0

Daha öncesinde Narc ve Smokin Aces filmleriyle adını duyuran yönetmen Joe Carnahan, The Rip ile türün kızgın sularına yeniden yelken açıyor. Yıllar sonra bir arada gördüğümüz Matt Damon ve Ben Affleck ikilisi polis yeleklerini üzerlerine geçirerek bizleri sorgulamanın bitmediği bir fikri kovalamacayla baş başa bırakıyorlar. 16 Ocak itibariyle Netflix’te yayınlanan yapımın oyuncu kadrosunda Teyana Taylor, Steven Yeun, Catalina Sandino Moreno, Sasha Calle gibi önemli isimler yer alıyor.

Gündelik hayatta çoğu zaman bir çıkmazın ortasında buluruz kendimizi. Bazen birden fazla unsuru etkileyen bir karar yüzünden bazen de kendi motivasyon ve arzularımız dahilinde yaşarız bu kararsızlığı. Kararsızlıklar bilişsel olarak yorucu olsa da sonunda bir çözümle sonlanır. Buradaki ana husus, çözümün nasıl ve ne ölçüde sağlandığıdır. Eğer psikoloji özelinde yaklaşacak olursak; bir duruma karşı aynı anda yaşanılan iki zıt duyguya ambivalans denir. Basit bir dilde iyi ve kötünün ayrımını yapabilmek çoğu zaman yaşanan ikililiğin ortadan kalkmasına yardımcı olur. Yani, çıkmazın (nesnenin) tüm yönlerini daha bütüncül olarak algıladığımızda bazen bu duygu karmaşasından çıkarabiliriz kendimizi. Yönetmen Joe Carnahan ise The Rip ile bunun tam tersini hedefliyor. İzleyiciyi bu iki zıt duygunun pençesine bırakıyor olabildiğince. Yozlaşmış polislerin ve yaşanan beklenmedik olayların akıbeti, sorgulamaların çıkmazında şekilleniyor. Filmin kendince verdiği yanıt ise daha ilk dakikalardan Dane Dumars’ın elindeki dövmede gizleniyor; “Biz iyi adamlar mıyız? Öyleyiz ve hep öyle kalacağız.”The Rip Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Netflix Joe Carnahan Teyana Taylor Matt Damon Ben Affleck

Hain Kim? Bilmecesi

Sinemanın polisiyeyle ilişkisi üzerine uzun uzadıya konuşulabilir. Genellikle soru işaretleri, gizlenen nedensellik, gerilim ve çözülemeyen bilinmezlik izleyiciyle sağlanan bağın en büyük yardımcılarından olur. The Rip sinema ve polisiyenin eşsiz kimyasından faydalanmanın peşinde. Polis teşkilatında gerçekleşen iç meseleye odaklanan film bir “hain kim?” bilmecesi. TNT lideri Yüzbaşı Jackie Velez’in maskeli tetikçiler tarafından öldürülmesinin ardından Teğmen Dane Dummars ve Dedektif J.D Byrne, teşkilatın içerisinde gergin bir atmosferin içerisinde bulurlar kendilerini. Bizler de kendimizi sorgulamalar, manipülasyonlar, güvensizlikler ve belirli protokollerin odağında bir bilmecenin ortasında buluruz. Ekip aldıkları ihbar sonucu gittikleri evin duvarlarında 20 milyon dolar üzerinde bir para bulurlar. Yaşanan bu kırılma aynı zamanda verilecek kararların yükünü artırır. İçerideki “hainin” kim olduğuna yönelik sorular filmin ana dinamiğinde yer alırken Damon ve Affleck filmin gerilimini artırmaya çalışıyorlar.

Joe Carnahan, hızlı bir giriş yaparak yaşanılan suikastın ve ilgili soruşturmanın ortasına atıyor bizi. İki FBI dedektifin sorularıyla birlikte TNT birimi ile ufak da olsa tanışmaya başlıyoruz. Film boyunca gördüğümüz çoğu meselenin içerisine fazlaca soru işareti gizleniyor. Cevaplar ise yine uzun bir süre muhafaza ediliyor. Tıpkı duvarın ardına gizlenmiş milyonların usulca saklandığı gibi. Görsel çatışma değil de sözel bir çatışma hedefleniyor daha çok. Her şey fazlasıyla sert ve maskülen gösterilme arzusunda. Sert bakışlar, argolu dil ve havalı görünmeye çalışan karakterlerle çevriliyiz. Soluk bir renk paleti eşliğinde alışılagelmiş dedektif diyalogları izliyoruz genellikle.

Carnahan’ın her açıdan “old-school” bir polisiye üretme kaygısında olduğunu söyleyebiliriz. Artan şüpheler ve güven sorgulamaları süre ilerledikçe gerginliği beslemeye çalışıyor. Hikâyenin ana konumunu oluşturan Hialeah’deki çıkmaz sokak filmin doğal bir şekilde hızlandığı kısımlardan. Çünkü ortaya çıkan paranın ardından bu banliyö evi farklı tehditlerle çevreleniyor. Dolayısıyla karakterler dış tehditler vasıtasıyla evin bir kapan formuna dönüşmesine engel olamıyorlar. Bu basit fikir, merak duygusunu artırırken çözüme yönelik fikirler zamanla bize doğrudan gösteriliyor. Deneyimli Dane Dumars ile soğukkanlı partneri J.D Byrne bile zamanla birbirlerini sorgulamaya başlıyorlar.

The Rip Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Netflix Joe Carnahan Teyana Taylor Matt Damon Ben Affleck

Parlak Jelatini Üzerinde

The Rip, üzerine yeterince düşülmemiş yalnızca ürünün nasıl paketleneceğiyle ilgilenen bir Netflix yapımı. Tür için iddialı iki başrol ve sorgulamaların saniyelerle sınırlı kaldığı basit bir metinden ibaret. İkna edicilikten fazlasıyla uzak. Büyük bir fikir olarak sunduğu şeylerin tahmin edilirliği de oldukça yüksek. Bu tasarlanmış ürünün jelatini genel izleyicinin dikkatini çekebilme üzerine kurulu. Öyle ki, TNT ekibinin olay mahalline gidişindeki araba seçimleri bu arzunun en basit gösterimlerinden. Üstelik bu gibi seçimlerin etkileyicilik anlamında kayda değer bir katkısı da yok. Her şey izleyicinin odağını kaybetmemesi ve anlatımın basitleşmesi için göz ardı ediliyor gibi. Matt Damon ve Ben Affleck film boyunca sanki bir Saturday Night Live skecinde gibi görünüyorlar. Zira gerek oyunculukları gerek filmin atmosferi, mizansenleri ve müzikleriyle birlikte karikatürize bir tipolojideler.

The Rip içerisindeki soru işaretlerine yönelik yanıltıcı birtakım manevralar bırakmayı deniyor. Ancak metnin yetersizliği nedeniyle bu konuda yaratıcı olamıyor. Yaşanan plot twistlerin herhangi bir etkileyiciliği bulunmadığı gibi hikâye içerisinde oldukça vasat bir dinamikte. Zira tanıtılmayan karakterlerin tanımadığımız mücadelesini izliyoruz.

Anlatı bu bilmecenin gerilimiyle o kadar uğraşıyor ki öteki bir yan parçayla ilgilenmiyor neredeyse. Bu yıl One Battle After Another ile kusursuz bir performans sergileyen Teyana Taylor’un kullanımı aslında filmin yaklaşımını ve çıtasını gözler önüne seriyor. Biçilen bu steril paketleme dışında her şey oldukça eksik ve yetersiz. Diyalog seçimlerinden karakter davranışlarına kadar bunu fazlasıyla hissediyoruz. Karakterler filmin hiçbir kısmında sağlam durmuyorlar. Ancak her şey aslında sağlam görünmeleri üzerine kurulu. Tüm materyal gerekli olan tipik dedektif stereotipilerini oynamaları amaçlı. Dolayısıyla teşkilat içerisindeki bu büyük “hain kim?” oyununu içselleştirmemiz için önümüzde çok fazla engel var. Film kendi dünyasından kopuk fantezi tercihlerini geriye kalan her şeyden daha önemli görüyor. Keza dikkat çekiciliği kaybetmeye yönelik tükenmeyen kaygısı eserin asıl kırılma noktası. The Rip bu engelleri birer birer önümüze sererken sadece paketi süsleme telaşıyla ilgilenmeye devam ediyor.The Rip Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Netflix Joe Carnahan Teyana Taylor Matt Damon Ben Affleck

Bakmadan İzleyebilmek

The Rip’e bakarken geçtiğimiz aylarda tartışılan, Netflix’in gündelik izleme adı verilen “izleyicinin ekrana bakmadan izleyebileceği yapımlar yaratmak” şeklinde bir mikro tür amaçladığı iddiasından bahsetmekte biraz fayda var. Zira filmin hem metin açısından hem de görsel paketleme olarak çoğu noktada bu düşünceyi çağrıştırdığını söyleyebiliriz. Son yıllarda kısa süre süreli videolarla etkileşimin hızlanması sonucunda insanların dikkat ve odaklanma sorunları yaşadığı hepimizin malumu. Bu çerçevede önemli kaynaklarca haberleştirilen Netflix’in yaratıcı eğilimi oldukça dikkat çekici. The Rip özelinde bu çerçevede bilinçli bir tasarım olup olmadığı bilinmez ancak çıkan sonucun istenilen eğilimi yarattığı kesin. Diyaloglar, aksiyon çekimleri, karakter motivasyonları hepsi izleyiciyi sıkmamak adına kurgulanmış gibiler. Üstelik sunulan fikirlerin içerisinde herhangi yeni bir şey yok. Sinemada sıklıkla rastladığımız manevralar ve tutumları yeniden deneyimlemekle yükümlüyüz adeta. İkna edicilikten uzak sahneler, aksiyonların geçiş aralıklarındaki tutarsızlıklar ve beklenmedik dramatik eklentiler filmin kodlarla örülerek yapıldığı izlenimini veriyor. Planlanan bir şablon var ve bu şablonla uyumsuz olan fikirlerin hepsi onun içerisinde işlenmeye çalışılıyor sanki. Matt Damon geçtiğimiz günlerde film hakkında verdiği bir söyleşide Netflix hakkındaki bu söylentileri şu sözlerle doğruluyor:

Yıllar önce öğrendiğimiz standart aksiyon filmi yapma yöntemi genellikle üç büyük aksiyon sahnesi içerirdi. Birinci perde, ikinci perde, üçüncü perde. Paranın çoğu üçüncü perdedeki sahneye harcanır. Bu final kısmıdır. Şimdi Netflix şunu istiyor; “İlk beş dakikada büyük bir aksiyon sahnesi çekebilir miyiz? Bir de insanlar telefonlarıyla meşgul olduklarından diyaloglarla hikayeyi üç dört kere tekrar etseniz fena olmaz. 

Damon‘un bahsettikleri, izleyerek fark ettiklerimizin yalnızca bir doğrulaması aslında. İzlediğimiz şeyin sinemanın özgün kodlarından ayrıştığı oldukça bariz çünkü. Filmin biçimsel şablonunu yeniden düşününce bu çerçevede ele alınan başlıca sorunlardan biri çatışmanın fikirsel yetersizliği. Bir diğeri de karakterlerin birbiri arasındaki şüphelerin doğrudan açıkça gösterimi. Sanki her şey hızlıca hem işitsel hem de metin olarak doğrudan aktarılıyor. Buradaki çatışma; üzerine perde çekilen gerçeklerin çözülmesiyle ivmelenecek bir yapımın ana meselesiyle uyumlu olmayan bir yol izliyor olması. Şablona göre adımlayan ancak şablonla işlevsel materyal içermeyen bir fikir çakışması var karşımızda. Bu duruma gri renk paletiyle karanlığa bürünmüş sinematografi eklenirken bu “gri kül bulutu” karakterleri adeta nefessiz bırakıyor. Aksiyon sahnelerindeki silahların ışıltısı ve sesi karanlık sinematografi ile birleşince takip etmesi bir hayli zor sekanslar yaratıyor. Sahtenin, gerçeğin yerini almaya başladığı şu günlerde; Matt Damon ve Ben Affleck bir yapay zekâ promptu ile üretilmiş gibi görünüyor çoğu zaman. Oyunculukları da aynı şekilde beklentilerin altında. Matt Demon’un üzerine yaftalanan “haksız suçlanan” karakter tipolojisi belki de en kötü tekrarlarından birini yaşıyor. Gerçek ile sahte metin içinde ayrışması gerekirken görsel olarak bilinçsiz bir ayrıma uğruyor.

Matt Demon ve Ben Affleck‘in uzun süreli dostluğu bu kez “göster ve anlat” arzusuyla sinema unsurlarını basitleştiren içi boş bir anlayışın ekranlarda belirmesine imkan sağlıyor. Haliyle senaryo manevraların, zayıf rejinin ve derinliksiz metnin gösterip anlattıkları da fikri motivasyonu kadar yetersiz kalıyor.


Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Cover-Up: Tarihin Tanığı Olarak Gazeteci

The Great Flood: Anne, Oğul ve Yükselen Sular

Ahmet Duvan
Psikoloji bölümü öğrencisi. Sinema üzerine blog yazarı. Film eleştirmeni.

Béla Tarr Veda: Onun Sinemasında Zaman, Varoluş ve Hiçlik

önceki yazı

Little Amélie or the Character of Rain: Tanrının Büyüme Sancıları

sonraki yazı

Yorumlar

Leave a reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir