15
YAZARIN PUANI

Irma Vep (1996), Summer Hours (2008), Non-Fiction (2018) gibi filmlerden tanıdığımız yönetmen Olivier Assayas bu kez The Wizard of the Kremlin ile karşımıza çıkıyor. Dünya prömiyerini 82. Uluslararası Venedik Film Festivali’nde yapan film, İtalyan yazar Giuliano da Empoli’nin aynı isimli romanından uyarlanıyor. Assayas filmin senaryosunu Emmanuel Carrere ile birlikte yazarken oyuncu kadrosunda Paul Dano, Jeffrey Wright, Jude Law ve Alicia Vikander gibi isimler yer alıyor.

15
YAZARIN PUANI

Dünyada yüzyıllardır hüküm süren medeniyetlerinden birisi olan Rusya hiç kuşkusuz daimî karar vericilerden birisi. Kökeni dokuzuncu yüzyıla dayanan bin yılı aşkın süredir farklı devlet yapılarıyla beslenen “Rus kimliği” aynı şekilde yüzbinlerce edebi kaynak tarafından ele alınmıştır. Günümüzde özellikle Sovyetler Birliği’nin çöküşünden modern Rusya’ya uzanan dönemi ele alan sayısız esere rastlıyoruz. Giuliano da Empoli’nin romanı da yine bu çerçevede yazılanlardan birisi. Modern Rusya’nın perde arkasındaki manipülasyonlara, bir diktatörün yükselişine ve “devlet aklı” meselesine odaklanan bu roman oldukça geniş bir spektruma sahip. Dolayısıyla böylesi derin bir kronolojiye dayanan bir eserin beyazperdeye uyarlanması fikri oldukça zor bir mesele. Bir medeniyetin geçirdiği değişimlere, göremediklerimiz üzerinden bakmak ilgi çekici olsa da kapsam alanının büyüklüğüyle birlikte nihayetinde bir hayli iddialı bir arzu. Assayas’ın burada başına gelen de ne yazık ki bu iddialı arzunun fikri motivasyonunda kaybolmak. Ele alınan onlarca olayın ve noktanın içerisinde boğulan ancak suyun dibini boyladığının farkına varamayan bir yapım The Wizard of the Kremlin.

The Wizard of Kremlin Film İncelemesi Arakat Mag Olivier Assayas Paul Dano Alicia Vikander Tom Sturridge 45 İstanbul Film Festivali

Hakimiyetin Zorluğu

Assayas, bu zor metne yalnızca Putin’in yükselişi üzerinden değil kitlelerin nasıl manipüle edildiği üzerinden yaklaşmaya çalışıyor. Vadim Baranov adlı kurmaca karakter üzerinden önce Rusya’nın 90’lardaki siyasi mekanizmasına odaklanıyoruz. Bu noktada karakter, Vladimir Putin’in sağ kolu olarak görülen Vladislav Surkov’un temsili canlandırması. Film hikayesini belirli epizodik bölümlerle ayırıyor.

İkinci Çeçen Savaşı’ndan Soçi Kış Olimpiyatları’na uzanan bir tarihsel skalaya tanıklık ediyoruz. Baranov’un tiyatro yönetmenliğinden siyasi danışmanlığa uzanan kariyeriyle birlikte Rusya’nın perde arkasına uzanıyoruz. Amerikalı akademisyen Rowland, bir çalışması için Baranov’u ziyaret ediyor. Bu noktada romanın yazarı Giuliano da Empoli’nin yerine geçiyor. İkilin arasındaki bu sohbet bizi Rusya’nın önemli kırılma noktalarının ortasına sürüklüyor.

