65
YAZARIN PUANI

Her yıl Toronto Uluslararası Film Festivali’nin başlamasına birkaç hafta kala seçkiyle beraber dünya prömiyeri yapacak birkaç film açıklanır. Bahsettiğim prömiyerlerden bu sene beni en çok heyecanlandıran, Bahman Ghobadi’nin Trees are Watching filmi oldu. Gösterdikleri kopya o kadar yeniydi ki, muhtemelen festivale yetiştirmek için kurguda ve alt yazıda bazı küçük hataları gözden kaçırmışlar. Filmi Bahman Ghobadi’nin de katıldığı prömiyer gösteriminde izleyememiş olsam da, sabah gerçekleşen basın gösteriminde güzel seyirci reaksiyonlarıyla beraber yakalama şansı buldum.

65
YAZARIN PUANI

Bahman Ghobadi kendini kanıtlamış bir yönetmen olduğu için filmlerinde büyük isimleri sıklıkla görüyoruz, fakat bu sefer bizim için durum biraz farklı. Zira, yeni filmindeki yıldız isim Eva Green’i geleneksel Türk kıyafetleri ile Mardin sokaklarında görüyoruz. Ona muhteşem performansı ile yerli oyuncumuz Zeynep Çamcı eşlik ediyor. Filmin medyaya düştüğünden beri sanki başrolmüş gibi gösterilen Murat Yıldırım’dan çok daha kapsamlı ve iyi bir performans sergilediğini söyleyebilirim.

Trees are Watching, çocukluğunu geçirdiği Mardin’e sağır kızıyla birlikte dönen yazar Darya’nın (Eva Green), geçmişindeki iki kız kardeş (Spin ve Nihal) ile ilgili bastırılmış anılarla yüzleşmesini anlatıyor. Bölgedeki yoğun ağaç kıyımının ortasında ayakta kalan iki ağacın gölgesinde yaşayan Darya, geceleri evde beliren uğursuz bir ahşap sandalye tarafından rahatsız edilmeye başlar. Geçmiş, yerel mitler ve doğanın sessiz tanıklığı birbirine karışırken Darya’nın gerçeklik algısı giderek çözülür.

Alışıldık Bahman Ghobadi sinemasının dışında bir film izlediğimiz Trees are Watching’de yönetmen izleyiciyi bu kez sınırların ve sürgünlerin değil, vicdanın, hafızanın ve doğanın sessiz tanıklığının peşinden sürüklüyor. Mardin’in kadim atmosferinde geçen film, geçmişin gömülü sırlarının – tıpkı kesilen ağaçların kökleri gibi – toprağın altında yaşamaya devam ettiğini seyirciye hatırlatıyor.

Trees-Are-Watching-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Bahman-Ghobadi-Eva-Green-Murat-Yildirim

Doğa ve Sandalye

Filmde doğanın özellikle çok etkileyici ve büyük bir yeri var. Öyle ki, daha ilk sahnede bir çocuğun ağaç olmak istediğini duyuyoruz. Geniş çekim dron görüntülerinde yüzlerce tomruğun arasından Darya’nın arabayla ilerlemesi, karanlık dünyada geçen bir intikam ve yüzleşme hikâyesi izleyeceğimizi peşinen hissettiriyor. Birkaç sahne sonra ise her yıl gelip ziyaret ettiği ağaca sarılıp “Geri döndüm.” demesi, metaforlarla dolu güçlü bir fantastik anlatımla karşılaşacağımızın müjdesini veriyor.

Darya’nın kızı ile eve yerleştikten sonra yaşadıkları, burada bazı tuhaf şeylerin yaşandığını düşündürüyor. Başlarda sağır olan kızının duyduğu bebek ağlama seslerinden sonra, hareket eden sandalye bardağı taşıran son damla oluyor. Böylece, küçük kızdan sonra Darya da artık evde garip bir durum olduğunu anlıyor. İzleyene absürt ve saçma gelen sandalye sahnelerinin ardından, zamanda geriye gittiğimiz anlarla birlikte taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyor.

Filmin daha ilk sahnesinden itibaren ormansızlaşma, yangınlar, ağaçlar ve kesilen tomruklar vurgulanıyor. Bu yüzden sandalyenin ağaçtan yapılmış olması bir tesadüf değil. Bu açıdan sandalye, insanın tükettiği ve metalaştırdığı doğanın geri dönüşü olarak okunabilir. Nitekim, kesilen ağaç artık bir mobilyaya dönüşmüştür ama ruhunu kaybetmemiştir. Hikâyede de sandalye bir yönüyle anneyi simgeliyor, çünkü Darya’nın arkadaşı Nihal’in de geçmişte sandalyeden korktuğunu öğreniyoruz. Yani sandalye sadece Darya’nın gördüğü bir şey değil; yıllardır süren bir travmanın parçası. Bu yönüyle, annenin çocuklara uyguladığı şiddet ve ev içindeki korku ortamı düşünüldüğünde sandalye, çocukların kaçamadığı travmayı temsil ediyor. Film boyunca hareket eden bu nesne yalnızca bir korku nesnesi olarak işlev görmüyor; kesilmiş ağaçların, bastırılmış suçluluğun ve çocukluk travmasının birleştiği çok katmanlı bir metafora dönüşüyor.

Trees-Are-Watching-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Bahman-Ghobadi-Eva-Green-Murat-Yildirim

Göz Ardı Edilen Oyunculuklar

Filmin en dikkat çeken yönlerinden biri oyunculuklar. Başroldeki Eva Green’in performansı filmin başından sonuna kadar çok güçlü; karakterin doğa ile olan ilişkisini ve yaşadığı travmaları layıkıyla yansıtmış. Keza daha önce bahsettiğim gibi Zeynep Çamcı’nın karakterinin Darya ile olan yüzleşmesi ve film boyunca bir hayalet gibi peşinde dolaşması, karşılıklı diyaloglarından da güç alarak filmin karanlık havasına büyük bir katkıda bulunmuş. Özellikle karakterin öğretmen ile olan su kenarı sahnesi, filmin en can alıcı sahnelerinden biri olmayı başarmış.

Murat Yıldırım’ın canlandırdığı amir karakteriyse Türkiye’de herhangi bir oyuncunun rahatça oynayabileceği bir performanstı. Hatta yer yer bana Türk dizilerinde yer alan klasik polis tiplemelerini hatırlattı. Murat Yıldırım’ın yanında throwback sahnelerinde izlediğimiz Ayhan Taş ise filmin benim için en büyük sürpriziydi. Küçük bir çocuk için aşırı ürkütücü olması gereken bir tesisatçıyı yer aldığı kısıtlı süre içinde muazzam canlandırmış. Bu performansıyla seyirciyi yer yer güldürüp yer yer korkutmayı başarmış.

Trees-Are-Watching-Film-Incelemesi-Arakat-Mag-2026-Bir-Film-Bahman-Ghobadi-Eva-Green-Murat-Yildirim

Bazı Korkunç Efektler ve Hatalar

Trees are Watching, aslında festivalde daha çok konuşulup büyük bir dikkat çekebilirdi ama bana kalırsa bunu engelleyen en büyük etken kullanılan efektler olmuş. Bu kadar iyi bir hikâye yazıp, böyle iyi oyuncuları bir araya getirip, o karanlık atmosferi çok iyi yansıtıp nasıl bu kadar kötü efektler ile filmi hiç etmeyi başardıklarını anlamak bir hayli güç.

Filmde odunların düştüğü berbat bir kaza sahnesi var, CGI kullanılarak mı hazırlanmış bilmiyorum ama Letterboxd’da yazılan review’larda birçok kişi AI ile yapıldığını söylemiş. Gerçekçi olmamasını bir kenara bırakın, filmin o karanlık atmosferini bile bir anda darmadağın ediyor; hatta salonda bu sahneye gülen birçok kişi oldu. Efektlerin haricinde, filmin ilk kopyası olmasından mı kaynaklı olduğu bilinmeksizin, birçok gözden kaçan hata vardı. Örneğin, bir karakol sahnesinde kadın bir karakterin sesi, son derece kötü bir Amerikanvari dublaj ile kendi sesi arasında gidip geliyor. Ghobadi bunu nasıl gözünden kaçırdı bilmiyorum, iyimser bir taraftan bakarsak kurguda yer almamasından kaynaklı olabilir.

Yazının sonuna doğru bahsettiğim bunca olumsuz yoruma rağmen filmi sevdiğimi söyleyebilirim, çünkü içinde Eva Green’in ve Zeynep Çamcı’nın yer aldığı Mardin’de geçen bir Bahman Ghobadi filmi ne olursa olsun kendini izlettiriyor. Türkiye’de ne zaman ve nerede yayınlanır bilmiyorum ama yerli seyircimizin görüşlerini şimdiden merak ediyorum.


Hüseyin Çakır‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

NAZA: Malumun İlamı Karşısında

Digger: Gerçeğin Mimarlarıyla Yüzleşmek

HÜSEYİN ÇAKIR
Toronto’da Grafik Tasarım okuyor, sinema üzerine içerikler üretiyor, yazıyor, çiziyor.

    NAZA: Malumun İlamı Karşısında

    önceki yazı

    The Uprising: Efendiler, Köylüler ve Geri Kalan Herkes

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Yorumlar kapatıldı.

    Bunlar da ilginizi çekebilir