85
YAZARIN PUANI

Alfred Hitchcock ’un en masum ve zararsız görünen şeylerin nasıl tehlike potansiyeli barındırdığını gösterme takıntısı, genellikle bilinen bir gerçektir. Daphne du Maurier’in aynı isimli kısa öyküsünden uyarlanan The Birds filmi, çatışmanın merkezine kuşları alarak toplumsal eleştiri ve alegorilerle dolu olasılıklar yaratıyor. Bunu yaparken bize zararsız görünen bir şeyin, bencillik ve doyumsuzluk karşısında tehdit oluşturup insanlığın sonunu hazırladığını fark ettiriyor.

85
YAZARIN PUANI

Du Maurier’in öyküsüne baktığımızda, Batı İngiltere’nin ücra kasabası Cornwall’da yaşayan Hockens ailesinin, sürekli kuş saldırılarına uğradığını görürüz. Kuşların kendilerini öldürme uğruna yaptıkları toplu saldırılar, Soğuk Savaş dönemindeki psikolojik şiddetin göstergeleri gibidir. Nitekim öykü, filmdeki gibi 1960 yıllarında değil, II. Dünya Savaşı’nın bitiminden sonraki yıllarda geçmektedir. Metinde ondan fazla kez tekrarlanan “doğu rüzgarı” ve “kuş saldırılarını tetikleyen soğuğun” Rusya’dan geldiğinin düşünülmesi, savaş sonrası korku iklimini ve Komünist paranoyasını yansıtmaktadır. Öyküde kuşlar, gökyüzünü ve limanı mantar bulutu gibi kaplamıştır. Bu esnada kasaba sakinlerinin kendi aralarında Sovyet işgaline dair paranoyak korkularından bahsetmesi tesadüf değil; gökyüzünde kümelenen kuş sürülerinin, nükleer saldırı/atom bombasını temsil ettiğine dair bir göndermedir aslında.

Alfred Hitchcock Sunar Annemin Bana Asla Anlatmadığı Hikayeler Gerilim Ustasının En Sevdiği Öyküler Arakat Mag Domingo İşbirliği Banner Yatay 3 Sarı

Gerilim Yaratan Kasıtlı Belirsizlik

Du Maurier’in bu kısa öyküsünden edindiğimiz çözümlemelerle, Hitchcock’un The Birds’undeki belirsizliğe biraz yaklaşabileceğimizi düşünürsek yanılmış oluruz. Çünkü The Birds filminin üzerinden 63 yıl geçmesine rağmen kuşların düzensiz saldırılarının ardındaki nedenler karşısında tahmin yürütmekten öteye gidemiyoruz. Alfred Hitchcock’un uyarlaması; katil kuşlar, izole yaşam, aile dinamikleriyle Du Maurier’in kısa öyküsü ile aynı temada buluşsa da, hikaye örgüsü ve aşkı işlemesiyle farklılaşıyor.

San Francisco’nun henüz uyuşturucu batağı haline gelmediği, zengin ve şık insanların günlük işleriyle ilgilendiği bu atmosfer, başta çok güvenli hissettiriyor. Tüm zerafeti ve güzelliğiyle züppe sosyetik rolünde Melanie Daniels (Tippi Hedren) ile yakışıklı avukat Mitch Brenner (Rod Taylor) kuş satan bir dükkanda karşılaşıyor. Burada geçen flörtleşme, Melanie’yi Mitch’in yaşadığı kırsal Bodega Bay kasabasına doğru yola çıkarıyor. Gözlerden uzak bu deniz kasabasına tekneyle ulaşan Melanie’ye bir martı saldırıyor. Filmin başından itibaren sadece arka planda seslerini duyduğumuz kuşları burada ilk kez, yani 25. dakikada belli belirsiz görüyoruz. Burada amaçlanan, tam olarak göremediğimiz ve hafife aldığımız bir şeyin korku uyandıran bir unsur haline gelmesi. Bu, Hitchcock’un Psycho’da da kullandığı çok maharetli bir manipülasyon tekniği.

Ardından kasabada başlayan kuş saldırıları, Melanie’yi merkeze alarak devam ediyor. Bu saldırıların Melanie’ye işaret ettiğini izleyiciye hissettirmek için sahne düzeni, çekim açıları ve sinematografik kurgu başarıyla yansıtılıyor. Öyle ki kuşlar, Melanie Bodega Bay’a adım attığından beri uğursuz bir şekilde önce teknede, Mitch’in kardeşi Cathy’nin doğum günü partisinde, okulda ve Mitch Brenner’ların evinde intikamcı bir güdüyle saldırıyorlar. Bu kırsal Amerikan banliyösü romantizminde saldırılar esnasında metalik, parlak akan kanlar Lynchvari bir hava estiriyor. Bu gösterim, kasabanın masum görünüşüyle tezat oluşturuyor.

The Birds Film İncelemesi Arakat Mag 1963 Alfred Hitchcock Rod Taylor Tippi Hedren Jessica Tandy

Oidipus Kompleksi mi Doğanın İntikamı mı?

Filmin başlarındaki romantik olay örgüsü, yerini hayatta kalma mücadelesi ve paniğe bırakırken Hitchcock’un filmlerinden aşina olduğumuz nevrotik ve histerik anne figürlerinden Lydia (Jessica Tandy), Melanie ve Mitch ilişkisinden hiç haz etmeyip gerilimi artırıyor. Lydia’nın fiziksel olarak Melanie’ye çarpıcı benzerliği ve iki kadının da Mitch’e duydukları farklı arzular, Freudcu düşünmemize yol açıyor.

Lydia’nın dul bir anne olarak Mitch’e aşırı düşkünlüğü, adeta diğer kızı Cathy’nin velayetini ortak üstlenme çabası, oedipal (ödipal) çatışmayı beslese de durumun tam olarak böyle olmadığını düşünüyorum. Nitekim Mitch’in eski sevgilisi Annie Hayworth, Melanie ile geçen konuşmalarında Lydia’nın halen ölen kocasının yasını tuttuğu ve hayatında olan tek erkeğe istem dışı bağlandığını ima ediyor. Lydia’nın oğluna karşı bu korumacı tavrı, Melanie’yi bir tehdit olarak görmesine yol açıyor. Bu yönüyle Bodega Bay’ın intikamcı kuşların merkez üssü olduğu kadar, Mitch Brenner’ın da çevresindeki kadınlarla olan kaotik ilişkilerinin göbeğinde olduğunu söyleyebiliriz. Mitch, sanki arzuları ve aile çatışmaları arasında sıkışmış bir karakter izlenimi veriyor. Bu yüzden hayatıyla ilgili tam aksiyon alamayıp Bodega Bay’ın aşka olanak tanımayan laneti ile boğuşuyor. Öyle ki filmde cinsel çatışma anlarında, kuşların bir şekilde anlatıya girdiğini görüyoruz. Bu durum, kuşların saldırısı ve insanların kuşlar hakkındaki diyalogları ile öne çıkıyor.

Hitchcock, filminde kuşların saldırı sahnelerinde gerilim yaratmak için yavaş tempo kullanarak ustalığını kanıtlıyor. Kuşların arka planda, gökyüzünde, elektrik direklerinde yavaş yavaş toplanırken Melanie ve diğerlerinin olacaklardan habersizliği merak uyandırıyor. Ayrıca saldırı esnasındaki yakın plan/bakış açısı çekimleri ve kuşların ses efektleri, bizleri tedirgin ederken sürekli bir tetikte olma hissi yaratıyor.

Filmin son saldırı sekansında, planlanan animatronik kuşların gerçek kuşlarla değiştirilmesi ve Hedren’in gerçekten saldırıya uğraması da diğer ilginç iddialardan. Yine de film boyunca hem canlı çekim için eğitilmiş gerçek kuşları hem de animatronik kuşları bir arada görmek, teknik ve estetik olarak güçlü bir deneyime şahit olduğumuzu hissettiriyor. Filmde açılış jeneriği de dahil hiç müziğin kullanılmaması da ilginç noktalardan biri. Hitchcock; özellikle kuş çığlıklarının, izleyicinin korkularına nasıl dokunacağını keşfetmiş olacak ki, kanat çırpma ve hırıltılı çığlıklar dışında daha uygun bir müzik düşünemiyoruz.

The Birds Film İncelemesi Arakat Mag 1963 Alfred Hitchcock Rod Taylor Tippi Hedren Jessica Tandy

Kuş Saldırılarının Gizemi

Karga, baştankara ve çeşitli kuş türlerinin kümelenip okul çıkışında çocuklara saldırması ise tempoyu ayrıca yükseltiyor. Kasaba halkının toplanıp bir sonraki saldırıyı beklemesi de filmin düşündürücü taraflarından biri. Aslında Hitchcock, kuş saldırılarının sembolik anlamı hakkında oldukça netti. Bir söyleşisinde, dünyaya güzellik katan bir şeyin, doğaya karşı saygısızlığımız sonucunda nasıl yıkıcı olduğundan bahseder. Filmin açılış sahnesinde kuşların kafesteki tasviri, saldırılardan korunmak için kendilerini eve, telefon kulübesine, restoranlara kapatan insanlara dönüşmesiyle, bir bakıma doğanın misillemesini göstermektedir.

The Birds’ün karanlık ve kasvetli temposu, Brenner’ların evinde Melanie’ye yapılan saldırıyla doruk noktasına ulaşıyor. Saldırı devam ederken kuş seslerinin giderek artması, Melanie’nin umutsuz teslimiyetçi ifadesi ile birleşiyor. Mitch’in saldırı sonrası Melanie’yi katatonik bir halde bulması oldukça anlaşılır. Aile, evi terk ederken Lydia’nın oğlunun sevgisine rakip olan kişiye karşı sempatisi aralarında barış imzalandığını hissettiriyor. Melanie’nin ailenin bir parçası olduğuna işaret eden ise kuşların artık onlara saldırmaması. Fakat yine de ailenin körfezden zarar göremeden ayrılıp ayrılmayacağı ezici bir belirsizlik içinde.

Melanie’nin Bodega Körfezi’ne gelişinin de saldırılarla ilgisi olduğu açık. Ancak filmde saldırıların yabancı korkusu, kuş yeminin bozuk olması, doğu rüzgarı, ekstrem hava olayları (sis) gibi nedenlerden de olabileceğine değiniliyor. Bunun yanı sıra, panik içindeki insanlar radyodan olası saldırı haberlerini dinliyor. Bu açıdan Soğuk Savaş paranoyalarına dair göndermeler de mevcut. Böylelikle The Birds filminde kuşların saldırılarının belirsizliği, izleyici olarak bizi her şeyi açıklama/anlamlandırma çabamızın yersizliği ile yüzleştiriyor. Bazen durum, kavrayışımızın ötesindedir ve belirsizliği de olduğu gibi kabul etmemiz gerekir. Hitchcock’un ise filmini bir “felaket filmi” kategorisinde görmesi, insanlığın amansız genişlemesi ve diğer canlıların yaşamını gasp etmesi üzerine düşündürüyor. Bu yönüyle The Birds’teki kıyamet günü kurbanları konumundaki insanlar, bize çok uzak olmasa gerek…

Alfred Hitchcock Sunar Annemin Bana Asla Anlatmadığı Hikayeler Gerilim Ustasının En Sevdiği Öyküler Arakat Mag Domingo İşbirliği Banner Dikey 1 Sarı


Fatma Kıpçak‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Psycho: Hitchcock’ta Gerilimin Anatomisi

North by Northwest: Yanlış Adamın Hikayesi

Fatma Kıpçak
İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği mezunu. Sinema ve edebiyat tutkunu.

    Psycho: Hitchcock’ta Gerilimin Anatomisi

    önceki yazı

    Frenzy: Suç, Ahlak ve Seyirci Vicdanının Çöküşü

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir