Daha birkaç saat önce yanında olduğunuz en yakın arkadaşınızın ölüm haberine uyandığınızı hayal edebiliyor musunuz? Pek de uzak olmayan böyle olasılıkları hızlıca unutmak isteriz. Kurmacalar bize o ihtimalleri bir anlığına yaşatıp tuhaf bir acı, ardından da rahatlama getirir. Zira o habere uyanan, kaybı yaşayan biz değilizdir. En kötüsü de cinayet gibi çözülmesi zor bir gerçek karşısında yasın ikinci plana atılmasıdır.
Zihin ihtimalleri değerlendirmeye başlar. Bir düşmanı, ona zarar vermek isteyecek biri var mıydı? Hareketlerindeki bir tuhaflık onu ele veriyor muydu? Ve en önemlisi, gözümün önünde olan neyi görememiş olabilirim? Sevdiğin birinin ölümüne engel olamamanın ağırlığı bu sorularda ve vicdani yükte yatar. En yakınındakini bile yeterince tanıyamadığı düşüncesi insanı mahveder. Cinayeti çözmek için sırları deşmek, acının içinde kalmak gerekir. Tam da böyle anlarda mükemmellik kocaman bir yalana dönüşür.
Imperfect Women, tam da bu konuya, kayıplarının ardından geride kalan Eleanor ve Mary’nin cinayeti çözme çabasına odaklanıyor. Araminta Hall’un aynı adlı eserinden uyarlanan Imperfect Women, Annie Weisman tarafından televizyona uyarlandı. Senaryoyu yedi kişiden oluşan geniş bir ekip kaleme alırken 8 bölümden oluşan yapım için dört ayrı yönetmen kamera arkasına geçti. Başrollerini ise Elisabeth Moss, Kerry Washington ve Kate Mara gibi dikkat çeken oyuncular paylaştı.
Bu yazı Imperfect Women dizisi hakkında spoiler içerebilir.

Fildişi Kuleyi Sallayan Takıntı
Üçlü arkadaş gruplarında ikili yakın arkadaşlıkların kurulması kaçınılmazdır. Eleanor, Nancy ve Mary’nin üniversite yıllarında başlayan arkadaşlıklarında da böyle olur. Neredeyse yirmi yıldır arkadaş olmalarına rağmen, Nancy (Kate Mara) ile Eleanor (Kerry Washington) birbirine daha yakın görünür. Nancy, başka biriyle görüşüp eşini aldattığını Eleanor’la paylaşır. Hatta öldürülmeden önceki gece görüştüğü kişinin yanına ayrılmaya giderken Eleanor’un yanında olmasını ister. Eleanor bu isteği geri çevirir.
Nancy’nin eşi Robert (Joel Kinnaman), Eleanor’u sabaha karşı arayıp Nancy’nin nerede olduğunu bilip bilmediğini sorar. Robert’a yanına geleceğini söyler ve gittiğinde Nancy’nin bir başkasıyla görüştüğünü söyler. Kısa süre sonra, polisler gelir ve Nancy’nin ölü bedenini bulduklarını söylerler. Dizinin daha ilk anlarında başlayan bu gizemli rastlantı Eleanor’dan şüphe etmemize neden olur. Çok geçmeden Robert’ı ilk gören olmasına rağmen, Nancy ile ilişkilerine seyirci kaldığı anlaşılır. Yıllardır süren gizli ilgisi, cinayetin ardından her arandığında orada olmasıyla görünür hale gelir. Nancy’nin kızı Cora’ya (Audrey Zahn) gösterdiği yakınlık Robert’a olan ilgisiyle birleşir. Çıkarcı olduğu izlenimini destekler.
Eleanor’un abisi Donovan (Leslie Odom Jr.) göründüğü her sahnede doğru tespitlerde bulunur. Bir beyaz ile bir beyaz ilişki yaşamak istediklerinde aradaki tek engel sınıfsaldır. Tarih bu engelin aşıldığı pek çok örneğe sahne olur. Bu sayede çok zengin ve önemli bir aileden olan Robert’ın kendisi gibi beyaz ama alt sınıftan gelen Nancy ile evliliği mümkün olur. Eleanor ise varlıklı bir siyahi olarak yetişir. Robert’ınkine benzer prangaları olsa da varlığın getirdiği rahatlığı tadar.
Ortadan kalkan sınıfsallığa rağmen, Donovan’ın en başından beri açıkça gördüğü şey Robert’ın ailesinin ırkçılığıdır. Eşit sosyo-ekonomik sınıflardan gelseler bile Eleanor’un uğrayacağı ırkçılık, Nancy’nin alt sınıftan olmasından kaynaklı uğrayacağı ayrımcılıktan fazladır. Dolayısıyla Donovan başından beri Robert ile Eleanor’u birbirinden uzak tutar. Oysa Eleanor’un fildişi kulesini sallayabilecek tek zayıflığı, Robert’a duyduğu takıntılı aşkıdır.

Diken Üstünde Bir Yaşam
Imperfect Women‘ın 4. bölümüne geldiğimizde Eleanor’un iddialı sahneleri yerini geçmişe, Nancy’nin perspektifine bırakır. Haily Hall ve Allison Abner’in yazdığı 4. ve 5. bölümleri, Mad Men ile Pretty Little Liars gibi dizilerden tanıyabileceğimiz Lesli Linka Glatter yönetir. Eleanor’dan devralınan anlatı, başından beri mükemmel olmadığının farkında olan Nancy’nin yaşadıklarını görmemizle yön değiştirir. Çocukluğunda üvey babası tarafından istismara uğrayan Nancy, annesinin nefretine maruz kalır. Acı kapasitesi yüksek olduğu için yetenekli bir balerine dönüşür. Ancak geçirdiği kazadan sonra baleyi bırakmak zorunda kalır.
Arkadaşları şefkat gösterir, onu narin görünüşü ve kırılgan geçmişiyle kucaklarlar. Robert ise güvenli limana dönüşmesini umduğuna sığınağı haline gelir. Yasak olana duyduğu arzu onunla ehlileşir. İstismara ve tehdit altında olmaya alışkın bünyesi, Robert’ın ailesinin bilinçli dışlamalarıyla başka bir seviyeye ulaşır. Eşinin hayır işi olarak tanımladığı işleri yapar ve kendini var etmeye çalışır. Tasarlamak, planlamak, projelendirmek ve yön vermek ister. Ne var ki sadece parası için saygı gören biri haline gelir. Oysa para bile onun değildir.
Giderek asalaklaştığını hisseden herkes gibi ona en tanıdık gelen yere, geçmişteki karanlığa dönmek ister. Yardım çığlıklarını arkadaşları da eşi de duyamaz. Başta karşımıza cinayet şüphelisi olarak çıkan Davide, (Theo Bongani Ndyalvani) Eleanor ile Mary’e “Nancy’nin mutsuzluğunu ben bile görebilirken siz nasıl göremediniz?” diye sorar. İki karakteri en çok sarsan ve kendine getiren bu olur. Ne var ki Nancy’nin içindeki ateşi izleyerek, çaresizlikle yaptığı hataların dönüşü yoktur.