The Wizard of the Kremlin’in en büyük sorunu ele aldığı meselelere nereden yaklaşacağına karar verememesi. Film incelemeye kalkıştığı zor hikâyenin yanı sıra bu geniş alana hükmetmek için hiçbir çaba sarf etmiyor. Bazen bir hususa belgeselci hüviyetinde yaklaşırken bazen de anlatı ilerleyişinde önemi bulunmayan bir sekansı derinleştirmeye çalışıyor. Tüm sahnelerini karakterlerini derinleştirmek için değil sadece “an” yaratmak için planlıyor. Klasik bir dönem filmi hatasından çok daha fazlasını yaparak sekansların aralarındaki kesişimleri ortadan kaldırıyor. Zira anlattığı meseleyi tamamen Baranov’un Putin ile yükselişinden kurmaya çalışıyor. Ancak bu gelişimin arka planını es geçiyor. Böylesi geniş bir spektrumda tüm figürlerin derinleşmesi neredeyse imkansız. Ancak burada ana karakteri bile yeterince tanımadığımız bir yükseliş hikayesine tanıklık ediyoruz. Bu vesileyle karakterlerin gelişimlerini görebilmek bir hayli zorlaşıyor. Genellikle Baranov’u farklı konumlarda fark ettiğimizde anlıyoruz yaşanan değişimleri. Ele alınan konunun büyüklüğü büyütecin nereye yaklaşacağı ile hangi tarafa göz devireceğine karar verememesine neden oluyor.

The Wizard of Kremlin Film İncelemesi Arakat Mag Olivier Assayas Paul Dano Alicia Vikander Tom Sturridge 45 İstanbul Film Festivali

Derinlik ve Mesafe

The Wizard of Kremlin, uzun süresiyle birlikte biçimsel olarak herhangi bir efektiflik içermediği gibi anlatı bazında da farklı bir formu içermiyor. Senaryo çoğu meseleyi aynı bakış açısı ve benzer kurulumlar eşliğinde birçok kez tekrar ediyor. Rusya’nın perde arkasındaki manipülasyonlar kisvesi altında ele alınan sahnelerin nasıl sonlanacağını tahmin edebildiğimiz bir senaryoya şahitlik ediyoruz. Halbuki bu manipülasyon kavramı otoriter rejimlerin başta olmak üzere tüm iktidarların en büyük savunma mekanizmalarından birisi. Dolayısıyla anlatı içerisinde her anlamda işlenebilecek büyük bir potansiyel var. Ancak hikâyede gördüğümüz anlar meselenin felsefi ve sorgulayıcı tarafına neredeyse yaklaşamıyor bile.

Bu kronolojik hikayelerin arasında Baranov ve Rowland’ın aralarındaki sohbetler herhangi bir artı unsur katmadığı gibi anlatının temposunu aşağıya çekiyor. Yalnızca Assayas’ın heyecanını yaratan bir etkileşim içeriyor. Paul Dano’nun canlandırdığı Baranov’un soğuk ve mesafeli karakteri her anlamda fazla mesafeli kalıyor. Filmin henüz başlarındaki gece hayatına odaklanılan sahnede tüm etkenler sahnede bulunsa da hiçbir şey o döneme ait gibi durmuyor. Paul Dano‘nun karakterinin görünüşü bile… Bu zor metin yalnızca kurgu anlamında bazı noktalarda akıcı bir niteliğe kavuşabiliyor. Bunun dışında geri kalan çoğu unsur oyunculuklar dahil olmak üzere standardın altında veya yakınında duruyorlar.

Anlatının neye yakınlaşıp uzaklaşacağına karar verememesinden daha önce bahsetmiştik. Bu duruma yeri geldiğinde bahsi geçen olaya akademik çerçevede, terimsel dilde yaklaşma sorunu da ekleniyor. Bu sorunu da metnin yine dengesizliği sağlıyor. İçerisinde bolca sınırlı açıklama ve yüzeysel diyaloglar barındıran eser bir anda yönünü derin politik açıklamalara kayırabiliyor. Ya da tam tersi şekilde açıklama beklediğimiz önemli bir sahneyi daha basit bir dille geçebiliyor.

Baronov bir sahnede Rusya’nın Yeltsin dönemi için yatay politikasından kontrollü kaostan Putin ile ulaştığı dikey bir otoriteye uzanmasından bahseder. Stalin’e karşı duyulan özlemi keza aynı şekilde dile getirir. Devleti yönetmeyi planlayan oligarkları da bu dikey gücün inşasına sorun çıkaran yan etkenler olarak anlatır. Bunun gibi unsurlar filmin derinliğini artıracak başlıca etkenler aslında. Ancak buradaki temel sorun hakimiyeti zor olan kronolojik skalanın rüzgarına kapılmakta yatıyor. Her şey olabildiğince karışık ilerlerken bu detaylar bir anda karakterlerin ağzından hızla çıkıyor. Bu yüzden içi boş aforizmalardan ibaret kalıyor. Anlatı derinleştirmesi gereken ögeleri dillendirirken anlatıcı üzerinden aktarılacak tarafları sahnelemeye karar veriyor.

The Wizard of Kremlin Film İncelemesi Arakat Mag Olivier Assayas Paul Dano Alicia Vikander Tom Sturridge 45 İstanbul Film Festivali

Batının Gözetimi Altında

Böylesi önemli Hollywood figürlerinden oluşan bir işte batı perspektifinden biraz bahsetmekte fayda var elbette. Söz konusu Amerikan bakış açısından bir Rusya anlatısı olduğunda hepimizin aklına birtakım örnekler geliyordur. The Wizard of the Kremlin de bu örneklerin bir yenisi hüviyetinde. Hikâyenin İngilizce dili tercih etmesi gibi klişe bir tartışma konusu belki de burada en son dillendirecek meselelerden. Üstelik Jude Law keskin bir İngiliz aksanıyla rolünü canlandırmasına rağmen. Batının kendi kültürel kodlarıyla farklı bir coğrafyayı anlattığı eskileşmiş bir cüret var burada. Zira filmin alışılmış Amerikan bakış açısından farklı olarak yaklaştığı herhangi bir unsur yok.

Anlatı Rus siyasi tarihini anlatmaktan ziyade karakterlerin daha çok nasıl bürokratik ve soğuk davrandığına odaklanmanın derdinde. Önemli kırılma anlarını derinleştirmeden yalnızca Putin’in karizmasına ya da odasına odaklanması da bu çerçevede kayda değer. İçerisinde Rusya’nın Soğuk Savaş’tan kalma gizli hayranlığına karşılık biçilen bir Putin perspektifi var. Bu batılı bakış açısındaki en büyük kıstaslardan birisi filmin hiçbir noktasında Rusya’nın bir parçasındaymışız gibi hissetmememiz. Çekimleri Letonya’da tamamlanan eser her şeye olabildiğince “gri” bulutlu bir atmosferle aktarmaya çalışıyor. Rusya’yı kürkle dolaşan, sıklıkla alkol tüketen karakterler üzerinden eşliyor. Bürokratik alandan uzaklaştığımızda bizi yalnızca bu unsurlarla karşılıyor. Rusya’nın önemli dönemlerine değinen bir eserde o ülkeyi hiçbir şekilde sosyolojik veya psikolojik çerçevede anlamaya çalışmıyoruz. Üstelik ele alınan bürokratik karakterlerin motivasyonları çoğunlukla bu iki sosyal bilim dalıyla bağlantılı. Dönemin barındırdığı tüm acılara ya da tersi şekilde sosyokültürel sorunlarına değinmeden soğuk kartondan planlar eşliğinde bürokratik görünen karakterleri izliyoruz.

The Wizard of the Kremlin, ucu bucağı olmayan bir dönemi iki buçuk saatlik uzun süresi içerisinde bile hiçbir tarafından yakalamayacak kadar tasarıdan yoksun bir nitelikte. Assayas‘ın bakış açısı orijinal metini sadece tekrarlayarak okumakla sınırlı.


Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Hen: Başıboş Bir Gezgin

Fuze: Zamana Karşı Çifte Oyun

Ahmet Duvan
Psikoloji bölümü öğrencisi. Sinema üzerine blog yazarı. Film eleştirmeni.

45. İstanbul Film Festivali Günlükleri: 10. Gün

önceki yazı

45. İstanbul Film Festivali Günlükleri: 11. Gün

sonraki yazı

Yorumlar

Leave a reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da ilginizi çekebilir