Star Wars: The Mandalorian and Grogu; Marvel’ın büyük ismi Jon Favreau‘nun yönetmen koltuğunda oturduğu, Dave Filoni ve Noah Kloor ile senaryosunu yazdığı 2026 yapımı bir Star Wars filmi olarak karşımıza çıkıyor. Film, Disney+ platformunda 2019-2023 yılları arasında üç sezon yayınlanan The Mandalorian dizisinin devamı niteliğinde olup, Lucasfilm yapımında ve Disney dağıtımında 22 Mayıs 2026’da vizyona giriyor.
Başrollerde Din Djarin’i canlandıran Pedro Pascal‘a Rotta the Hutt rolünde Jeremy Allen White ve yeni karakter Albay Ward rolünde efsane oyuncu Sigourney Weaver eşlik ediyor. Proje, The Rise of Skywalker‘dan bu yana yedi yıllık bir aranın ardından gelen ilk Star Wars filmi olması nedeniyle ayrıca bir önem taşıyor.
Favreau, dizinin dördüncü sezonunun senaryolarını yazmış olsa da, 2023 Hollywood grevlerinin ardından Lucasfilm’in yeni bir sezon yerine sinema filmi yapmaya karar verdiğini söylüyor. The Mandalorian and Grogu, aynı zamanda Disney döneminin en düşük bütçeli Star Wars filmi olarak da kayda geçiyor. Bu bilgi, filmi izlerken hissedilen görsel zayıflıkları da bir miktar açıklıyor.
İmparatorluk çökmüş, Yeni Cumhuriyet yeni bir düzen kurmaya çalışmaktadır. Bu kaotik iyileşme döneminde Mandalorian Din Djarin ile çırağı Grogu, İmparatorluk’tan kalanları tek tek yakalamaya çalışmaktadır. Görevlerinden biri, Hutt klanından Rotta’nın kurtarılmasıdır. Bu görev, onları galaksinin uzak köşelerinde yeni ve tehlikeli bir maceraya sürükleyecektir.

Beyaz Perdeye Sıkıştırılmış Bir Dizi Bölümü
The Mandalorian and Grogu; bir film yerine, The Mandalorian dizisinin yeni bir sezonunun 2-3 bölümünü art arda izliyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Ancak yine de dizi kadar sürükleyici ve başarılı olamıyor, ortaya tatsız tuzsuz bir şey çıkıyor. Disney+ özel filmi olarak yayınlansa çok daha doğru olurmuş gibi hissettiriyor. Karakterler A noktasından B noktasına gidiyor, oradan istihbarat alıp C noktasına geçiyor ve bu döngü film boyunca devam ediyor. Favreau, resmen dizideki dolgu bölümlerden hatırladığımız sıradan bir görevi 2 saat 12 dakikalık bir filme yayıyor.
Ortada doğru düzgün bir senaryo, akış ve karakter arkı bulunmuyor. Karakterlerin neredeyse hiçbiri film boyunca anlamlı bir değişim yaşamıyor, motivasyonları yüzeysel kalıyor. Kötü karakterlerin ve düşmanların ise hiçbiri dikkat çekmiyor, izleyiciyi sürüklemiyor. Karakter gelişiminin yokluğu, filmin sadece bir görev silsilesi olarak akmasına yol açıyor ve duygusal bir bağ kurmak neredeyse imkansız hale geliyor.
Bir de bitmek bilmeyen final var. Filmdeki akış ve tempo sorunu, şüphesiz finale de yansıyor. The Mandalorian and Grogu son yarım saati boyunca her sahnesiyle bitecek hissiyatı yaratıp bitmiyor, sündükçe sünüyor. En sonunda da vasat bir finalle sona eriyor. Bu durum, hikayenin zaten zayıf olan etkisini iyice azaltıyor ve izleyicinin salondan tatminsiz ayrılmasına neden oluyor.
Öte yandan, Grogu her zamanki gibi çok tatlı olup izleyicinin gönlünü fethetmeyi başarıyor; ancak neredeyse filmin tek iyi yanı olarak kalıyor. Animatronik kuklacılık ve görsel efektlerin birleşiminden doğan Grogu, bu filmde dizide olduğundan çok daha fazla ekrana çıkıyor ve görevin önemli bir parçası olarak ön plana taşınıyor.
Pedro Pascal‘ın canlandırdığı Din Djarin ise zaten yüzü çoğunlukla kaskının arkasında saklı kalan bir karakter, filmde de bu eğilim sürüyor. Zira karakter, neredeyse pasif bir kahraman olarak dolaşıyor. Sigourney Weaver‘ın Albay Ward’u, oyuncunun karizmasına rağmen senaryonun kendisine sunduğu sınırlı malzemeden öteye geçemiyor. Jeremy Allen White‘ın seslendirdiği Gladyatör Rotta the Hutt ise kötü CGI ile yaratılan karakterlerden birisi olarak izleyiciyi etkilemeyi başaramıyor. Usta yönetmen Martin Scorsese ise sürpriz ve ufak bir rolle filmde yer alarak herkesi şaşırtıyor.

Disney’in Akılalmaz CGI Sorunu
Disney, sinema sektörünün en köklü ve başarılı görsel efekt şirketi olan Industrial Light & Magic’i (ILM) bünyesinde barındırıyor. 1975’te George Lucas tarafından Star Wars için kurulan ve 2012’de Disney bünyesine katılan ILM, 15 En İyi Görsel Efekt Oscar’ı ile sektörün en çok ödüllü VFX şirketi olarak Star Wars serisinden Jurassic Park‘a, Pirates of the Caribbean‘dan Avengers‘a kadar sayısız efsanevi yapımın imzasını taşıyor.
Üstelik The Mandalorian dizisinin imza teknolojisi haline gelen StageCraft (The Volume) da ILM’in geliştirdiği bir yenilik. Buna rağmen filmdeki CGI kullanımı oldukça göze batıyor, izleyiciyi rahatsız ediyor. CGI karakterlerin birçoğu ve bazı sahneler, bu filmden beklenmeyecek derecede başarısız bir şekilde sunuluyor. Filmdeki sahneler; CGI canavarların birbirine girdiği, oyuncak figürlerin çarpıştırıldığı sahneler gibi görünüyor.
Aslında bu sorun; yalnızca The Mandalorian and Grogu‘ya özgü olmayıp, Disney’in son dönemde – Marvel Sinematik Evreni başta olmak üzere – pek çok büyük yapımında baş ağrıtan bir problem. Örneğin, Black Widow‘da Yelena’nın helikopter motorundan fırlatılarak savrulduğu sahne adeta “yeşil ekran” diye haykırıyor, Thor: Love and Thunder ile Doctor Strange in the Multiverse of Madness benzer sorunlar barındırıyor, Ant-Man and the Wasp: Quantumania‘nın neredeyse tamamı ise CGI faciası olarak karşımıza çıkıyordu.
Bu sorunun arkasında VFX sanatçılarının uzun saatler çalışmaya zorlanması ve projeler arasında kaynakların adaletsiz dağıtılması gibi kurumsal sıkıntılar yatıyor. The Mandalorian and Grogu‘daki CGI yetersizliği de bu büyük tablonun bir parçası gibi duruyor. Filmin Kaliforniya’da çekilmiş olması ve bütçesinin düşük tutulması bu eksikliği bir nebze açıklasa da, ILM gibi bir devi bünyesinde barındıran bir stüdyo için kabul edilebilir kılmıyor. Bu durum, hem filmin görsel iddiasını zayıflatıyor hem de Star Wars evreninin pratik efekt mirasına yapılan saygısızlık olarak algılanmaya açık bir hal alıyor.
The Mandalorian and Grogu‘nun en başta büyük bir iddiası yok ve fan servisi bir film olduğu çok belli, ancak buna rağmen beklentisi olmayanı bile üzecek derecede kötü bir Star Wars filmi olarak külliyatta yerini alıyor. Durmak bilmeyen aksiyon ve renkli karakterler bazılarını belki memnun etse de, filmi kurtaracak bir potansiyel oluşturmuyor. Nitekim Disney döneminin en düşük bütçeli Star Wars yapımı olarak gelişen The Mandalorian and Grogu; sinema salonuna taşınmasının tek sebebi daha fazla para kazanmak gibi gözüken, dizinin ortalama bir bölümü olarak kalabilseydi belki çok daha iyi karşılanacak bir yapım.
Grogu’nun tatlılığı ve Ludwig Göransson‘ın müzikleri filmin iyi olduğu tek noktalar olarak öne çıkarken, geri kalan her şey Star Wars‘un yedi yıllık sinema arası sonrasında dönmeyi hak ettiği yerin bu olmadığını ne yazık ki kanıtlıyor. Beklentisini düşük tutanların veya hiç beklentisi olmayanların bile daha fazla hazırlıklı olması gereken bir film olarak vizyondaki yerini alıyor. Grogu’nun hatrına, belki de son kez… Ancak o yol, bu yol değil.
Buğra Mert Alkayalar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.


















Yorumlar