Kendimize Söylediğimiz Yalanlar
Eleanor, yalnızca Nancy’nin görüştüğü kişinin adını bilir. İş dolayısıyla tanıştığı David isimli bu kişinin kim olduğunu keşfeden ise Mary (Elisabeth Moss) olur. 3. bölümün sonunda gerçekleşen keşfin kime işaret ettiği, Nancy’nin bölümlerinde açığa çıkar. Son üç bölümde Mary’nin anlattıklarıyla ise anlam kazanır. Mary, aralarında en evcimen, evine, eşine ve çocuklarına sadık olan olarak öne çıkar.
Zeki, yetenekli ve yazmaya düşkün olan bu kadının hikâyesini kendisini karakterleştiren bir ses olarak dinleriz. Ses yıllar öncesine, eşiyle tanıştığı döneme döner. Daha önce ima edilen yasak aşka dair gizem perdesi ortadan kalkar. Eşiyle öğrencisi olduğu dönemde, evliyken ilişki yaşayıp evlendiğini aktarır. Eşi Howard, Mary hamile kaldıktan sonra eşini bırakır. Birlikte kurdukları bu yeni yaşamın anahtarı Mary’nin kendine anlattığı hikâyelerdir. Çoğumuz gibi o da kendini kandırır. Hayran olduğu eşinin ailesine sadık, kusursuz biri olduğuna inanır. Bir arada kalmanın en kolay yolu, gerçekliği değiştirmek değil, algımızı biçimlendirmektir çünkü.
Üniversite yıllarında enerji vermesi için içtiği hapları yetişkin hayatında da kullanmaya devam eder. İlaç etkisindeyken gözünün önündeki perde daha kolay kalınlaşır. Güvenilirliği azalan Mary, giderek daha fazla hap kullanır. Hapları çocuklarının hayatına dair bir tehdide, en nihayetinde de kaçması gereken yere mahkûm olmasına neden olur.
Bu sırada Eleanor’un bencilce ve hızla verdiği kararlar, Mary ile arkadaşlıklarına zarar verirken son bölümde dayanışmaları hayatlarını kurtarır. Zira bir defa maskesi düşenin kaybedecek hiçbir şeyi kalmaz. Kolayca zarar verip kendine haklılık devşirir. Mary’nin yaşadıklarının acısını çıkardığı yüzleşme, yılların yükünü bir anda bırakabilmesini sağlar. Eleanor ile yaptıkları konuşma, üçünün de aynı şeyden korktuğunu ortaya çıkarır: Her şeyi olduğu gibi söylersem yine de sevilir miyim? Sevilmek ve kabul edilmek için mükemmel bir anne, patron ya da eş mi olmam gerekir? Arkadaşlık hatalarına, kusurlarına ve olmamış yanlarına rağmen birinin yanında kalma kararı değil midir?

Tanıdık, Ortalama ve Güvenli
Imperfect Women, hiçbirimize yabancı olmayan bir örüntüye bakıyor. Bizi kuşatan erkeklerin bizim yerimize karar verdiği, hayatımızı şekillendirdiği bir düzlemde üç kadının kendine özgü hatalarına mercek tutuyor. Eleanor’u en yakın arkadaşının eşine âşık olduğu için yargılamak kolayken üçünün de aynı hatayı yaptığını görmek dengeleri yeniden sağlıyor. Birbirlerine hasetle ya da kıskançlıkla yaklaştıklarını düşündüğümüz anlardan sonra, göze çarpan samimi üzüntü ve kaygıları, onları bir arada tutuyor. Arkadaşlıkların mükemmel olmayabileceğini hatırlatırken zaman zaman seyircinin sinirleriyle oynamayı ihmal etmiyor.
Elisabeth Moss ve Kerry Washington’ın ikinci sezona sıcak baktığı bilinse de dizinin devam sezonu olup olmayacağı bilinmiyor. Bana kalırsa özellikle son üç bölümde sünen hikâyeyi sürdürmek için sağlam bir senaryo gerekir. Yine de karakterleri tanımamız için ayrılan sürenin boşa gitmesine gönlüm razı değil. Devam etmesi halinde izlemeye devam etmeyi düşünmem bu yüzden.
Özellikle son sahnede Elisabeth Moss’un bakışındaki imanın Robert karakteriyle aralarında gelişebilecek bir anlatıya işaret ettiğini düşünüyorum. Robert’a bir tek açıkça küfretmediği kalan Mary ile aralarında aşktan ziyade bağımlılık temelinde bir ortaklık görüyorum. Mary’nin hapları ile Robert’ın içkiye olan düşkünlüğü. Mükemmel olmayan yönleri üzerinden yakınlaşan karakterleri izleme fikrini ilginç buluyorum.
Burcu Demirer‘in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
Star Wars: Maul – Shadow Lord 1. Sezon: Kim Korkar Hain Jedi’dan






















Yorumlar