67
YAZARIN PUANI

Bob Odenkirk’in mizah ve dram dünyasından sıyrılarak bir aksiyon ikonuna dönüşme süreci, 2021 yapımı Nobody ile başlamış olabilir ancak Normal, bu dönüşümü perçinleyen en radikal durak. Yönetmen koltuğunda türler arası geçişleriyle tanınan Ben Wheatley’nin oturduğu, senaryosunu ise John Wick evreninin yaratıcısı Derek Kolstad’ın, Bob Odenkirk ile birlikte kaleme aldığı yapım, izleyiciyi Minnesota’nın dondurucu ve görünüşte sakin bir kasabasına davet ediyor. 

67
YAZARIN PUANI

Film, Odenkirk’in “sıradan adam” personasını, aşırı şiddet ve kara mizahla harmanlayarak Fargo-vari bir atmosferden tam bir “grindhouse” katliamına evriliyor. 90 dakikalık süresine rağmen hem toplumsal bir hiciv hem de aksiyon sahnelerindeki başarısıyla gövde gösterisi olmayı başaran Normal, modern Amerika’nın ekonomik kaygıları ve silah tutkusu üzerine çekilmiş, barut kokulu bir projeksiyon niteliğinde.

Kasaba Estetiği ve “Fargo” Soslu Kara Mizah

Filmin açılış bölümleri, izleyiciyi 1.890 nüfuslu Normal, Minnesota’nın yanıltıcı dinginliğiyle tanıştırıyor. Kolstad ve Odenkirk’un senaryosu, Coen Kardeşler’in Fargo’suna hem örtük hem de açık saygı duruşlarında bulunarak, ekonomik durgunluğun ortasında bir şekilde ayakta kalmayı başarmış bu kurgusal yerleşimi detaylandırıyor. Kasaba; örgü dükkanları, dondurma salonları ve Henry Winkler tarafından canlandırılan “her şeye eyvallah” diyen sempatik belediye başkanının varlığıyla tam bir Amerikan taşra rüyası gibi. Ancak bu pastoral tablo, karakterlerin aşırı nezaketi ile arka planda biriken gerilim arasındaki uçurumla hızla çatlıyor. Ben Wheatley, bu huzurlu ortamı, yaklaşan fırtınanın sessizliği olarak kullanarak izleyicide her an bir şeylerin infilak edeceği hissini ustalıkla canlı tutuyor.

Mizahın kaynağı, tam olarak bu “normallik” maskesinin altındaki absürtlükten besleniyor. Kasaba sakinlerinin ekonomik krizle başa çıkma yöntemleri ve dışarıdan gelenlere karşı sergiledikleri mesafeli ama gülümseyen tavır, filmin ilerleyen bölümlerindeki şiddet patlamasının zeminini hazırlıyor. Özellikle yerel bir barın duvarlarının boydan boya yüklü tüfeklerle kaplı olması ve garsonun “Dolu olmasalardı eğlenceli olmazdı” diyerek turta tavsiye etmesi, filmin hiciv tonunun en net belirtisi. Bu bölümlerde Odenkirk’in canlandırdığı Ulysses karakteri, kasabanın garip geleneklerine uyum sağlamaya çalışan, ancak her köşe başında bir başka tuhaflıkla karşılaşan şaşkın bir gözlemci rolünde.

Ulysses’in kasabadaki geçici şeriflik görevi, aslında kendi geçmişinden ve başarısız evliliğinden de bir kaçış. Kendisini “silahlı bir ebe” olarak tanımlayan ve sadece sekiz haftalık sözleşmesini tamamlayıp gitmeyi hedefleyen Ulysses, her şeyden elini eteğini çekmiş bir adam profilinde. Ancak kasabanın eski şerifinin şüpheli ölümü ve cenazeye alınmayan dışlanmış kızı Alex (Jess McLeod) gibi unsurlar, hikayenin duygusal katmanlarını oluşturuyor. Bu dramatik unsurlar, filmin kuru bir aksiyondan ibaret kalmamasını sağlayarak seyirciye Ulysses’in ahlaki pusulasını tanıma şansı veriyor.

Görsel dil açısından sinematograf Armando Salas, Minnesota’nın karlı ve karanlık atmosferini filmin ruhuna uygun bir “neo-western” havasına büründürüyor. Mavi ve kehribar tonlarının hakim olduğu palet, kar fırtınasının yarattığı klostrofobiyi ve izolasyonu pekiştiriyor. Filmin ilk yarısında kurulan bu detaylı dünya, izleyiciyi karakterlere ve mekana bağlarken, ikinci yarıda yaşanacak olan lojistik ve görsel kaosun etkisini artırmak için gerekli olan “tanıdıklık” hissini inşa ediyor. Her şeyin böylesine “normal” göründüğü bir atmosferde, mermiler uçuşmaya başladığında yaşanacak şok etkisinin maksimize edilmesi kaçınılmaz.

