55
YAZARIN PUANI

Bir sinemasever olarak felaket filmleri hep çok sevdiğim filmler olmuştur. Bu türün en kötü örneği bile bir şekilde kendini izlettirir ve muhtemelen özellikle bütçe ve hasılat anlamında kendi hedefini tutturur. Son günlerde izlediğim Thrash (2026) de hem bir şekilde kendini baştan sona izletmesini bilen hem de muhtemelen seyirciden beklentilerini bulabilecek olan bir film.

55
YAZARIN PUANI

Filmin hem senaryosunu yazan hem de yönetmenliğini yapan Norveçli yönetmen Tommy Wirkola. Yönetmenin tür sinemasıyla ilişkisini sürdüren film felaket filmi ile hayatta kalma gerilimini birleştirmeye çalışan bir yapım. İlk bakışta yüksek tempolu bir hayatta kalma hikâyesi vaat etse de, türler arası geçişleriyle daha karmaşık bir yapı kurmayı hedefliyor.

Filmin oyuncu kadrosunda Phoebe Dynevor, Whitney Peak ve Djimon Hounsou gibi farklı kuşaklardan isimler yer alıyor. Özellikle Phoebe Dynevor’ın canlandırdığı karakter üzerinden ilerleyen anlatı, bireysel hayatta kalma mücadelesini daha geniş bir felaket tablosunun içine yerleştiriyor. Filmin, bir yandan karakter odaklı bir dramatik yapı kurmaya çalışırken, diğer yandan da çoklu hikâye hatlarıyla farklı toplumsal kesitleri temsil etmeye çalıştığını söylemem gerek.

Bu yazı Thrash filmi hakkında spoiler içerebilir.

Thrash Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Netflix Türkiye Tommy Wirkola Phoebe Dynevor Whitney Peak Djimon Hounsou

Tersine Bir Jaws Anlatısı

Thrash bir sahil kasabasının yaklaşan kasırga haberi ile açılır. Hatta ilk çeyreğinde fırtınanın ne kadar yaklaştığı altyazı ile seyirci bilgilendirilir. Felaketin yaklaşması “kör göze parmak sokarcasına” gösterilmesi oldukça “acemi işi” bir tercih. Zaten film boyunca izlediğimiz her şeyin oldukça tahmin edilebilir olması da şaşırtıcı değildir. Filmin bu bölümünde felaketin yaklaşma hızı ile karakterlerin tanıtımının hızı aşağı yukarı aynı yavaşlıktadır. Phoebe Dynevor’ın canlandırdığı hamile Lisa, evine kapanmış agorafobik genç Dakota (Whitney Peak) ve kendi başlarına kalan çocuklar gibi figürler, daha ilk dakikalarda anlatının çoklu yapısını işaret eder. Ancak bu tanıtım bölümü, karakterleri derinleştirmekten çok onları birer “tip” olarak konumlandırır. Filmin ilerleyen bölümlerinde karakterler yavaş yavaş derinlemesine tanıtılır.

Kasaba için büyük felaketin geldiği ve kasırganın kasabayı vurduğu sekans, filmin görsel açıdan iddialı olduğu bir bölümü. Yavaş yavaş yükselen sular, suda sürüklenen parçalar ve bunların getirdiği kaotik ortam filmin seyir zevki açısından oldukça iyi etkenler. Bu yüksek seyir zevkini zaman zaman hissedilen yapay görüntülere rağmen söylüyorum…

Seyirci film ilerledikçe asıl felaketin sadece kasırga değil aynı zamanda “kasırganın getirdiklerinin” olduğunu zamanla anlıyor. Bunlar devrilen ağaçlar, su baskınları ya da sele kapılan insanlar değil. Zamanla sel sularının çekilmemesi ve kasabanın adeta bir su kütlesine dönüşmesiyle birlikte filmde köpekbalıkları da dahil olur. İlk köpekbalığı sahnesiyle birlikte film felaket anlatısı ile yaratık filmi arasında bir yerde konumlanır. Bu belirsiz geçişin doğadaki iki yıkıcı gücün bir araya gelmesiyle filmi katmanlar halinde derinleştirme fırsatı bulsa da bunda pek başarılı olamaz. Bu noktada film anlatı açısından sorunlar yaşar. Gerilim inşa edilmeden hızla tüketilen sahneler, ne korku duygusunu derinleştirir ne de seyirciyi sürekli bir tehdit hissi içinde tutar.

Ana karakterlerinden birinin köpekbalığı olduğu bir filmde seyircinin aklına Steven Spielberg’ün kült filmi Jaws’ın gelmemesi mümkün değil. Elbette benim de geldi. Ancak insanlar ve köpekbalıklarının ilişkisi açısından Thrash’in “tersine bir Jaws” olduğunu söylemem gerek. Jaws’da köpekbalığı insanları denize çekerken Thrash’de köpekbalıkları kasbaabayı basıyor. Mekansal anlamda bir farklılık olduğunu fark etmemek mümkün değil. Bu farklılık doğrultusunda Thrash’in Jaws’a göre “yıkıcılığının” daha fazla olduğunu söylemem gerek. Çünkü bir filmde sadece “uzmanların” köpekbalığı ile çatıştığını görürken bu filmde “sıradan insanların” köpekbalığı ile mücadele ettiğini görüyoruz.

Thrash Film İncelemesi Arakat Mag 2026 Netflix Türkiye Tommy Wirkola Phoebe Dynevor Whitney Peak Djimon Hounsou

Dikkat Çeken Klostrofobik Sahneler

Bir film hakkında bir yazı yazarken doğal olarak filmdeki sahneleri düşünmek gerekiyor. Thrash’in sahnelerini düşünürken de en çok aklıma gelen kavram kaçınılmaz olarak “klostrofobi” oldu. Çünkü film ilk bakışta geniş ve açık bir felaket anlatısı gibi görünse de birçok sahnede kapalı alanın kullanıldığı bir film. Bu açıdan bu yazıya sadece bu konu üzerine bir başlık açmak doğru olur diye düşünüyorum.

Filmin başlarında Lisa’nın içi su dolu arabaya sıkışıp kalmış olması dikkatimi çeken ilk sahne oldu. Aynı Lisa’nın daha sonra Dakota’nın evinde bir yatakta yaşadığı sıkışmışlık da aynı şekilde dikkat çeken bir sahne. Dakota’nın filmin neredeyse yarısında güvende görünse de evinden çıkamaması da yine klostrofobik açıdan önemli bir sahne. Hatta öyle ki filmin büyük kısmında Lisa’yı hamile olarak görmemiz bile beni biraz düşündürdü. Farkında değiliz belki ama hiç doğmamış bir bebeğin de bunca karmaşa içinde anne karnında sıkışmışlık içinde olduğunu pekala söyleyebiliriz. Çocuğun selin ortasında doğması ile birlikte birçok karakterin de kurtulduğunu düşündüğümüzde çok da mantıksız bir çözümleme gibi gelmiyor bana.

Tüm bu sahnelerde kameranın çoğu zaman karakterin yüzüne yakın planlarda kaldığını fark ederiz. Pencere ve kapı gibi çıkış noktalarının suyla kapanması ise mekânı yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da kapatır. Bu sahnelerde su, sadece bir felaket unsuru değil, aynı zamanda “hareket alanını kısıtlayan bir duvar” işlevi görür.

Filmin orta bölümünde yer alan dar alan saldırı sahneleri ise klostrofobiyi daha doğrudan kullanır. Özellikle yarı suyla dolmuş koridorlar, çatı katları ya da dar geçitler, karakterlerin hareket kabiliyetini minimuma indirir. Köpekbalığının bu dar alanlarda rahatça hareket etmesi tehdit ile kaçış ihtimali arasındaki mesafeyi neredeyse sıfırlar. Köpekbalığı bu dar alanlarda rahat hareket eder çünkü onun için çoğu yer sudur ve bu bölgeler onun hareketi için rahattır. Tabii bu sahnelerdeki temel sorundan da bahsetmezsek bu yazı eksik kalır. Bu sahnelerdeki sorun gerilimin süreklilik kazanamamasıdır. Mekânın sunduğu klostrofobik potansiyel güçlü olmasına rağmen, hızlı kurgu ve ani çözülmeler bu sıkışmışlık hissinin derinleşmesini engeller.

Sonuç olarak Thrash senaryosunun tahmin edilebilirliği, yapay sahnelerinin çokluğu ve türe yeni bir şey katacak kadar iddialı olmaması açısından ortalama bir film. Ancak bunları dikkate almadan ve düşük beklentiyle izlendiğinde seyir zevki verebilecek bir film. Sonuçta her filmden aynı şeyleri beklemek ya da aynı şeyleri aramak da çoğu zaman doğru olmayabilir.


Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

My Father’s Shadow: Hatırlanan Rüyalar

Mike & Nick & Nick & Alice: Hem Kaotik Hem Eğlenceli

CAN AHMET ÇELİK
Selçuk Üniversitesinde Radyo Televizyon ve Sinema bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede aynı bölümde yüksek lisans yapıyor. Düzenli olarak okuyor, izliyor ve yazıyor.

45. İstanbul Film Festivali Günlükleri: 4. Gün

önceki yazı

Waking Hours: Gizli Yaşamlara Gizlice Bakmak

sonraki yazı

Yorumlar

Leave a reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir