30
YAZARIN PUANI

Was Marielle Weiss, çatlamaya hazır bir ailenin içerisinde gizlenen sırların ve sorgusuz aldatmacaların bir sunumu. Sinema tarihinde özellikle psişik güçlerin popüler olduğu dönemler olan 1970 ile 80’ler başta olmak üzere, telekinezi ve telepati üzerine birçok gerilim ve bilim kurgu filmine rastlarız. Bu döneme örnek olarak Nicolas Roeg, Brian De Palma, Stanley Kubrick, hatta David Cronenberg gibi usta isimleri sayabiliriz. Yakın geçmişe uzandığımızda telepati kavramı, daha çok drama ve normların kapalı bir eleştirisi için kullanılır oldu. Aynı Nancy Meyers’in yönettiği What Women Want’da (2000) ve gerilim türündeki Freaks’de (2018) olduğu gibi. Frédéric Hambalek de bu kervana katılarak telepatiyi aile sırlarını keşfetme deneyimi üzerinden ele alıyor. Yönetmen, 2020 yapımı ilk uzun metrajı filmi Model Olimpia’dan sonra kendisine 75. Berlin Film Festivali’nde Özel Mansiyon ödülü kazandıran Was Marielle Weiss ile yeniden beyazperdeye dönüyor. Ülkemizde 25 Temmuz’da vizyona girecek olan filmin oyuncu kadrosunda Julia Jentsch, Felix Kramer, Laeni Geiseler, Mehmet Ateşçi ve Moritz Treuenfels gibi isimler yer alıyor.

30
YAZARIN PUANI

Anne ve babanızın düşünceleriyle sizden uzaktayken yaptıkları her hareketi görebildiğinizi fark etseniz ne yapardınız? Marielle, okulda kız arkadaşına ettiği bir hakaretin ardından yediği tokat sebebiyle telepatik bir güç kazanır. Annesi ve babası yanında olmamasına rağmen onların tüm hareketlerini görebilmektedir. Bu telepatik güç, çatlamış duvarların içerisine sıkışmış Julia ve Tobias çiftinin sakladığı sırların ve aldatmacaların ortaya çıkmasına neden olacaktır.

What Marielle Weiss Film İncelemesi Arakat Mag Frederic Hambalek Julia Jentsch Felix Kramer Laeni Geiseler

Arzulamanın Ötesindeki Evlilik ve Eylemler

Shakespeare’in sonelerinden birine göre düşünmenin, zihninde özgür olduğun bir anı aramanın ve bulamamanın bir önemi yok. Beynin, referanslarının, yansımalarının, sembollerinin ve arzunun bir önemi yok. Önemli olan ne yaptığın, nereye gittiğin, hareket edip etmediğin. Lynne Ramsay’in Robert Pattinson ve Jennifer Lawrence’ı bir araya getirdiği, önümüzdeki aylarda vizyona girmesi beklenen yeni filmine kaynaklık eden Die My Love adlı romanda Ariana Harwicz, insanın karar alma halinden böyle bahseder. Ya da aslında karar almanın önemsizliğinden… Evlilik gibi dengenin ve farkındalıkların alanı olan bir kurumda, insanın birçok faktör altında nereye doğru ilerlediği ya da hareket edip etmemesi, ilişkiye dair çoğu zaman bir şey söyler.

Was Marielle Weiss’da, Marielle’in çoğunlukla tiksinerek baktığı annesi Julia, evliliğe daha çok bu açıdan yaklaşır. Arzunun, sembollerin ve yansımanın yarattıklarından ziyade hareket edip etmemek üzerinden iş yerinde flört ettiği Max ile yaşadıklarını yorumlar. Bu şekilde gerçekleri açıklamak ister. Tobias ise bu bağımsız kararların odağında gelişen hareket haline hükmetmek ister. Sevgisinin çözümsüz zaafını yaşar ve kalbine söz geçiremez. Öfkesini iş yerindeki arkadaşından çıkarır. Evlilik her şeye rağmen devam eder, iki insan kalbine ve beynine geçiremediği sözler üzerinden bu çarpık ilişkinin en sahici meyvesi olan kızlarını izler.

What Marielle Weiss Film İncelemesi Arakat Mag Frederic Hambalek Julia Jentsch Felix Kramer Laeni Geiseler

Otoriteye Karşı Gelen Otorite

Frédéric Hambalek, Was Marielle Weiss ile bir ailenin en derin noktalarına uzanırken bize bu yıkıcı yolculukta rehberlik etmesi için ailenin kızı Marielle’i kullanıyor. Marielle’in arkadaşı tarafından yüzüne atılan tokadın sonucunda edindiği telepatik gücü, mutlak hakikatin gözle görülür formudur aslında. Yönetmenin filmin açılışında gösterdiği ağır çekimde izlediğimiz tokat sekansı, bir rüyadan ve aldatmacadan uyanan karakteri temsil ediyor. Bu uyanış hali, filmin içerisinde bolca gördüğümüz ana unsurlardan. Her bir çatışma, yeni bir uyanış ve farkındalığın tahayyülü olarak Marielle üzerinden Tobias ve Julia’ya uzanıyor. Hambelek, laf cambazlığından ve söz kalabalığından kaçınarak dile getirmek istediklerini net bir şekilde söylüyor. Karakterler, aldatmacaların ve yanılgıların odağında derinleşiyor. Ebeveynlerin kızlarının telepatik gücünü duyduklarında verdikleri ilk tepki bile reaksiyon yapılarının hücre sarmalına kadar işleyen yanılgılarının bir tezahürü. Çiftin kanıksamış oldukları dil, gerçekleri sadece reddetmekten ibaret olduğu için her şeyin farkında olan kızlarına bu gücünün gerçek olmadığını açıklamayı deniyorlar.

Marielle’in gözlemci hali, bir röntgen çekmekten ziyade neyin doğru olduğunun sorgulanmasına yol açıyor. Karakterleri sürekli takip eden bir çift göz, ebeveynlerinin Marielle’in kendilerini nasıl tanımasını istedikleri doğrultusunda şekilleniyor. Tobias, editör olarak tasarladığı kitap baskısının gülünç bulunmasına söz geçiremezken, kızının perspektifinde daha iyi bir yer edinme cesaretiyle bu sorunun üstüne giderek bir çözüm sağlıyor. Bu noktada, Julia ise iş yerinden Max ile yaşadığı flörtleşmeye son vermeye çalışırken arzularını bastıramıyor. Marielle’in flörtün ötesinde olduğunu gördüğü bu ilişkiyi babasına söyleme şantajının da yardımıyla, Julia kocası Tobias’a durumu açıklıyor. Kızının onu gördüğünü bilerek iş yerinde Max ile beraber oluyor. Böylelikle anne figürü; bir süredir kaybettiği, kızının gözlemci olarak kurduğu otoriteye karşı gelerek yeniden bir otorite yaratıyor. Bu davranışı, kızının ondan tiksinmesine neden olsa da, Julia alışmış olduğu kabuğuna yeniden dönmüş oluyor.

What Marielle Weiss Film İncelemesi Arakat Mag Frederic Hambalek Julia Jentsch Felix Kramer Laeni Geiseler

Ailenin Psikolojik ve Felsefi Anatomisi

Marielle, anne ve babasının yaşadığı dönüşüme psikolojik çerçevede bakacak olursak, bu çatışma aslında ünlü Amerikalı psikiyatrist Murray Bowen’ın aile sistemleri kuramının bir yansıması. Kurama göre aile üyeleri birbirine duygusal olarak bağlı olmakla birlikte, bireysel davranışlar sistemin bütününü etkileyebilir. Marielle’in buradaki gözlemci ve kontrol içeren rolü, sistemin içerisindeki dengeyi bozan taraf. Kusursuz olmadıklarını anlayarak ebeveynlerinin bir nevi bilinçaltına dalıyor. Tobias, kızının onayını almak için kendi pasivize edilmiş benliğini aşmaya çalışıyor. Önce kitap kapağı konusuna refleks gösteriyor; sonra da öfkesini dışa vurduğu başka bir sahne görüyoruz. Filmin başında Marielle’in yüzüne inen tokadın ardından yaşanılan uyanışlara benzer şekilde, şiddet üzerinden bir başka kabuk kırma eylemi yaşanıyor. Julia ise bastırılmış arzularını “Beni sürekli yargılayacaksan en azından ben kendi seçimimi yapayım.” düşüncesine benzer bir fikirle açığa çıkarıyor.

Bu hâkim göz konumunda olma durumu, felsefi açıdan da Jean- Paul Sartre’nin bakış kavramına yönelik düşünceleri altında ele alınabilir. Sartre başkasının gözetimi altında kişinin özgür bir insan olmaktan ziyade bir nesne haline geldiğini söyler. Marielle’nin telepatik gözleri, anne ve babasının kendileri için değil, Marielle’nin zihnindeki yansımaları için yaşama çabasının sembolü olur. Julia, kızının onun üzerindeki gözlerinin yarattığı sıkışmışlığı Max ile birlikte olarak açmaya çalışırken, uyguladığı eylemin kendisi ile özgürlüğün lanetini yaşar. Özgürce davranır ancak davranışlarından sorumlu tutulur ve savunmasız hale gelir. Tobias ise Michel Foucault’ın görünürlük ve iktidar üzerine söylemleriyle bağlantılı olarak, gözlem altında olan bireylerin davranışlarını üzerlerinde hissettikleri iktidarın arzusuna göre şekillendirdiğini söyler. Burada iktidar Marielle iken, Tobias ise bu arzunun yönlendirdiği bir taraf konumunda. Julia ise bu denetleyici tavırdan koparak kendi otoritesini yeniden kurar. Kızının bir etik kamera formuna dönüşen kontrolcü gözlerini reddeder ve kendi başkaldırısından yeni bir özne yaratır.

Film İncelemesi Arakat Mag Frederic Hambalek Julia Jentsch Felix Kramer Laeni Geiseler

Kör Kahin Tereisas’ın Gözleri

Frédéric Hambalek, hikayesini büyük ve şaşaalı bir sinema sunmadan anlatmak istiyor. Daha dar ve basık mekanları tercih ediyor. Marielle’in okula gittiği sahnelerin haricinde ev, ofis, araba gibi yerlerde gezinerek neredeyse gökyüzünü görmeden ilerliyoruz. Filmin hissiyatını kapalı alanlar oluşturuyor. Kadrajlar büyürken sıkışmışlığın temsili içerisinde karakterlerin daha çok yüzlerine odaklanıyoruz. Marielle’in yakın çekimlerine tanık olurken telepatik gücünün detaylarına fazla odaklanmıyoruz. Güç kavramının alışık olduğumuz bilim kurgu ve gerilim türlerine uğramadan bir aile çözümlemesine rehberlik etmesi ise Hambelek tarafından verilmiş iyi bir karar. Marielle’in kamusal alan ve mahremiyet karmaşası, filmin sonunda bir başka yüzleşmeye yol açıyor. Anne ve babasının alanlarının kendi kişisel alanına dahil olmasıyla Marielle’in kendi varlığını koruyamaz hale geldiğini görüyoruz. Genç kız, bu yükün altında büyüme eylemi elinden alınmış gibi bir felç yaşar.

Was Marielle Weiss‘ın sonuna doğru Marielle, anne ve babasından kendisine tokat atmalarını ister. Zira, hikâyenin başlangıcına neden olan tokadın tekrarlanmasıyla her şeyin sonunun geleceğini düşünür. Bu aslında otorite kavramının da yeniden kurulmasını sağlar. Otorite haline gelen Marielle, ailesinin yeniden hükmü ile yeniden bir sınır oluşturmak ister. Şiddet üzerinden yeni bir sınır belirlemesi yapılır. Tobias, kızına tokat atma cesareti gösteremez çünkü kızının gözündeki yargının sorumluluğunu taşıyacak bir benliğe sahip değildir. Anne, hem iktidarı hem de eylemi üstlenir. İlk tokat işe yaramaz çünkü kriz bir birey özelinde yaşanmıyordur. Ailenin her kısmına nüfus eden bir gerçeklik ortaya çıkmıştır. Evin odalarının her bir duvarına sinmiştir adeta. İkinci şiddetli tokadın ardından Marielle yere düşer ve her şeyin düzeldiğini söyler. Bu varoluşsal bir farkındalıktır aslında. Marielle, hakikatin kendisini deneyimlemiştir. Şiddet, hakikatin kendisini susturamamıştır. Antik tragedyalarda fiziksel olarak kör ama hakikatin en çıplak şekilde farkında olan bir figür gibi. Ailesinin körlüğü içerisinde gözleriyle gerçeğin kendisini tüm açıklığıyla deneyimleyen Marielle, Yunan mitolojisindeki kör kâhin Tereisas’ın hakikati gören haline bürünür. Anne ve babanın profili, büyüme çağındaki genç bir kızın gözünde artık daha nesneleşmiştir.

Film İncelemesi Arakat Mag Frederic Hambalek Julia Jentsch Felix Kramer Laeni Geiseler

Acele Final ve Sıkışan Hikaye

Was Marielle Weiss, ailenin genç kızının rehberliği eşliğinde katmanlı bir çözülme hikayesi sunuyor. Ancak anlatımın ilerlemesi ile birtakım tökezlemeler göze çarpıyor. Karakterlerin iç dünyalarının çözümlenmesi, filmin dinamiği için önemli bir noktadayken anlatının sonuna doğru aynı doğrultuda bir çözümlenme yaşanmadığına şahit oluyoruz. Film, 88 dakika gibi kısa bir süreye sahip olduğundan finalini daha acele şekilde yapmaya yöneliyor. Bu noktada konunun sindirilmesi güç ve geniş kapsamı, hızlı bir final süreciyle aceleci bir son yaşıyor. Başlangıçtan itibaren gelişerek gittikçe iyi bir derinliğe ulaşan senaryo, zirvedeyken keskin bir şekilde zemine tosluyor. Bu düşüş içerisinde diyaloglar basitleşirken karakterlerin kararları ve tutumları inandırıcılıktan uzaklaşıyor. Kapanış sekansının vurucu olması hedeflenirken beklenenin aksine sönük ve zayıf kalıyor.

Was Marielle Weiss’ın genel bir diğer sorunu ise mekân kullanımı. Her ne kadar bu tercih bilerek yapılmış gibi dursa da, sorun filmin genç bir kızın perspektifinden bakan ruh haliyle uyum içermiyor olması. Bu durum, filmin bütçesinden de kaynaklanabilir elbette. Ancak konuya bilinçli bir kullanım olarak yaklaştığımızda, Marielle’in aklından geçenlere fazla odaklanamadığımızı fark ediyoruz. Marielle’in hayal dünyası, annesi ve babasının hayal dünyası ile çarpışarak bir çatışma haline giriyor. Bu yüzden özgün bir hayal dünyasına sahip olmadığı izlenimi verilmek isteniyor. Fakat bu çatışmanın haricinde genç kıza yönelik geri kalan tüm unsurlar fazlasıyla arka planda kalıyor. Hikâyenin büyük çoğunluğunda yalnızca Marielle’in annesinin ihanetini fark etmesi ve babasının pasif karakteri üzerinden yorumlarda bulunması, bu iyi kurulmuş ve potansiyeli yüksek fikrin kapsamlı şekilde detaylandırılmamasına neden oluyor.

Frédéric Hambelek’in kamerası, genç bir kızın gözlerini ahlaki takip aracı olarak kullanırken telepatik bir göz, ailenin çatlaklarının arasından evin içerisine dahil oluyor. Bastırılmış arzular ve edilgen kimlikler, iktidara sahip olan evin genç kızının üzerinden ailevi bir çözümleme yaşıyor. Marielle’in sahip olduğu hakikatin sahici yönü, filmin sonunda bir büyüme alanına dönüşürken geriye dönüp baktığımızda tamamlanmamış bir yüzleşme arzusunun izlerini bırakıyor.


Ahmet Duvan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

I Know What You Did Last Summer: Taklitçi Bir Nostalji Sömürüsü

Eternal Sunshine of the Spotless Mind: Çaresiz Bir Paradoks

Ahmet Duvan
Psikoloji bölümü öğrencisi. Sinema üzerine blog yazarı. Film eleştirmeni.

Everything’s Going to Be Great: Performansın Yıkımı

önceki yazı

Untamed: Ulusal Parkta Katil Kim Dizisi

sonraki yazı

Yorumlar

Yorumlar kapatıldı.

Bunlar da ilginizi çekebilir