Rebecca; Hitchcock’un Hollywood’daki ilk uzun metrajlı filmi olmasının yanı sıra, birçoklarına göre de onun en Hitchcockvari olmayan filmidir. Film, 1941 Akademi Ödülleri’nde En İyi Film Oscar’ını kazanarak önemli bir başarı elde etmiştir ancak bu başarı, Hitchcock’un kariyerinde ironik bir yere sahiptir: Rebecca, yönetmenin filmografisinde En İyi Film Oscar’ı kazanan tek yapım olmasına rağmen, ödül bizzat kendisine değil, yapımcı David O. Selznick’e verilmiştir. Selznick’in yapım sürecindeki baskın rolü, Hitchcock’un filmle kurduğu mesafeyi de açıklar niteliktedir. Yönetmen, yıllar sonra filmi “tam olarak ona ait olmadığını” söyleyerek anmıştır. Aynı yıl En İyi Yönetmen dalında aday gösterilen Hitchcock ise o ödülü kazanamamıştır.

Rebecca, Daphne du Maurier’in 1938 tarihli aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Roman, birinci tekil şahıs anlatımıyla tamamen II. Mrs de Winter’ın iç dünyasına odaklanırken, Hitchcock bu iç monoloğu sinemaya doğrudan taşımak yerine görsel ve mekânsal araçlara başvurur. Özellikle Manderley Malikânesi’nin mimarisi, karakterlerin bakışları, sessizlikler ve baskıcı kadrajlar, anlatının psikolojik yükünü üstlenir. Bu yönüyle film, romana büyük ölçüde sadık kalırken, dönemin sansür koşulları nedeniyle ahlaki açıdan yumuşatılmış bir uyarlama olarak karşımıza çıkar.

Rebecca, genç ve deneyimsiz bir kadının kendisinden yaşça büyük ve varlıklı bir adam olan Maxim de Winter ile evlenmesinin ardından Manderley adlı görkemli malikâneye gelişiyle başlar. İsmi film boyunca hiç anılmayan bu genç kadın, yeni hayatına adım attığında evin ve çevresindekilerin hâlâ Maxim’in ölen ilk eşi Rebecca’nın gölgesi altında yaşadığını fark eder. Rebecca fiziksel olarak yoktur; ancak evin düzeni, hizmetkârların tutumu ve Maxim’in suskunluğu, onun varlığını sürekli hissettirir. Film, bu yeni evliliğin içinde gelişen güvensizlik, kıyaslanma ve bastırılmış sırlar üzerinden ilerlerken, geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiğini ve bir yokluğun nasıl baskıcı bir güce dönüşebileceğini adım adım açığa çıkarır.

Alfred Hitchcock Sunar Annemin Bana Asla Anlatmadığı Hikayeler Gerilim Ustasının En Sevdiği Öyküler Arakat Mag Domingo İşbirliği Banner Yatay 1 Kırmızı

Görünmeyen Bir Karakter

Biliyor musunuz, keşke anıları da parfüm gibi şişeleyebilen bir şey icat edebilselerdi.

Rebecca, daha açılış sahnesinden itibaren görünmeyen bir varlığın ağırlığıyla ilerler. Opera eşliğinde başlayan film, II. Mrs de Winter’ın kendisini “ücretli arkadaş” olarak tanımlamasıyla, sınıfsal ve duygusal mesafeyi açık eder. Deniz, boğulma ve kayıp üzerine yapılan konuşmalar, Maxim’in bu konular açıldığında aniden ortamdan uzaklaşmasıyla birlikte, seyirciyi daha en baştan bir boşluğun içine yerleştirir. Rebecca henüz ortada yoktur, hatta adı bile anılmaz. Ancak onun ölümüyle ilgili belirsizlik; kulübe, deniz ve kaçınılan sorular üzerinden yavaş yavaş bir gölgeye dönüşür. Hitchcock burada Rebecca’yı bir karakter olarak değil, bastırılmış bir geçmiş ve konuşulamayan bir hakikat olarak inşa eder; bu yüzden film ilerledikçe Rebecca görünmezliğini kaybetmez, aksine her yeni bilgiyle daha baskın bir hâl alır.

Manderley’ye varış anı, filmin başında anlatılan o kıvrımlı yol ile tekrar hatırlatılır; bu yol yalnızca fiziksel bir giriş değil, geçmişe açılan bir geçittir. Yeni Mrs de Winter için bu malikâne bir yuva olmaktan çok, kurallarını bilmediği bir hafıza mekânıdır. Yanlışlıkla kırılan bir vazo, girilmemesi gereken bir oda ya da sabahları Rebecca’nın vakit geçirdiği bir alan, evin yaşayanlardan ziyade ölü bir hatıraya ait olduğunu hissettirir. Bu düzenin en sadık bekçisi ise Bayan Danvers’tir; uzun yıllardır evde çalışıyor olması, onu bir hizmetçiden çok Rebecca’nın anısını koruyan bir muhafıza dönüştürür. Rebecca’nın odası, eşyaları ve düzeniyle neredeyse dokunulmaz bir kutsallık taşır. Bu yüzden II. Mrs de Winter’ın Manderley’de yaşadığı huzursuzluk, kişisel bir yetersizlikten çok, geçmişin bugünü dışlamasının sonucudur.

Rebecca Film İncelemesi Arakat Mag 1940 Alfred Hitchcock Laurence Olivier Joan Fontaine Joan Harrison

Hitchcock’un Seyirciyle Oyunu

Rebecca, seyircinin inandığı her şeyi adım adım sorgulatacak şekilde ilerler. Rebecca’nın zeki, güzel ve etkileyici olduğu fikri korunurken; aşka, şefkate ve uyuma dair yetersizliği giderek görünür hâle gelir. Maxim’in itirafıyla birlikte, seyircinin Rebecca’ya dair algısı da ters yüz olur: kusursuz bir eş değil, manipülatif ve yıkıcı bir figür ortaya çıkar. Ancak Hitchcock bu noktada bile kesin bir rahatlama sunmaz. Rebecca’nın ölümü, cinayet ile kaza arasındaki gri bir alanda bırakılır; kanser gerçeği ve Rebecca’nın Maxim’i kışkırtan yalanları, ahlaki netliği bilinçli olarak bulandırır. Finalde Bayan Danvers’in Manderley’yi ateşe vermesi; yalnızca bir intikam değil, geçmişe duyulan saplantının son eylemidir. Manderley yanmadan Rebecca’nın gücü sona ermez; çünkü bu filmde özgürlük, ancak geçmiş tamamen yok edildiğinde mümkündür.

Rebecca bugün hâlâ güçlüdür, çünkü asla tamamen yok olmaz. Yanan Manderley ile birlikte bedensel olarak silinse bile, geride bıraktığı boşluk filmin asıl mirasıdır. Hitchcock, seyirciyi II. Mrs. de Winter’ın yerine koyarak, geçmişle yaşamanın ne kadar boğucu olabileceğini hissettirir. Rebecca’nın gücü güzelliğinden ya da zekâsından değil, unutulamamasından gelir. Film bittiğinde geriye kalan şey bir suçun çözülmüş olması değil, geçmişin gerçekten yok edilip edilemeyeceğine dair rahatsız edici bir sorudur. Belki de bu yüzden Rebecca, yıllar geçse de hâlâ hatırlanır; çünkü bazı hayaletler yakılarak değil, ancak hatırlanarak aşılabilir.

Alfred Hitchcock Sunar Annemin Bana Asla Anlatmadığı Hikayeler Gerilim Ustasının En Sevdiği Öyküler Arakat Mag Domingo İşbirliği Banner Dikey 2 Mor


Hüseyin Çakır‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, Twitter ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Béla Tarr Veda: Onun Sinemasında Zaman, Varoluş ve Hiçlik

David Lynch’e Veda: Bu Dünyadan David Lynch Geçti

HÜSEYİN ÇAKIR
Toronto’da Grafik Tasarım okuyor, sinema üzerine içerikler üretiyor, yazıyor, çiziyor.

    Amadeus: Hatırlanma Uğruna Tüketilen Ömür

    önceki yazı

    Rope: Kibirde İpin Ucunu Kaçırınca

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir

    daha fazla Alfred Hitchcock