. Rhaenyra’nın sonraki hamleleri oldukça önemli olacak. Karakter, House of the Dragon dünyasında yaşayan diğer figürlere kıyasla çok daha makul kalmayı başaran bir isim. Hatırlayanlar için dizide Corlys siyahlar tarafına katılma konusunu düşünürken Rhaenys, Rhaenyra’nın diyardaki diğer isimlerden farklı olduğunu vurguluyordu. Önemli olan artık şu: Rhaenyra tahtı aldı ama bunu elinde tutabilecek mi? Aemond ve Aegon gibi isimler her ne kadar tahta bir süre sahip olsa da, halk tarafından pek benimsenmeyen liderlerdi. Rhaenyra’nın bunu tersine çevirmesi gerek ve bugüne kadar izlediğimiz Rhaenyra bunu yapabilir. Fakat Jace’in ölümü bir şeyleri değiştirmiş olabilir mi?Bölümü genel olarak çok sevmiş ve beğenmiş olsam da, finali biraz canımı sıktı. Çünkü Otto’nun sonunun böyle bitmemesi gerekiyordu.
Dizi, ilk sezonda Hightower’ların hane olarak hakkını çok iyi vermişti. İnançları, bakış açıları, hayatla ilgili kurdukları bütün fikirler Targaryen’lerin tam zıttıydı. Ve bu zıtlık, iki hanenin birbirleriyle olan mücadelesini ateşliyordu. Ama ne yazık ki, ilk sezonun ardından bu yaklaşım tamamen bırakıldı. Hightower ismini daha fazla görmemiz gerekiyordu. Bu sezon boyunca, Daeron ve Ormund Hightower karakterlerinin girişiyle, umarım haneye dair daha fazla sahne ve olay görebiliriz. Öte yandan, Daeron’un olaylara dahil oluşu biraz tuhaf kaçabilir; zira bu kadar uzun zamandır gözükmeyen bir karakterin aniden ortaya çıkışını iyi kotarmalılar. Bölümün sonuna dönmek gerekirse, Rhaenyra’nın Otto’nun kellesini alması ve tahta doğru yürümesi sahne olarak oldukça güzel ve etkileyici bir anlatıma sahip. İlerisi için Rhaenyra ve siyahlar cephesinin gideceği yol için de bir fikir veriyor olabilir. House of the Dragon, üçüncü sezona oldukça iyi başladı. İlk iki sezonun aksine sürekli bir aksiyon var ve tempo düşmeden devam ediyor. Üçüncü sezonun bu kadar kuvvetli başlaması, dizinin ve sonraki Buz ve Ateşin Şarkısı dünyasına ait yapımların gelmesi için oldukça önemli. Dizi, bu iki bölümün ardından bence yine ilk sezondaki ivmesine ulaşmış durumda. İkinci sezona dair belli başlı sorunlar olsa da, bu problemlerin çoğu bütçe kesintisi gibi durumlara dayanıyordu. House of the Dragon, üçüncü sezonun ilk iki bölümüyle birlikte yeniden yükseklerden uçmayı başarıyor.
Ali Can Bartu Sakarya‘nın tüm yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
House of the Dragon 3. Sezon 1. Bölüm İncelemesi: Tahtın Bedeli

















Yorumlar