İstanbul Film Festivali’nin altıncı günü, seçkinin en deneysel ve sınırları zorlayan yapımlarını bir araya getirerek sinemanın anlatıdan çok bir düşünce alanı olarak nasıl var olabileceğini hatırlatıyor. Geleneksel hikâye anlatımını bilinçli biçimde geri plana iten bu filmler, seyirciyi pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp anlam üretiminin aktif bir parçası hâline getiriyor. Günün programı; hafıza, zaman, aidiyet ve varoluş gibi temalar etrafında dolaşırken, festivalin bu yılki en cesur ve tartışmaya açık duraklarından biri olarak öne çıkıyor.


İsimsiz Eserler Mezarlığı

İsimsiz Eserler Mezarlığı 45 İstanbul Film Festivali Günlükleri Gün 6 Arakat Mag Haktan Kaan İçelMelik Kuru imzalı İsimsiz Eserler Mezarlığı, sinemanın yalnızca üretilen değil, aynı zamanda unutulan bir sanat olduğuna dair güçlü bir hatırlatma işlevi görüyor. Film, klasik anlatı beklentilerini bilinçli biçimde askıya alarak, seyirciyi sinema tarihinin hayaletleri arasında dolaşmaya davet ediyor. Özellikle arşiv hissi yaratan kadrajlar ve zamansız mekân kullanımı, filmi bir anlatıdan ziyade sinemaya yazılmış kişisel bir deneme hâline getiriyor. Yönetmenin yaklaşımı, unutulmuş filmleri yalnızca anmakla kalmıyor; onları bugünün seyircisiyle yeniden ilişki kurdurmaya çalışıyor. Bu yönüyle film, nostalji üretmek yerine hafızanın nasıl çalıştığını sorgulayan bir yapı kuruyor.

Filmin yönetmenlik anlamında yeni denemelere açık olması, sessiz sinema dönemine referansları ve yerli Frances Ha olmaya soyunması, ülke sineması adına iyi bir deneme olarak akıllarda kalıyor. Ancak senaryonun savruk hali ve duygusuz oyunculuklarıyla seyircinin empati kurmasını güçleştiren bir deneyime dönüşüyor. Muadili diyebileceğimiz Frances Ha’da ana karakterin çok güçlü bir duygusal arka planı oluşturulmuştu ve günümüzün ruhunu iyi yansıtan hali takdir ediliyordu. Bu filmde ise sanki bu durum biraz kopyalama hissi uyandırıyor.

Filmi parça parça takdir edebiliyoruz ama bütünlük anlamında kopukluklar göze batıyor. Başarılı dans sekansı, video klip estetiğiyle sunulan sahneler akılda kalıcı oluyor. Karikatür yan karakterler ise filmin yakalamak istediği kendine has kara mizahı maalesef yapaylaştırıyor. Sonuçta İsimsiz Eserler Mezarlığı, sanatın ve sinemanın kaybolma ihtimalini hissettiren, üzerine düşünülmeden geçilemeyecek bir festival filmi olarak öne çıkıyor. Yapıbozumcu tavrı bir artı olarak söylenebilir, ama senaryodaki kimi parçalar oturmuyor. İlk film olarak kabul edilebilir bir örnek olduğunu söylenebilir.


Rose of Nevada

Rose of Nevada 45 İstanbul Film Festivali Günlükleri Gün 6 Arakat Mag Haktan Kaan İçelRose of Nevada, çok fazla rastlamadığımız türde tuhaf bir film. Fantastik dokusunu nostaljik bir romantizme yaslamak yerine, kontrol dışı bir deneyimin içine sürüklenen bir karakterin yabancılaşması üzerinden anlatısını kuruyor. Filmde zaman meselesi bir arzu ya da kaçış değil; karakterin istemeden dahil olduğu, anlamlandırmaya çalıştıkça daha da kayganlaşan bir gerçeklik hâline geliyor. Deniz bu yüzden huzurdan çok belirsizlik hissi aşılıyor; ufuk çizgisi sürekli bir ihtimal duygusu yaratırken, karakter hiçbir zaman yönünü tayin edemiyor.

Yönetmen, fantastik ögeleri açıklamak yerine onları gündelik hayatın içine sızan küçük kırılmalar gibi kullanıyor. Hikâye ilerledikçe mesele, zaman yolculuğunun nasıl çalıştığı değil, insanın kontrolünü kaybettiği bir olay karşısında nasıl var olmaya devam ettiği sorusuna dönüşüyor. Film, dramatik yükselişler kurmak yerine tuhaf bir bekleme hâlini tercih ederek seyircide hafif bir huzursuzluk bırakıyor. Bu yaklaşım, bazı anlarda anlatıyı bilinçli biçimde askıda bıraksa da, filmin atmosfer kurma becerisi onu sıradan fantastik anlatılardan ayırıyor. Rose of Nevada, açıklamak yerine deneyimletmeyi seçen, fantastik olanı bir tür varoluşsal kazaya dönüştüren sakin ama tuhaf biçimde akılda kalan bir festival filmi hissi veriyor.


İki Laborantın Yorgun Saatleri

İki Laborantın Yorgun Saatleri 45 İstanbul Film Festivali Günlükleri Gün 6 Arakat Mag Haktan Kaan İçelBurak Çevik’in Berlinale’de gösterilen son kısa filmi, yine deneysel bir düzlemde anlam arayışı üzerine Aidiyet sularında yüzen bir deneme film. İlk bölümde karşılaştığımız rastlantısal yazı fragmanları, seyirciyi edilgen bir izleyici olmaktan çıkarıp anlam üretiminin doğrudan parçası hâline getiriyor. Çevik burada kontrolü bilinçli biçimde seyirciye bırakıyor; film adeta kendi yorumcusunu arayan bir yapı kazanıyor.

İkinci bölümde ise yönetmen, bu özgür alanı daraltarak kendi zihnindeki görsel düzeni devreye sokuyor ve iki farklı bakış rejiminin çarpışmasına izin veriyor. Bu kırılma anı, filmin yalnızca biçimsel değil, düşünsel merkezini oluşturuyor. Böylece İki Laborantın Yorgun Saatleri, yönetmenin erken dönem işlerinde gördüğümüz kişisel sinema reflekslerine geri dönüş hissi yaratıyor. Çevik, görüntüyü gerçeği sorgulayan bir araç olarak kullanmayı sürdürürken, filmi bir anlatıdan çok düşünce deneyine dönüştürüyor. Sonuçta ortaya çıkan şey, kesin cevaplar üretmekten kaçınan ama seyirciyi anlamın sınırlarında dolaşmaya zorlayan yoğun bir festival işi oluyor.


Süt Çiftliği

Süt Çiftliği Gün 6 Arakat Mag Haktan Kaan İçelSüt Çiftliği, gündelik hayatın sıradan ritmini merkezine alırken, aslında görünmez bir öğrenme sürecinin hikâyesini anlatıyor. Hikâyenin pedagojik kısmı, filmin yalnızca tematik değil, dramatik omurgasını da şekillendiren ve yönlendiren ana unsur hâline geliyor. Yönetmen, karakter gelişimini ise büyük kırılmalar yerine tekrar eden davranışlar ve küçük farkındalık anları üzerinden kurmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, filmi klasik taşra anlatılarından ayırarak daha gözlemci ve düşünsel bir düzleme taşıyor.

Pastoral atmosferin altında hissedilen ekonomik ve duygusal sıkışmışlık, anlatıya sessiz bir gerginlik katıyor. Süt Çiftliği, pedagojik yapısını didaktizme düşmeden kullanan ve seyircisini yaşamın küçük ama belirleyici eşiklerine dikkat kesilmeye çağıran sakin ama etkili bir festival deneyimi sunuyor. Ancak filmin senaryosunun tam oturmadığını ve sürekli tekrarlar üzerinden çocuk oyunculara sırtını yasladığı görüyor. Çocuk oyuncular ise inandırıcılık anlamında pek istenen etkiyi veremiyorlar. Bu yüzden TRT Çocuk Kuşağı filmine dönüşen bir coming of age filmi karşımıza çıkıyor. Yakın dönem yerli sinemasından Hara ve Kabahat’ın birleşimi diyebileceğimiz Süt Çiftliği, hafif bir seyir olarak sıradanlığın sınırlarına seyirciyi mahkum ediyor. Uzun vadede unutulması kolay olan bir film olarak festivaldeki yerini alıyor.


Hızır7Gün

Hızır 7 Gün Gün 6 Arakat Mag Haktan Kaan İçelHızır7Gün, bir balıkçı köyünde teknenin içinden hem balıkçıların hem yöre halkının sorunlarını izlerken, röportajlar ve doğanın huzur verici görüntüleriyle sıradanlaşan bir belgesel. Sanki belgesel kanalları için çekilen haber niteliği taşıyan uzun videolara benziyor. Bir öğrencinin okul bitirme filminden hallice bir şekilde, varolan çatışmalarına bir çözüm aramak yerine, durumun sesi olmayı çalışan yavan bir film ortaya çıkıyor. Kısa film olarak işlense belki de daha etkili bir deneyime dönüşebilirdi. Bu haliyle Yeni Bakışlar bölümü için oldukça bayat bir iş karşımıza çıkmış. Belgesel bölümünde gösterilse daha doğru olurdu.


Haktan Kaan İçel’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

45. İstanbul Film Festivali Günlükleri: 5. Gün

45. İstanbul Film Festivali Günlükleri: 4. Gün

HAKTAN KAAN İÇEL
2008'den beri sinema yazarlığını sürdürüyor.

    The Fence: Kör Karanlıkta Hesaplaşma

    önceki yazı

    Normal: Karlar Altında Neo-Western

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir