Kimilerine eski bir dostla karşılaşmış hissini verecek, kimilerine ise 24 yıllık koca bir sinema efsanesini büyük ekranda izleme imkanı sunacak olan Kill Bill: The Whole Bloody Affair, hiç şüphesiz herkese farklı bir deneyim vadediyor. Kill Bill: Volume 1 ismiyle 2003 yılında hayatımıza giren bu kanlı intikam hikayesi, 2004 yılında ikinci bir filmle geri dönmüştü ve bir efsane tamamlanmıştı. Üzerinden geçen yılların onu paslandırmak yerine popülerleştirdiği film serisi, şimdi sansürsüz ve uzatılmış tek parça haliyle beyaz perdede yer alacak.
Kill Bill, Quentin Tarantino‘nun eşsiz yeteneğini ortaya koyduğu filmlerden sadece birisidir. Ancak, kariyeri boyunca kendine özgü tarzıyla izleyicinin gönlüne taht kuran yönetmen, Kill Bill‘i diğer filmlerinden ayrı bir yerde tutuyor. 2004 yılında yapılan bir röportajda bunu açıkça belirten Tarantino, Kill Bill‘i o zamana kadar yaptığı en kanlı film olarak tanımlıyor. Aynı zamanda, yaratım sürecinde bu hikayeyi tek bir filmde anlatmanın hayalini kurduğunu söylüyor. Bütün bu yönleriyle Kill Bill: The Whole Bloody Affair, bize önceki iki filmden farklı olarak yeni bir deneyim sunuyor. Yönetmenin asıl isteğini gerçekleştiren bu uzatılmış versiyon, eskisinden daha kanlı bir epik anlatı niteliği taşıyor.
Bu yazı, Kill Bill: The Whole Bloody Affair filmi hakkında spoiler içerebilir.

Tek Nefeste Epik Bir Anlatı
Kill Bill: The Whole Bloody Affair‘ı aslından ayıran en belirgin özellik, daha önceden iki filme bölünen bir hikayeyi tek parçada anlatmasıdır. Filmin bu özelliği bize yeni bir ürün vadetmez, ancak orijinalden farklı bir deneyim sunduğu tartışılmazdır. Bu deneyimin özü, kesintisiz anlatımın filmi daha akıcı hale getirmesinde yatar. Zira, Beatrix Kiddo’nun intikam yolculuğu tek solukta izlendiğinde daha sürükleyici bir hal alır.
Bir suikastçı olan ana karakterimizin, hamile olduğunu öğrendikten sonra eski hayatını bırakıp kendisi ve çocuğu için temiz bir sayfa açmaya karar verdiğinde uğradığı ihanet, hikayenin özünü oluşturur. Ana karakterimizin takip ettiği ölüm listesi ve devamında gelen çarpıcı aksiyon sahneleri, film boyunca izleyicinin heyecanını korumasını sağlar. Bütün bu özellikleriyle halihazırda destansı bir nitelik taşıyan Kill Bill, tek oturuşta izlendiğinde adeta bir roman okuyormuşsunuz hissi yaratır. Beatrix Kiddo’nun listedeki isimleri karalamasını tek solukta izleyen seyirci, adrenalin duygusunu sonuna kadar hisseder ve filmin climax‘i daha sarsıcı bir hale bürünür.
Kill Bill‘i en başta kesintisiz bir anlatı olarak hayal eden Tarantino; filmi iki parçada ve tek film şeklinde seyretmenin ayrı birer deneyim olacağını belirtmiştir. Ancak ona göre bu farklı deneyimler, bir versiyonu diğerinden daha değersiz kılmaz; ki bu kesinlikle doğru bir açıklamadır. Kill Bill‘i tek parça olarak izlediğinizde daha akıcı bir deneyim yaşayabilirsiniz; ancak bunun temel nedeni tek parça olması değil, filmin özündeki sinematik eşsizliktir.

Eskisinden Daha Kanlı ve Canlı
Quentin Tarantino‘nun kariyeri boyunca imza attığı neredeyse bütün filmler, nefes kesen kanlı aksiyon sekansları ile biliniyor. Yönetmenin işlerini benzersiz kılan bu ifade biçimi, kendini Kill Bill filminde de epey gösteriyor. Beatrix Kiddo’nun Hattori Hanzo kılıcı ile sergiledikleri, tüm film boyunca görsel şiddeti doruklara taşıyor; ortaya çıkan kanlı manzara, intikam hırsının sembolüne dönüşüyor. Fakat, Kill Bill‘in özellikle ilk bölümüne baktığımızda bu kanlı manzaranın diğer Tarantino filmlerine kıyasla daha çıplak resmedildiğini görüyoruz.
Kill Bill‘deki şiddetin benzersizliğini onaylayan Tarantino, filmi aynı zamanda bir tür “patlama” olarak yorumluyor. Beatrix Kiddo’nun intikam yolculuğunu izleyen seyirci, aslında tam olarak bu patlama durumuna şahit oluyor. Özellikle “Showdown at the House of Blue Leaves” bölümü, bu patlamanın en büyük örneğidir; çünkü ana karakterimiz burada adeta bir ölüm makinesine dönüşüyor ve yarattığı kan yağmuru akıllara kazınıyor. Ancak filmin orijinal versiyonunda sahnelerin çoğu, yaş kısıtlamasıyla karşılaşmamak adına siyah-beyaz görsellikle sunulmuştu.
Kill Bill: The Whole Bloody Affair‘da ise kısıtlanmışlık ortadan kalkıyor, siyah-beyaz sahneler yerini kırmızı renk paletine bırakıyor. Öç alma arzusunun getirdiği estetik şiddet, gerçek rengini gösteriyor; hatta bu durum yer yer izleyeni rahatsız edebiliyor. Beatrix Kiddo’nun gözünü bile kırpmadan sayısız insanı katletmesi, dışarıdan sadist bir tatmin gibi duruyor. Ancak Tarantino, karakter yaratımındaki yeteneğiyle filmin durduğu noktayı belirginleştirmeyi başarıyor. Ana karakterin yaşadığı acıyı bilen izleyici, onun davasını kendine aitmiş gibi sahipleniyor; dökülen kan ise intikam arzusunun haklı bir sonucu oluyor.

Yeni Sahneler ve Tarantino Mizahı
Kill Bill: The Whole Bloody Affair filminin biz seyircilere sunduğu bir diğer yenilik, uzatılmış sahnelerdir. Kill Bill Volume 1 ve 2‘de bulunmayan bu sahneler, Tarantino‘nun özgün mizahının kırıntıları gibidir. Pulp Fiction ve Reservoir Dogs gibi filmlerden aşina olduğumuz “yanlış yerde mizah”, bu uzatılmış versiyonda da karşımıza çıkar. Filmin beşinci bölümünde Beatrix Kiddo ve Yakuzalar arasındaki dövüş, son derece kanlı olmasının yanında sonu yokmuş gibi hissettirir. Bu destansı katliama eklenen yeni sahneler, gerilimin ortasında izleyiciyi güldürmeyi başarır ve sahne bütünlüğünü korumaya yardımcı olur.
Tarantino mizahının izleri, aynı zamanda Kiddo ve Bill’in tapınak sahnesinde görülür. Orijinal filmden kesilmiş olan sekansta Bill ile siyahi bir karakter karşı karşıya gelir. Yönetmenin bariz bir şekilde martial arts filmlerinin klişelerine gönderme yaptığı bu kısım, filmin lineerliğine set çeker. İzleyene herhangi bir şey katmaz, üstelik filmi karmaşık hale getirir. Bana göre Kill Bill: The Whole Bloody Affair‘in sinematik açıdan tek problemli kısmı bu tablodur, ve orijinalde yer almamasını kolaylıkla anlamlandırabiliriz.
Yeni versiyonda karşımıza çıkan sahnelerden sonuncusu Pai Mei karakterine ait görüntülerden oluşur. Bill, Beatrix Kiddo’ya “Five Point Palm Exploding Heart” tekniğini anlatırken, ekranda Pai Mei’nin bu tekniği uyguladığı kesitler gösterilir. Kesitler, ilk bakışta orijinal sahneye eklenmiş küçük detaylar gibi görünür; ancak izleyicinin duyduklarını görselleştirmesine yardımcı olmasıyla filmin değerini pekiştiren dokunuşlar arasında yer alır. Kill Bill: The Whole Bloody Affair, böyle eklemelerle hem var olan yolculuğu daha anlamlı kılar hem de seyircinin hikayeye daha çok ortak olmasını sağlar.
Hazal Ocak‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.




















Yorumlar