Normal Film İncelemesi Arakat Mag 2026 45 İstanbul Film Festivali Ben Wheatley Bob Odenkirk Ryan Allen Billy MacLellan

Aksiyonun Mütevazı ve Bocalamaya Hazır Kahramanı

Bob Odenkirk’in aksiyon türündeki başarısı, Keanu Reeves gibi “yenilmez” ve “soğukkanlı” karakterlerin aksine, onun savunmasızlığından ve insani tepkilerinden geliyor. Normal’deki Ulysses karakteri, elit bir suikastçıdan ziyade, iyi nişan alan ve bolca şansı olan “sıradan bir iyi adam”. Odenkirk, karakterine kattığı o hafif kekeleyen, bocalayan, ne yapacağını bilemeyen ama mecbur kaldığında patlayan tipleme sayesinde, aksiyon sahnelerine beklenmedik bir komedi katmanı ekliyor. Karşımızda  “artık kaçmaktan yoruldum” diyen bir adamın çaresiz cesareti var.

Karakterin derinliği, eski karısına bıraktığı iç burkan sesli mesajlar ve geçmişte bir cinsel saldırı mağduruna inanmamış olmanın verdiği vicdan azabı gibi detaylarla destekleniyor. Bu “hüzünlü orta yaşlı adam” arka planı, Ulysses’i karikatürize bir aksiyon figürü olmaktan çıkarıp kanlı canlı bir insan haline getiriyor. Odenkirk, bu dramatik yükü büyük bir dürüstlükle taşırken, aynı zamanda fiziksel aksiyon sahnelerinde de şaşırtıcı bir çeviklik ve dayanıklılık sergiliyor. Böylece bizler de Ulysses’i kolayca benimsiyoruz.

Ulysses’in filmdeki gelişimi, pasif bir gözlemciden, kasabanın karanlık sırlarına karşı duran aktif bir direnişçiye dönüşümünü kapsıyor. Kasaba halkının ve kendi yardımcılarının bile ona silah doğrulttuğu bir noktada, başarısız banka soyguncularıyla ittifak kurmak zorunda kalması, karakterin esnekliğini ve hayatta kalma güdüsünü ön plana çıkarıyor. Odenkirk’in yüzündeki yorgunluk ifadesi, patlayan bombalar ve vızıldayan mermiler arasında bile kaybolmuyor; bu da filmin tonunun ciddiyet ile absürtlük arasındaki uyum için tam bir beslenme noktası.

Senaryonun en ilginç yönlerinden biri, Ulysses’in “hiçbir şeyi değiştirmeme” arzusunun, koşullar tarafından nasıl yerle bir edildiğini göstermesi. Başlangıçta sessiz bir geçiş dönemi uman karakter, kendisini uluslararası bir suç örgütü olan Yakuza ve silah delisi bir kasaba halkının ortasında bulduğunda, ahlaki bir duruş sergilemek zorunda kalıyor. Odenkirk, bu ahlaki gri bölgede yolunu bulmaya çalışan bir adamı oynarken, her kurşun sıkışında aslında kendi geçmişiyle de hesaplaşıyor.

Normal Film İncelemesi Arakat Mag 2026 45 İstanbul Film Festivali Ben Wheatley Bob Odenkirk Ryan Allen Billy MacLellan

Ben Wheatley’nin Katliam Senfonisi

Filmin yönetmeni Ben Wheatley, kariyerindeki iniş çıkışların ardından Normal ile Free Fire ile kanıtladığı aksiyon hünerlerine, mermi manyağı tarzına iyi bir dönüş yapıyor. Filmin ikinci yarısı başladığında, tempo sıfırdan yüze saniyeler içinde çıkıyor ve kesintisiz bir ağır topçu ateşiyle baş başa kalıyoruz. Wheatley, ses tasarımını o kadar baskın kullanıyor ki, silah sesleri ve patlamalar bizler için de oldukça keyifli bir hale geliyor. Mermilerin bir oda içinde sekmesi, vücutların duvarlara çarpması ve devasa mühimmatların yarattığı tahribat derken, bunlara şahit olmak inanılmaz zevkli. 

Wheatley’nin aksiyon sekanslarındaki becerisi, kaosun içindeki netliği koruyabilmesinde yatıyor. Kar fırtınası ve yanıp sönen acil durum ışıkları gibi görüşü zorlaştıran unsurlara rağmen, aksiyon her zaman okunabilir ve takip edilebilir kalıyor. Yönetmen, şiddeti kazara yaşanan yaralanmaların veya patlamaların birbirini tetiklediği yaratıcı koreografiler üzerinden sunuyor. Bu durum, silahlı çatışmamaları estetik ve mizah açısından etkili kılan en önemli faktör. Böylece aksiyonun süresi oldukça yeterli ve etkisi de fazlasıyla yoğun.

Anlatı yapısında tercih edilen 90 dakikalık süre, filmin temposunu destekleyen en önemli unsurlardan biri. Wheatley, gereksiz sahnelerden kaçınarak hikayeyi hızla finale sürüklüyor. Ancak bu hız, filmin sonlarına doğru bir “duyarsızlaşma” riskini de beraberinde getiriyor. Arka arkaya gelen düzinelerce şiddet sahnesi, finaldeki dövüşünün etkisini biraz zayıflatabiliyor; çünkü bizler de artık her türlü patlamaya alışmış hale geliyoruz. Yine de Wheatley, bu tempoyu kullanarak, filmin havada kalan taraflarını kapatmasını biliyor.

Teknik açıdan filmin bir diğer başarısı, mizah ile dehşeti kullanmadaki yetkinliği. Bir karakterin gıcırdayan deri ceketi yüzünden yerinin belli olması gibi küçük komedi detayları, en kanlı sahnelerin bile içinde kendine yer buluyor. Wheatley, İngiliz tür sineması geleneğinden gelen “satirik ve dağınık maskülenlik” temasını, Amerikan taşra dekoruyla birleştirerek ortaya hibrit bir görsel dil çıkarıyor. Bu dil, hem görsel olarak estetik bir güzellik sunuyor (patlamaların karanlıktaki ışıltısı gibi) hem de anlatılan hikayenin vahşetini dürüstçe yansıtıyor.

Normal Film İncelemesi Arakat Mag 2026 45 İstanbul Film Festivali Ben Wheatley Bob Odenkirk Ryan Allen Billy MacLellan

Silah Fetişizmi ve Ekonomik Çöküş Üzerinden “Burası Amerika”

Normal, yüzeyde bir suç gerilimi gibi görünse de, derinlerde modern Amerikan toplumuna dair keskin ve yer yer didaktik bir eleştiri de barındırıyor. Kasabanın ekonomik olarak çökmemek için Yakuza’nın kara parasını aklamayı kabul etmesi ve bu uğurda tüm sakinlerinin birer “uyuyan hücre” gibi silahlanması, kapitalist sistemin ve toplumsal çürümenin uç bir temsili. Filmde sıkça duyulan “Burası Amerika” repliği, kasabadaki her türlü sorunun silahla çözülmeye çalışılmasını meşrulaştıran trajikomik bir slogan. Kolstad ve Wheatley, silah fetişizmini ve yükselen kabilecilik anlayışını, tüm kasabayı bir cephaneliğe dönüştürerek simgeliyor.

Filmdeki Alex karakteri (Jess McLeod) üzerinden yürütülen alt metinler ise güncel politik tartışmalara; trans hakları, askeri hizmet ve silahlı öz savunma gibi konulara temas ediyor. Normal, bu konularda aşırı vaaz veren bir tutum sergilemek yerine, karakterlerin hayatta kalma mücadelesinin içine bu temaları yediriyor. Alex’in varlığı, kasabanın “geleneksel” ve “muhafazakar” maskesinin altındaki ikiyüzlülüğü deşifre eden bir unsur. Kasaba halkının dışarıdan gelen her şeye duyduğu düşmanlık ise aslında kendi içlerindeki güvensizliğin ve ahlaki çöküntünün bir yansıması.

Filmin finaline doğru ortaya çıkan gerçekler, Normal’ın sadece bir yerleşim yeri değil, aynı zamanda devasa bir suç mekanizması olduğunu kanıtlıyor. Kasabanın cesetleri gömme ve olayların üzerini örtme konusundaki profesyonelliği, Amerikan “kendi mitolojisini yaratma” ve hoş olmayan gerçekleri halı altına süpürme alışkanlığına yapılan bir atıf. Bu noktada film, sadece fiziksel bir savaşın yanında bir zihniyetin yıkılışını da resmediyor. Aksiyon sahnelerinin arasına serpiştirilen bu sembolik noktalar, filmi daha çok umursamamızı sağlıyor.

Kısaca Normal, bazen klişelere düşen diyaloglarına ve yer yer fazla göze batan metaforlarına rağmen, tür sineması adına başarılı bir deneme. Bob Odenkirk’in karizması, Ben Wheatley’nin teknik becerisi ve Derek Kolstad’ın kaotik kurgusu birleşerek, izleyiciyi hem eğlendiren hem de düşündüren bir 90 dakika vaat ediyor. Kasabanın adı “Normal” olsa da, içinde yaşananlar normalin sınırlarını zorlayan bir vahşet ve zeka pırıltısı barındırıyor. Film, hızlıca yanıp bitse de, Fargo soslu havası, yer yer Assault on Precinct 13‘ı hatırlatan yapısı ve burnunuzda bırakacağı barut kokusu ile eğlenceli vakit geçirmenizi sağlayacaktır.


Ferit Doğan‘ın diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

The Fence: Kör Karanlıkta Hesaplaşma

Obsession: Arzu, Aşk ve Lanet Arasında

FERİT DOĞAN
Yüksek Lisans öğrencisi (Radyo, Televizyon ve Sinema). Film eleştirmeni. Senaryo yazarı. Yönetmen.

    45. İstanbul Film Festivali Günlükleri: 6. Gün

    önceki yazı

    Outcome: Hollywood’da Skandal Yönetimi

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir