Hayatta kalma filmleri, olay örgüsü açısından çoğu zaman birbirine benzese de, bana göre hemen hepsinin kendine has bir seyir zevki vardır. Bu türde bir film olan Apex, dikkat çeken kadrosu ve prodüksiyonu ile 24 Nisan’da Netflix’te gösterime girdi.
Apex’in yönetmen koltuğunda Baltasar Kormákur yer alırken, senarist olarak Jeremy Robbins‘ı görüyoruz. Başrollerine bakınca ise karşımıza Charlize Theron ve Taron Egerton çıkıyor. Bir de filmin açılış sekansında bulunan ama sonra hiç görmediğimiz Eric Bana ismini anmazsak olmaz. Bana’nın yakın geçmişte yine Netflix’te gösterime giren Untamed dizisinin de başrolünü üstlendiğini düşünürsek, bundan sonra kendisini bu tür dijital yapımlarda sıkça göreceğimizi düşünmek mümkün.

Sade Bir Kaçma Kovalamaca
Filmin açılış bölümünde Tommy (Eric Bana) ve Sasha (Charlize Theron) isimli iki dağcının Norveç’te oldukça dik bir dağa tırmandığı görülür. Bu çift, başlarına gelecek felaketten habersizdirler. Sasha zirveye ulaşmış olsa da Tommy’nin temkinli ilerlemek istemesi, filmin ilk kırılma noktasıdır. Zira, tüm önlemlerine rağmen Tommy filmin hemen başında kayalıklardan düşerek ölür. Bana kalırsa bu sahne, yalnızca bir kaybı anlatmaz; aynı zamanda filmin geri kalanında hissedilecek suçluluk duygusunun temelini atar. Sasha’nın eşini kurtaramayışı, hatta ölümüne neden olması, anlatının görünmez ama sürekli hissedilen ağırlığı haline gelir.
Apex; bu karanlık ve soğuk gerilim duygusunu bir anda yükselten sekanstan sonra başlar. Bu travmatik olayın ardından film, Sasha’nın Avustralya’nın ıssız doğasına doğru yaptığı yolculukla devam eder. Burada anlatı yavaşlar ve karakterin yalnızlığı ön plana çıkar. Kamera, geniş doğa manzaralarıyla Sasha’yı küçültür. Filmin ana bölümünde gerilim, Sasha’nın izlenmeye başladığını fark ettiği anla birlikte belirginleşir. Film, bu noktada klasik “av ve avcı” ya da “kaçma kovalamaca” yapısına geçiş yapar. Adının daha sonra Ben (Taron Egerton) olduğunu öğreneceğimiz karakter, ilk başta hemen görünmez. Yönetmen Baltasar Kormákur, bana kalırsa tehdidi görünür kılmak yerine sezdirerek kurmayı amaçlamaktadır.
Filmin orta bölümü, doğrudan kovalamaca ve hayatta kalma sekansları üzerine kurulur. Sasha, hem doğayla hem de onu avlayan figürle mücadele ederken giderek daha ilkel bir varoluş düzeyine çekilir. Bu sahnelerde diyalog minimuma iner, beden dili ve fiziksel eylem ön plana çıkar. Karakterin yaralanması, düşmesi ve tekrar ayağa kalkması, anlatının ritmini belirler. Filmin bu kaçma kovalamaca bölümü, yüksek tempolu bir bölüm olmasına rağmen aynı zamanda bana kalırsa “sade” bir bölümdür. Sadece iki karakter üzerine kurulu olmasının yanı sıra, aynı anda hem karakterleri daha yakından tanımamıza hem karakterlerin dönüşümünü izlememize hem de birbirleriyle olan ilişkisine odaklanmamıza yardımcı olur.
Sasha; başlangıçta kaçan, saklanan ve hayatta kalmaya çalışan bir figür olarak konumlanırken, süreç içinde aktif bir özneye dönüşür. Bu dönüşüm, yalnızca fiziksel bir direnç kazanımı değildir. Aynı zamanda karakterin şiddetle kurduğu ilişkinin değişmesini de yansıtır. Sasha, hayatta kalabilmek için av olma konumundan çıkıp avcıya yaklaşan bir çizgiye evrilir. Bu noktada film, karakterler arasındaki karşıtlığı belirginleştirir. Sasha’nın yaşadığı suçluluk ve travma, onu insanileştiren bir unsur olarak öne çıkarken; karşısındaki figür neredeyse tamamen içgüdüsel, empati yoksunu bir varlık olarak çizilir. Hatta yer yer Ben’in hayvani sesler çıkardığını da düşünürsek, bir önceki cümlede kullandığım “içgüdüsel” kelimesi yerli yerine oturur. Ayrıca tüm bunlar olurken, yönetmen bu karşıtlığı mutlak bir “iyi-kötü” ikiliğine indirgemez.
Filmin finaline geldiğimizde ise “klişe” bir son izlediğimizi söylemem gerek. Sasha’nın, kocasıyla tamamlayamadığı tırmanışı bir yolunu bulup “ölüm kalım anlaşması” yaptığı Ben ile tamamlamak üzere tekrar dağa tırmanması, neresinden bakarsak bakalım klişe bir son. Ancak bir taraftan da Ben ile Sasha’nın çatışmalarını bitirmek için en iyi yolun da anlaşmaktan geçtiği bir muhakkak. Yine de, Sasha’nın Tommy’yi “tutmak” istediği yükseklikten Ben’i “bırakmak” için yaptığı plan ve bu planı uygulaması da seyircide bir çeşit katarsis etkisi bırakır.

Özdeşlik Kurduran Teknik
Apex, teknik açıdan incelendiğinde anlatının temel gerilim hattını doğrudan destekleyen bir sadelik üzerine kurulduğu görülmektedir. Yönetmen Baltasar Kormákur, görsel anlatımda gösterişten ziyade “fiziksel deneyimi” öne çıkaran bir yaklaşım benimser. Bu tercih, özellikle kamera kullanımı ve kurguda belirgin hale gelir. Kamera kullanımı büyük ölçüde doğanın sertliğini ve karakterin yalnızlığını hissettirmeye odaklanır. Geniş planlar Sasha’nın çevre karşısındaki küçüklüğünü vurgularken, yakın planlar ise fiziksel yorgunluğu ve psikolojik baskıyı görünür kılar.
Film boyunca sıkça tercih edilen omuz üstü hareketli kamera kullanımı ise görüntüye hafif bir sarsıntı ekler ve bu durum izleyiciyi daha “fiziksel” bir deneyimin içine çeker. Özellikle kovalamaca sahnelerinde kameranın karakterle birlikte hareket ettiği görülür. Bu da izleme eylemini pasif bir gözlemden çıkarıp daha “doğrudan” bir deneyime dönüştürür. Kameranın birçok sahnede su altında dahi çekim yapması, bunun en belirgin görüldüğü sahnelerdir.
Kurgu tarafında film, iki farklı ritim arasında gidip gelir. Filmin açılış sekansında daha yavaş bir tempo tercih edilir. Bu sayede mekânın ve yalnızlığın etkisi kurulurken izleyici karakterle birlikte zaman geçirir. Ancak Ben üzerinden kurulan “tehdit” ortaya çıktığında kurgu belirgin şekilde hızlanır. Plan süreleri kısalır, sahneler arasındaki kesmeler sertleşir ve geçişler daha ani hale gelir. Bu değişim; gerilimi yalnızca olaylar üzerinden değil, zaman algısı üzerinden de üretir. İzleyici, kendini karakter gibi sürekli tetikte kalmak zorunda hisseder.
Prodüksiyon tasarımı, filmin en güçlü teknik unsurlarından biri olarak öne çıkar. Doğa; yalnızca bir fon değil, aktif bir dramatik unsur olarak kullanılır. Mekân seçimleri karakterin içinde bulunduğu çıkışsızlığı somutlaştırır. Bu noktada Sasha’nın büyük yarıkların arasına saklanmaya çalışırken ortaya çıkan klostrofobiden de bahsetmek gerek. Kaçma kovalamanın en yoğun ve korkutucu olduğu bölümlerde Sasha’yı yarıkların arasında saklanmaya mecbur bırakan sahneler, seyirciyi de birçok açıdan sıkışmış hissettirir ve diken üstünde tutar. Bu da seyircinin birçok açıdan karakterle özdeşlik kurması üzerine çalışıldığını göstermektedir.
Genel olarak Apex, teknik açıdan türün alışıldık araçlarını kullanır; ancak bunları oldukça kontrollü ve işlevsel bir biçimde bir araya getirir. Kamera ve kurgu gösterişli olmaktan çok anlatının hizmetinde çalışır. Bu nedenle film, teknik anlamda yenilikçi olmaktan ziyade, kurduğu atmosferi istikrarlı bir şekilde sürdüren ve izleyiciyi fiziksel bir gerilim deneyiminin içine çeken bir yapı ortaya koyar. Kısacası, Apex uzun olmayan süresini iyi kullanan bir film. Küçük bir oyuncu grubu ve basit bir çıkış noktası ile mümkün olan en iyi hikayeyi anlattığını söylemeliyim. Hayatta kalma filmlerini sevenlere özellikle tavsiye ederim.
Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.




















Yorumlar