Netflix’in 2025 yapımı dizilerine bir yenisi daha eklendi: Untamed. Dizi American Primeval yaratıcılarından Elle Smith ve Mark L. Smith tarafından yazılıp yönetilmiş. Bu açıdan henüz duyurusu yapıldığı ilk günlerden itibaren bu etiketle tanıtıldı. Bu anlaşılabilir bir durum çünkü American Primeval özellikle Amerika tarihine bakışından sert tavrı ile dikkat çeken bir yapımdı.
Untamed da birçok açıdan iyi bir dizi diyebilirim. Gizem ve gerilimin bir arada olduğu bu yapım altı bölümlük bir mini dizi. Konusu ise oldukça basit ama iyi işlendiği için dikkat çekici. Britanya ve Kanada’nın dağlık bölgelerinde geçen hikayede gizemli bir cinayet araştırılıyor. Bunun içinde hikayenin merkezinde Ulusal Parklar Özel Ajanı olan Kyle Turner (Eric Bana) yer alıyor.
Dağların Arasında Şüpheli Bir Cinayet
Dizinin açılış sahnesinde iki dağcının düz bir kayalığa tırmandığı görülür. Kısa bir süre sonra da tırmanma iplerine bir ceset düşer. Bu “doğaüstü” olayla başlayan Untamed gayet doğal bir soruşturma süreciyle devam eder.
Baş karakter Kyle Turner, yıllardır Ulusal Parklar Servisi’nin Özel Soruşturma Birimi’nde çalışan bir ajan. Bu şüpheli ölüm sonrası bu dağlık bölgede bir soruşturma başlatıyor. Görünürde bir kaza gibi duran olay, cesedin çevresindeki ipuçlarıyla giderek karmaşıklaşıyor. Ceset, resmi kayıtlarda yer almayan, kimliği meçhul bir genç kadına ait. Turner’ın görevi, bu kadının kim olduğunu ve gerçekten nasıl öldüğünü ortaya çıkarmak.
Dizinin en sevdiğim yanlarından biri özellikle ilk bölümlerinde saklı. Bu şüpheli ölümün bir cinayet mi yoksa intihar mı olduğu gizemi aydınlatılmaya çalışılırken kullanılan teknik yöntemi çok sevdim. Ajanlar buldukları kanıtları incelerken ölen genç kadının sahneleri kısa kısa ekrana geliyor ve bu kanıtlarla ne yaptığı görülüyor. Örneğin ajanlar bir kapıya yaklaşınca ölen kadının bu kapıdan nasıl geçtiği kısa bir süreliğine ekrana geliyor. Yani flashback denilemeyecek kadar kısa ama lineeer anlatı denilemeyecek kadar çok tekrarlanan bu geçmişe dönüş sahneleri izleyiciyi ayakta tutan önemli bir anlatım dili oluşturuyor.
Öyle ki soruşturma ilerledikçe, Turner’ın karşısına yalnızca bir suç değil doğanın içinde örgütlenmiş, sessizce süregelen başka suç biçimleri de çıkıyor. Uyuşturucu kaçakçılığı, park kaynaklarının yasa dışı kullanımı ve doğa koruma kisvesi altında gizlenen yetki suistimalleri.
Turner’ın yolculuğu yalnızca bir dedektiflik işinden ibaret değildir. Bu, aynı zamanda karakterin içsel çözülmesi ve geçmişiyle yüzleşmesidir. Özellikle eski eşi Jill ile olan konuşmalar, Turner’ın geçmişte yaşadığı bir kaybı (muhtemelen çocuklarının ölümü ya da boşanmanın psikolojik etkisi) izleyiciye sezdirir. Yani, ceset yalnızca bir soruşturma nesnesi değil; Turner’ın iç dünyasının yeniden tetiklenmesini sağlayan bir metafor hâline gelir.
Özetle Untamed için hem bir polisiye gerilim hem de karakter merkezli bir dizi diyebilirim. Bu da Eric Bana’nın canlandırdığı Turner’a karşı bir özdeşlik kurmamızı sağlıyor.
Yalnızca Eric Bana mı?
Yazının bu bölümüne kadar Eric Bana’dan bahsettim ama yalnızca o yok bu dizide. Elbette en dikkat çeken oyuncu o ama iyi oyunculuk konusunda yalnız başına değil.
Rosemarie DeWitt, Turner’ın eski eşi Jill rolünde çok daha kısa sürede çok fazla şey anlatmayı başarıyor. Karakterin Turner’a karşı duyduğu öfke ve şefkat iç içe geçmiş; DeWitt bu karışımı, bakışlarıyla bile ifade edebiliyor. Onunla her sahne, dizinin ritmini yavaşlatıyor ama duygusal derinliği yoğunlaştırıyor. Aralarındaki geçmiş konuşulmasa bile, izleyici o geçmişi hissedebiliyor. İşte bu, iyi yazılmış karakterle iyi oyuncunun birleştiği noktada ortaya çıkan sessiz sinema.
Lily Santiago’nun canlandırdığı Naya Vasquez, hikâyeye enerji katan bir karakter. Genç bir park görevlisi olarak Turner’ın hem zıttı hem tamamlayıcısı. Santiago, karakteri fazla iddialı hale getirmeden merak, dürüstlük ve saf adalet duygusunu taşıyor. Onun Turner’la kurduğu ilişki, yalnızca soruşturmayı değil; Turner’ın kendi içine dönüş yolculuğunu da şekillendiriyor.
Elbette bir de Sam Neill var. Souter karakteri, yaşlanmış bir sistemin yükünü taşıyan ama hâlâ bir şeyleri düzeltmeye çalışan bir adam. Neill’in varlığı, dizideki ahlaki pusulanın hem bozulduğunu hem de hâlâ bir şeylere işaret ettiğini gösteriyor. Souter’ı yalnızca bir figür olarak değil, kurumsal çöküşün içinden geçerken yıpranan bir insan olarak izliyoruz. Neill bunu o kadar doğal yapıyor ki karakterin karanlık sırrı ortaya çıktığında bile izleyici ondan nefret edemiyor.
Özetle Untamed’da karakterler büyük cümleler kurmuyor. Bunun yerine sakin ve dingin bir yapıları var.
Doğanın İçinde Doğaya Yakışan Görüntüler
Untamed tüm bölümleri doğanın derinliklerinde geçen bir dizi. Bu açıdan dağlık alanlar, ağaçlar, yeşilin her tonu diziye teknik bir katkı olarak dönüyor. Dizinin geçtiği Yosemite Ulusal Parkı’nın ihtişamlı doğası adeta Untamed‘ın bir karakterine dönüşüyor. Nasıl kent merkezinde geçen bazı dizi ve filmler kent mimarisi açısından çözümlenmeye müsaitse Untamed da doğa açısından öyle okunmaya müsait. Kameranın doğal ışığı yakalayış biçimi, geniş doğa manzaraları ve ayrıntılı yakın plan çekimler arasındaki geçiş, her sahnede doğanın hem sakinliğini hem de ürkütücülüğünü hissettiriyor. Bu açıdan burası sadece arka plan değil, hikâyenin içinde yaşayan, nefes alan bir varlık olarak karşımızda duruyor.
Ses tasarımı da bu atmosferi tamamlıyor. Rüzgârın hışırtısı, yaprakların hışırtısı, uzaktaki kuş cıvıltıları derin bir gerçeklik katıyor. Müzik minimal tutulmuş; böylece doğal sesler gerilimin ve yalnızlığın taşıyıcısı oluyor. Bu tercih, dizinin temposunun yavaş ama yoğun hissedilmesini sağlıyor, izleyiciyi olayların içine çekiyor.
Kurguda ise yavaşlık belirgin. Zaten altı bölüm olan bir dizi için bu tempo bazı izleyicilere ağır gelebilir. Ancak bu yavaşlık, karakterlerin iç dünyasına ve doğanın etkileyici varlığına alan açıyor.
Dizinin yaratıcılarından Mark L. Smith’in The Revenant (2015) gibi doğal ortamda geçen bir filmin de senaristi olduğunu burada hatırlatmam gerek. Bu açıdan Mark L. Smith doğal ortamda geçen gizem gerilim dizisi yazmaya alışık bir sinemacı.
İzlemesi Keyifli Bir Mini Dizi
Untamed, sinematografisi ve oyunculuklarıyla öne çıkan, ama anlatısal anlamda zaman zaman formülizme yaklaşan bir Netflix mini dizisi. Eric Bana’nın derinlikli performansı, dizinin ruhunu taşıyor ve karakterin içsel yolculuğunu gerçekçi biçimde yansıtıyor. Doğanın muazzam güzelliği ise dizinin atmosferini oluşturuyor ve hikâyeye eşlik eden sessiz bir karakter gibi işlev görüyor.
Ancak, dizi ne yazık ki gizem unsurunu sürükleyici ve şaşırtıcı kılmakta zaman zaman zorlanıyor. Bazı bölümler gereksiz yere uzuyor, olayların tahmin edilebilirliği ise heyecanı düşürüyor. Bu yönüyle Untamed, klasik suç-gerilim kalıplarını yavaşlatılmış ve biraz daha içe dönük bir anlatımla sunuyor.
Sonuçta, Untamed doğa ile insanın içsel ve dışsal çatışmasını yansıtan; görsel ve duygusal açıdan doyurucu fakat hikaye örgüsünde daha fazla cesaret beklenen bir dizi olarak izleyiciye sunuluyor. Eğer ağır tempolu, karakter odaklı, doğa atmosferinde geçen bir gerilim arıyorsanız, bu dizi sizi içine çekebilir. Ancak, hızlı ve sürprizlerle dolu bir polisiye beklentisiyle izlemek hayal kırıklığı yaratabilir.
Can Ahmet Çelik‘ın diğer yazılarına bakmak için buraya tıklayınız.
Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.
























Yorumlar