Akla hayale gelmeyecek şiddet biçimlerini gazetelerde ya da haber sitelerinde okumak bize n’apar? Önce öfkelendirir, suçlama isteği uyandırır, çaresiz hissettirir. Ardından kabullenme, duyarsızlık ve unutma sarmalı gelir. Gerçeğin sertliği vicdanın yüküne dönüşür. Konuya dair ses çıkarmak, tepki göstermek isteriz. Tepkiyi somut ve gerçek acıları geride bırakma isteği takip eder. Kimse bir acıya o kadar uzun süre dayanamaz çünkü. Hele de söz konusu şiddet biçimleri, okulların ve hastanelerin bombalanmasını, insanların evlerinden edilmesini içeriyorsa. Hayatın durması beklenir ama devam eder. Vicdanı olan herkes, yapılanlarda alengirli bir sebep, anlaşılması zor bir gerekçe arar. Oysa kötülük sıradandır. Bütün bu kararları alan, eylemleri uygulayanlar, bizzat bizim gibilerin arasından çıkar.
Direnmek ise güç ve cesaret ister. Sıradan ama sistemli kötülük karşısında zulmü durduran, halkların kararlı çıkan sesleri olur. Örneğin, Filistinliler Masafer Yatta’da evlerinden edilmelerini anbean kaydederek şiddetin varlığına işaret eder. İsrail’in askeri eğitim için uygun gördüğü (!) Batı Şeria yakınlarındaki bu alan, Filistin halkının yüz yıllardır yaşadığı yerdir. No Other Land’in aktardığı işgal, saldırıların biçim ve çeşitliliğine yeni pencereler açar. Meşru olmayan mahkeme kararlarına rağmen kalmak, yıkılan evlerini her seferinde yeniden yapmaktan başka çareleri yoktur. Gidecek başka yerleri olmadığı gibi, direnmek insanca yaşamanın tek yoludur.
83. Venedik Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan ve Jüri Özel Ödülü’nün kazanan NAZA ise şiddete farklı bir bağlamda bakar. Bu defa failler konuşur. İsrail’de asker olarak ve istihbarat birimlerinde çalışan 24 kişi, yüzleri ve kimlikleri gizli şekilde Tel Aviv’deki bir binanın çatı katında kamera karşısına geçer. Bizzat parçası oldukları saldırılara ve içinde bulundukları sisteme dair anlattıkları, faillerin sıradan insanlar arasından çıktığını gösterir. No Other Land’i yapan ekipteki İsrailli yönetmenler Yuval Abraham ile Rachel Szor, NAZA’da Guardian’ın 2023 ile 2025 yılları arasında yaptığı araştırmaları, faillerin anlatımı eşliğinde sinemaya aktardı. Sarsıcı gerçekler sunan bu belgesel, Filmekimi kapsamında izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.
Sorgusuz Sualsiz İtaat
7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırması, İsrail’e aradığı gerekçeyi verdi. 1948’den beri devam eden topraksızlaştırma çalışmaları, 1967’den sonra açıkça Filistin’in işgaline dönüşmüştü. Üç yıl önce olanlar, o günden bugüne İsrail’in savunma bahanesiyle devam eden saldırılarına ivme kazandırdı.
NAZA, merceği içeri çevirip olanlara İsrail’den bakıyor. Belgesel, ismini askeri hedefe yönelik saldırılarda öngörülen sivil kaybı sayısını ifade etmek için kullanılıyor. Hemen ardından bu sayının nasıl hesaplandığı sorusu geliyor. NAZA’da tanıklığına başvurulan kişiler, cevaben Lavander ve Where is Dad isimli iki uygulamadan bahsediyor. Hedef belirlerken yapay zekâ temelli bu uygulamaları kullanma sebeplerini ise yapay zekanın karar verdiği bir hedefin öldürülmesi, yakını Hamas tarafından kaçırılan ya da öldürülen birinin karar verdiği bir hedefin öldürülmesinden daha adil olduğunu söyleyerek açıklarlar. Görülür ki öldürmemek bir seçenek değildir. Bunun yerine bütün hedefler insandışılaştırılır.
Hamas’ın saldırıları terörizm olarak tanımlanır. Oysa tam da İsrail’in Filistin karşısında uyguladığı politikayı tanımladığı için 83. Venedik Film Festivali’nin ilk basın gösterimine katılan izleyiciler tarafından dalga konusu olur. Belgeselin yarattığı öfkenin kaynağı, böyle aymaz, popülist siyasetçilerin aksine, sistemi sorgusuzca kabul eden tanıklardan kaynaklanır. Onların anlatımına göre bir hedefi öldürmek için binlerce masum canı gözünü kırpmadan katletmeyi göze alan sistem, çocukları hedef belirlemek için araçsallaştırır.
Bilgisayar oyunlarının güzelliği, stres atarken ve keyifli zaman geçirirken sorumluluk hissetmeden vurup kırmakta, stratejiler kurup öldürmekte yatar. İsrailli yetkililerin gerçek hayattaki savaşları da bir oyun gibi gördüğünü duymak şaşırtır. Gerçekten birini öldürdüğünün farkında olmayan, sorgulayıp sistemi değiştirmeye kalkışmayan biri sadece oyun oynar. Onu durdurabilecek vicdanı sisteme kurban edilir. Tıpkı Hitler’in emir komuta zincirinde yer alıp ne yaptığını bilmeden yüz binlerce Yahudi’yi gaz odalarına gönderen askerleri gibi. İşte bu yüzden mağdur olduğu sistemi yeniden üretmek korkunç bir tekerrüre neden olur.

Şiddetin Tanığı Olmak
NAZA, izledikten sonra bıraktığı etkiyle ne yapacağımıza dair pek az seçenek sunar. Yüzünü görmediğimiz, kimliği belirsiz kişilerin açıkça, suçluluk ya da pişmanlık duymadan anlattıkları, sisteme içeriden ifşa etse de öldürülen binlerce insanı geri getirmez. Dahası sistemin işleyişini aktarırken nasıl değiştirilebileceğine dair çözüm yolu sunmaz. Öyleyse Yuval Abraham ile Rachel Szor bu belgeselle kamuoyuna ne anlatmak istiyor?
Belki de hedef, dünya kamuoyunun yanı sıra İsraillileri de uyandırmaktır. Bir kısmı yaşananların abartıldığını, gerçek olmadığını düşünerek Netanyahu’nun mağdur dilini destekliyor. NAZA ise onlarla aynı dili konuşan faillerin sözlerine başvuruyor. Belki de izleyicisine “Dur ve çevrene bak. Senin için bunca kötülüğü, sıradan bir şekilde yapanlarla yan yanasın” demek istiyor. Ve soruyor: Bizim için yaptıklarını söyleyerek kötülüğü seçenleri değiştirme gücü de verir mi?
Diğer yanda ise diğerleri, yani dünya kamuoyu var. Dünya tarihindeki birçok soykırımın zamanla ortaya çıktığı, hatta yüzleşmenin birkaç kuşak sonraya bırakıldığı bir gerçek. Olanları kaydetmek ve yaşanırken kamuoyuyla paylaşmak ise hem sistemin nasıl işlediğine hem de nasıl değiştirileceğine bakmanın bir yolu. Bu nedenle NAZA, Venedik Film Festivali galasında 25 dakika ayakta alkışlandığında Abraham ve Szor’un yüzünde gördüğüm ifade, erken yüzleşenlerin taşıdığı sorumlulukla gölgeli. Çünkü onlar belgesele konuşan kişilerin can güvenliği için gizliliği korusalar da kimin ne yaptığını biliyor ve bu gerçekle yaşıyorlar. Onların taşıdığı yük, izleyicinin belgesele verdiği tepkiden ve öfkeden çok daha ağır.

Tarihi Bugünden Değiştirmek
Her itiraf, gizli kalanın biraz daha belirginleşmesini, resmin belirmesini sağlar. Motivasyon ister gövde gösterisi ister utanç olsun; nihayetinde gizli kalan kendini açık eder. Abraham ile Szor İsrail vatandaşı iki sinemacı olarak, ülkelerinin Filistin halkına uyguladığı kitlesel şiddeti görüyor, sessizliğin olası sonuçlarını seziyordu. Guardian gibi kurumlar olanları derinlemesine araştırsa da yaygınlaştırmayı sağlayacak formda sunmuyordu. Sinemanın işlevi kelimelerin sese ihtiyaç duyduğu, gazeteciliğin somutlaştıramadığı yerleri sinema aracılığıyla izleyiciye sunmaktı.
Nona Fernandez’in Bilinmeyen Boyut kitabı için yararlandığı gazete haberinin aksine bu defa ortaya “Ben işkence yaptım” diye çıkan biri yoktu. Bunun yerine çeşitli motivasyonlarla kamera karşısına geçen 24 kişi vardı. İbranice konuşan, yaptıklarını açıkça söyleyen sesler. Hiçbirinin yüzü yok, ismi yok ama oradalar, aramızdalar. Sistemin içinde, hedefe kitlenerek sıradaki emri bekliyorlar. Belki bizzat onlar değil, başkaları. Yüzlercesi. Bu yüzden bize düşen bu belgeseli yaygınlaştırmak, İsrail’in nefsi müdafaa yaptığını iddia eden olursa karşısına bu sistematik ama sıradan kötülüğün kaydını, yani NAZA’yı koymak gerekir. Tarih gelecekten bugüne bakarak yazılmak zorunda değil. Asıl bugün, burada olan tarihin konusu. NAZA‘nın yaptığı da bu.
Burcu Demirer‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.


















Yorumlar