Samimiyetle güldürmek hiç kolay bir iş değil. Komedisini karakterlerin içine düştükleri durumlar üzerinden yaratmaya çalışan sitcomlar, çoğunlukla derinliksiz bir anlatı ve anlık eğlenceden fazlasını sunamıyor. Özellikle kablolu televizyonun yerini yayın platformlarının aldığı şu günlerde, düzenli yayın çizelgesi ve otuzar dakikalık çok bölümlü sezonlar da yavaş yavaş ortadan kalkarken, komedi türünde karakter gelişimi sunmaya çalışmak hayli riskli bir girişim haline geldi. Ama HBO Max’in yeni dizisi Rooster; Scrubs ve Ted Lasso gibi dizilerin de yaratıcısı olan Bill Lawrence’ın tecrübesiyle bu zor sınavın üstesinden gelmeyi başarıyor.

Ted Lasso Üniversite Kampüsünde!
Komedi dizilerinin en çok istenen isimlerinden biri olan Steve Carell’in baş rolünde oynadığı Rooster, kızına destek olmak isteyen bir babanın çabalarını anlatıyor. Karakterin bu saf motivasyonunu akademi dünyasının çetrefilli sosyal ilişkileri içinde teste sokan dizi, yetişkinler için bir kampüs komedisi oluyor. Çok satan yazar Greg Russo’yu canlandıran Carell, Rooster’ın ilk bölümünün okuduğu en iyi komedi girişlerinden biri olduğunu söylüyor. Gerçekten de daha ilk yarım saatinden, hem sezon boyunca rolleri artacak pek çok yan karakterle tanışıyor hem ana karakterimizin kişiliğini tümüyle anlıyor hem de hikaye dünyasının dinamiklerine alışıyoruz. Bill Lawrence ve yazım ortağı Matt Tarses, üstelik bu ekonomik anlatı tekniklerini sezon boyunca sürdürmeyi de başarıyor.
Rooster’ın tonu, Bill Lawrence’ın elinden çıkma diğer dizilere (Ted Lasso, Shrinking) oldukça benziyor. Lawrence, yine ana karakterinin başından geçen olaylar üzerinden durum komedisi kursa da, esas odağını duygusal temalarında tutuyor. Hatta dizinin özünde kendisinin, Matt Tarses’in ve Steve Carell’in genç yetişkin kız babası olma deneyimleriyle kısmen ilişkili olduğunu da belirtiyor. Zaten dizinin ana karakteri Greg Russo’nun Ted Lasso’ya benzerlikleri de isimlerinin fonetiğiyle sınırlı kalmıyor. Tıpkı Lasso gibi, Russo da çevresindekilere kendini çabucak sevdirebilen, özünde iyi kalpli ve özellikle sosyal ilişkilerde sakar sayılabilecek bir karakter. Dizinin baba-kız ilişkisinin ötesinde ilerleyen akademi sitcomu tarafını ayakta tutan da büyük oranda karakterin bu yapısı oluyor.

Herkes Rolüne Cuk Oturuyor
Tabii dizinin başarısını tümüyle Lawrence ve Carell’e atfetmek de haksızlık olur. Zira oyuncu seçimleri ve performanslar da nokta atışı. Oyuncuların birbirleriyle uyumu her sahnede hissediliyor, sezon ilerledikçe birlikte daha doğal bir ritim yakalamayı da başarıyorlar. Özellikle Charly Clive, ana karakterin kızı olan sanat tarihi profesörü Katie rolüyle hem dizinin dramatik yükünü üstleniyor hem de absürt komedinin fitilini ateşliyor. Lawrence’ın Ted Lasso’da birlikte çalıştığı Phil Dunster da yine rahatsız edici İngiliz “kötü” karakter olarak karşımıza çıkıyor. Oyuncuların tek role hapsedilmesine genel olarak sıcak bakmayan biri olarak, Dunster’ın bu potansiyelinin kullanılmasından yakın zamanda sıkılmayacağımı gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Lawrence ve Tarses, dizinin pilot bölümünü yazıp oyuncuları seçtikten sonra, herkesin rolünü olabildiğince sahiplenmesini istemiş. Diziyi izledikçe hem bunun ne kadar yerinde bir istek olduğunu anlıyor hem de hangi rollerin zamanla daha baskın hale geldiğini fark edebiliyorsunuz. Sezonun devamına dair sürprizlerini bozmak istemediğim için detay veremeyecek olsam da, pek çok yan karakterin hikaye örgüsündeki rollerinin ilerleyen bölümlerde artacağını söyleyebilirim. Görece geniş sayılabilecek bir karakter seçkisine sahip bir dizide bu durum hikayenin odağını dağıtma riski içerse de, Rooster aksine olay örgüsünü karakter etkileşimleri üzerinden şekillendirerek bu değişimleri doğal bir biçimde gerçekleştiriyor.

Aranan Komedi Dizisi Bulundu!
Rooster, kolay empati kurulabilir karakterleri ve ilginç olay örgüsüyle keyifli bir seyir zevki sunuyor. Pek çok bölümün büyük etki doğuracak olaylarla sonlanması da dizinin haftalık yayın akışını destekliyor.
Lawrence, Apple TV+ için yaptığı Ted Lasso ve Shrinking’den sonra, HBO Max’e de Rooster’la birkaç sezona yayılabilecek bir komedi hediye etmiş gibi görünüyor. HBO’nun komedi dizilerinin birçoğunun geçtiğimiz birkaç yıl içinde sonlandığı düşünülürse, seçkilerinde Rooster’ın önemli bir yer tutacağını öngörebiliriz.
Yerli izleyicimizde Steve Carell’in The Office sayesinde zaten ayrı bir yeri vardı, şahsen Rooster’ın bu sevgiyi daha da artıracağını düşünüyorum. Umutsuzluğa kapılmanın çok kolay olduğu şu günlerde, böyle samimi işlere daha çok ihtiyacımız var.
Tuncer Haydarlar‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.





















Yorumlar