50
YAZARIN PUANI

Indiana’nın küçük bir sanayi kasabasında, baba baskısı altında büyüyen yetenekli bir çocuk, kardeşleriyle yer aldığı grupta parlayan bir yıldız ve tek başına dünya sahnesine çıkan bir efsane… Michael, Michael Jackson‘ın çocukluğundan Bad turnesinin zirvesine uzanan kariyerinin ilk yıllarını konu alıyor.

50
YAZARIN PUANI

Filmin yönetmen koltuğunda Antoine Fuqua, senarist koltuğunda ise John Logan yer alıyor. FuquaTraining Day, Brooklyn’s Finest ve The Equalizer gibi sert ve gerçekçi filmleriyle tanınan deneyimli yönetmenlerden birisiyken Logan ise Gladiator, The Aviator ve Skyfall gibi yapımların senaryolarıyla biliniyor.

Filmde Michael Jackson‘ı yetişkinlik döneminde canlandıran isim Jackson‘ın öz yeğeni Jaafar Jackson iken, çocukluk döneminde ise Juliano Krue Valdi rolü üstleniyor. Yan kadroda Colman Domingo, Nia Long, Miles Teller, Kendrick Sampson ve Mike Myers gibi isimler yer alıyor. Lionsgate Films dağıtımıyla vizyona giren filmin yapım sürecinde Jackson ailesinin yer alması, çekimlerin SAG-AFTRA grevi nedeniyle ertelenmesi ve Ocak 2025’te üçüncü perdenin baştan çekilmesi ise filmi birçok yönden etkilemiş gibi gözüküyor.

Michael Film İncelemesi Arakat Mag Antoine Fuqua Jaafar Jackson Nia Long Colman Domingo UIP Türkiye 2026

Jaafar Jackson Yıldız Gibi Parlıyor

Filmin tartışmasız yıldızı Jaafar Jackson oluyor. Amcasını canlandırma görevini üstlenen genç oyuncu, bir taklit tuzağına düşmeden adeta Michael Jackson‘a dönüşüyor. Sesi, duruşu, efsaneleşmiş dans figürleri ve o kendine has kırılganlıkla sertlik arasındaki duruşu başarıyla içselleştirilmiş gibi gözüküyor. Jaafar Jackson, riskli ve cesur bir rolün altından kalkarak oyunculuk kariyerine iddialı bir şekilde başlıyor. Karşısındaki Colman Domingo ise Joe Jackson rolünde itici, otoriter ve manipülatif baba rolünü etkileyici bir biçimde canlandırıyor.

Bu iki performans, filmi güçlü kılan başlıca unsurlar haline geliyor. Ne var ki kadronun geri kalanı, Michael ve babası ekseninde kurulan bu iki güçlü performansın gölgesinde kalıyor. Miles Teller‘ın John Branca rolü ya da Kendrick Sampson‘ın Quincy Jones canlandırması, karakterlerin dramatik potansiyelini yeterince kullanamadan arka plana itiliyor. Çocuk Michael rolündeki Juliano Krue Valdi‘nin içten varlığı ise filmin ilk yarısına belirli bir samimiyet katıyor; ancak bu sempati, filmin ilerleyen dakikalarında kademeli olarak azalıyor.

Michael Film İncelemesi Arakat Mag Antoine Fuqua Jaafar Jackson Nia Long Colman Domingo UIP Türkiye 2026

Sıradan ve Ruhsuz Bir Anlatım

Teknik anlamda Michael‘a söylenecek söz yok. Görüntü yönetimi temiz, yapım tasarımı 70’ler ve 80’ler Amerika’sının dönem havasını başarıyla yakalıyor, kostümleri ise Michael‘ın ikonik sahne kıyafetlerini özenle yeniden inşa ediyor. Konser sahneleri gösterişli, dans sekansları titizlikle kurgulanmış, ses tasarımı Jackson mirasından alınan remaster edilmiş orijinal kayıtlarla zenginleştirilmiş. Özellikle Human Nature, Billie Jean ve Bad performansları, görsel-işitsel olarak gerçekten etkileyici anlar sunuyor.

Buradaki sorun şu ki, böylesine yüksek bir bütçeyle çekilmiş ve Jackson mirasının onayını almış bir filmde, bu düzeyde bir teknik kalite zaten asgari bir beklenti yaratıyor. Yani filmin sunduğu görsellik, takdir edilesi bir başarı olmaktan ziyade, türün ve prodüksiyon ölçeğinin doğal bir sonucu oluyor. Bu nedenle kamera, ışık ve kostüm başarıları filmin eksiklerini örtbas etmeye yetmiyor; aksine, bu kadar güçlü bir prodüksiyon değerinin hizmet ettiği anlatının ne kadar zayıf olduğunu daha da belirginleştiriyor.

Filmin zayıflığı ve sorunu, anlatımındaki sıradanlıktan kaynaklanıyor. Michael, son yirmi yılın sayısız müzikal biyografi filminde defalarca izlediğimiz formülü olduğu gibi tekrar ediyor. Yılları ve dönüm noktalarını art arda sıralayan epizodik bir yapıyla ilerleyen film, her sahneye “önemli bir an” yüklemeye çalışırken hiçbirine gerçekten nüfuz edemiyor. Karakterler motivasyonel konuşmalarla birbirine Michael‘ın ne kadar özel olduğunu hatırlatıp dururken, izleyici bu gerçeği zaten filmin ilk dakikalarında biliyor ve kabul ediyor. Fuqua‘nın suç dramalarında gösterdiği sert, sorgulayıcı ve kendine has sinemacı tavrı hissedilmiyor; burada adeta memur yönetmenlik yapıyor, sadece isim olarak yer alıyor.

Filmin bir diğer yapısal sorunu ise finali oluyor. Michael tam da asıl dramatik çekirdeğe, Jackson‘ın kariyerindeki ve kişiliğindeki dönüşüme ulaşacağı noktada sona eriyor. “Hikayesi devam edecek…” yazısıyla devam filmini müjdeliyor olsa da, bu durum filmin yalnızca bir başlangıç/aperitif olduğunu kanıtlıyor. Diğer film için daha büyük heyecan yaratma odaklı pazarlama stratejisinin yanında, aslında sönük ve tatsız bir ilk film sunulmuş oluyor. Michael‘ın hayatındaki gerçek dramatik malzeme, kamuoyunda yarattığı tartışmalar ve sanatçının karmaşık iç dünyası ikinci filme kalıyor.

Michael Film İncelemesi Arakat Mag Antoine Fuqua Jaafar Jackson Nia Long Colman Domingo UIP Türkiye 2026

Tartışmalardan Kaçınan Steril Bir Hikaye

Film, Michael Jackson hakkındaki cinsel istismar iddialarına hiçbir biçimde temas etmeyen, mirası ailenin onayıyla ve müdahalesiyle kurulmuş bir anlatı sunuyor. Fuqua‘nın vizyon öncesinde The New Yorker’a verdiği röportajda iddialara “ikna olmadığını” belirtmesi, filmin yaklaşımının açık bir konumlanma olduğunu gösteriyor.

Eleştirmenlerin “sterilize edilmiş” ve “eksik” yorumlarıyla yaklaştığı bu mesele, filmin sanatsal değerlendirmesinden ayrı tutulsa bile, bir biyografik dramanın konusuna karşı aldığı etik tutumun göz ardı edilemeyeceğini hatırlatıyor. Keza, Jackson‘ın hayatındaki önemli bir dönüşüm noktası olan vitiligo hastalığı da filmde neredeyse değinilmeden geçiştirilmiş durumda. Oysa bu durum, sanatçının kamusal imgesinin ve bedensel kimliğinin inşasında merkezi bir yere sahipti.

Tüm bu eksiklere rağmen Michael, hayran kitlesi için yine de tatmin edici bir deneyim sunmayı başarıyor. Michael Jackson gibi müzik tarihinin en etkileyici figürlerinden birinin şarkılarını büyük perdede, yüksek prodüksiyon değerleriyle dinlemek ve izlemek, tek başına bir çekim gücü yaratıyor. Hayranların sinema salonunda coşması, Thriller ve Beat It sekanslarında ritim tutması; bu filmin başarısından ziyade, Jackson‘ın kalıcı kültürel mirasının gücünden kaynaklanıyor.

Filmi bir doküdrama belgeselden ayıran şey ise büyük ölçüde Jaafar Jackson‘ın performansı ve prodüksiyonun görsel ihtişamı oluyor. Bunların dışında film, Jackson hakkında daha önce bilmediğimiz hiçbir şey söylemiyor; karakterinin iç dünyasına yeni bir pencere açmıyor, sanatçının yaratım sürecini gerçek anlamda sorgulamıyor. Bir Michael Jackson belgeselinin verebileceğinden daha fazlasını vermiyor, türün kalıplarını sorgulamıyor. Bundan fazlasını bekleyenler ise filmin asıl hikayesinin devam filmine saklandığını görüp salondan yarım kalmışlık hissiyle ayrılıyor.


Buğra Mert Alkayalar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Lee Cronin’s The Mummy: İçinize İşleyecek Bir Dehşet

Mother Mary: Metaforların Musallatında Bir Rüya

Buğra Mert Alkayalar
Alkayalar, 1998 yılında Yozgat’ta doğdu. 2020’de Anadolu Üniversitesi Sinema ve Televizyon bölümünden lisans, 2024’te ise aynı alanda yüksek lisans derecesini aldı. Halen Marmara Üniversitesi’nde Sinema doktorası yapmaktadır. Yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği kısa filmleriyle Altın Koza Film Festivali, FABİSAD GİO Ödülleri, H.P. Lovecraft Film Festival ve Morbido Fest gibi ulusal ve uluslararası film festivallerinde yer aldı. 2023 yılında ilk öykü derlemesi Birtakım Rivayetler, Porsuk Kültür Yayınları’ndan yayımlandı. İstanbul Kültür Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümünde araştırma görevlisi olarak görev yapan Alkayalar, sinema çalışmalarını hem akademik hem de sanatsal üretim alanlarında sürdürmektedir. Aynı zamanda dijital mecrada sinema yazarlığı yapmaktadır.

    Rose: Ödünç Özgürlüğün Bedeli

    önceki yazı

    Pragmata: Çölde Bir Vaha

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir