45. İstanbul Film Festivali’nin beşinci günü, seçkinin tonunu belirleyen çeşitliliğiyle dikkat çekiyor. Farklı coğrafyalardan gelen yapımların hem biçimsel hem de tematik anlamda sınırları zorladığı bu günde, sinemanın yalnızca bir anlatı aracı değil, aynı zamanda düşünsel bir alan olduğunu hatırlatan filmler öne çıkıyor. Günün programı, seyirciyi konfor alanından çıkaran sert anlatılardan, hafızayı ve kimliği sorgulayan deneysel işlere kadar geniş bir yelpaze sunarken; festivalin bu yılki ruhunu en net hissettiren duraklardan biri hâline geliyor.


Obsession

Obsession 45 İstanbul Film Festivali Günlükleri Gün 5 Arakat Mag Haktan Kaan İçelObsession, bağımsız korku sinemasının son yıllarda sıkça aradığı o taze enerjiyi yakalamayı başaran, küçük fikrini büyütmeyi bilen filmlerden biri. Yönetmen Curry Barker, basit görünen bir çıkış noktasını psikolojik gerilimle mizah arasında gidip gelen bir tona dönüştürerek, türün klişelerine bilinçli biçimde yaklaşmayı tercih ediyor. Film, ilk bakışta klasik bir takıntı hikâyesi gibi ilerlese de, seyircinin sürekli olarak beklentileriyle oynayan küçük yön değişimleri sayesinde anlatıyı diri tutuyor. Kamera kullanımı ve ritim ise korkunun ani patlamalar yerine rahatsız edici bir süreklilik hissi yaratmasını sağlıyor. Özellikle karakterlerin davranışları üzerinden kurulan gerilim, filmin ironik damarını giderek görünür hâle getiriyor.

Finaldeki Romeo and Juliet referansı ise yalnızca romantik bir gönderme değil; filmin muzip yanını açığa çıkaran ve beklenti dozajını ustalıkla yeniden ayarlayan bir anlatı hamlesi olarak yorumlanabilir. Bu tercih, hikâyeyi trajedi ile kara mizah arasında askıda bırakarak son anı beklenenden daha katmanlı hâle getiriyor. Nitekim Barker’ın en güçlü tarafı, korkuyu büyütmek yerine fikri büyütmesi; yani minimal bir hikâyeden yaratıcı yönler çıkarabilmesi oluyor.

Obsession, modern korku sinemasında biçimsel oyunbazlığın ve tür bilincinin hâlâ ne kadar üretken olabileceğini hatırlatan enerjik bir örnek olarak öne çıkıyor. Anlatı, ilişki filmlerinin cringe anlarını yeniden kodlayan yapısı ve fiziksel şiddetin ani patlamalarıyla seyircisini başarılı bir şekilde kontrol etmesiyle dikkat çekiyor. Günümüzde The Conjuring ile başlayan “lanetli obje” mitinin farklı bir kullanımına burada da rastlıyoruz. Ayrıca, film için W. W. Jacobs’nin 1902’de yazdığı Monkey’s Paw kısa öyküsünün modern bir uyarlaması desek yanılmayız.


Memory

Memory 45 İstanbul Film Festivali Günlükleri Gün 5 Arakat Mag Haktan Kaan İçelMemory; belgesel formunun sınırlarını zorlayan, hatırlama eylemini yalnızca tarihsel değil, estetik bir mesele olarak ele alan cesur bir çalışma. Film, kişisel hafıza ile kolektif belleğin birbirine karıştığı bir anlatı kurarken, klasik gözlemci belgesel dilinden bilinçli biçimde uzaklaşıyor. Hikâyesini aktarırken kullanılan sanat tasarımı öylesine güçlü ki, izleyici kendini zaman zaman Sovyet Rusya’nın şaşaalı stüdyo dönemine ait bir kurmaca filmin içinde hissediyor. Bu tercih, filmin yalnızca geçmişi anlatmakla yetinmeyip sinemanın kendi tarihine de açık bir selam göndermesini sağlıyor.

Yönetmen, belgesel gerçekliğini yeniden kurmaktan çekinmeyerek, hafızanın zaten başlı başına bir kurgu olduğunu ima ediyor. Özellikle mekân kullanımı ve ışık tercihleri, “hatırlanan” ile “yeniden yaratılan” arasındaki sınırı sürekli belirsizleştiriyor. İlginç olan, tüm bu stilize yaklaşımın filmin duygusal samimiyetini zayıflatmak yerine daha da güçlendirmiş olması.

Memory, tanıklık etmeyi pasif bir izleme deneyimi olmaktan çıkarıp seyirciyi hatırlama sürecinin aktif bir parçası hâline getiriyor. Bir belgesel olmasına rağmen yaratıcılık konusunda elini korkak alıştırmayan film, biçimsel cesareti sayesinde çağdaş belgesel sinemanın en özgün örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Sonuçta ortaya çıkan şey, geçmişi belgelemekten ziyade, hafızanın sinemayla nasıl yeniden üretilebileceğini gösteren şiirsel bir sinema denemesi oluyor.


Aisha Can’t Fly Away

Aisha Cant Fly Away Film Festivali Günlükleri Gün 5 Arakat Mag Haktan Kaan İçelAisha Can’t Fly Away, seyirciyi konfor alanından bilinçli biçimde çıkaran, son derece şaşırtıcı ve zorlayıcı bir deneyim sunuyor. Mısır’daki göçmenlerin istismar edildiği, sömürü düzeni içinde nefes alacak alanlarının giderek daraldığı bir dünyayı karakter odaklı bir suç anlatısı üzerinden kuruyor. Şiddetin kol gezdiği sokak atmosferi, yalnızca fiziksel bir tehlike yaratmakla kalmıyor; karakterin psikolojik sıkışmışlığını da görünür kılıyor. Film, toplumsal gerçekçilik ile neredeyse halüsinatif bir anlatı dili arasında gidip gelerek klasik suç sinemasının sınırlarını genişletiyor. Özellikle devekuşu metaforu, hikâyeye eklemlenen rüya sahneleri aracılığıyla karakterin kaçış arzusu ile gerçeklik arasındaki kırılmayı güçlü biçimde temsil ediyor.

Yönetmen, dramatik çatıyı ana karakterinin eylemleri üzerinden kurmasından kaynaklı, durumlara bir açıklama gereği duymuyor. Bu nedenle film, zaman zaman izleyiciden aktif bir sabır talep ediyor ve kolay tüketilebilir bir anlatı sunmuyor. Ancak tam da bu zorlayıcı yapısı sayesinde Aisha Can’t Fly Away, göçmenlik meselesini sloganlardan uzak, rahatsız edici derecede kişisel bir varoluş hikâyesine dönüştürüyor. Sonuçta film, izlenmesi kadar sindirilmesi de zaman isteyen, festival seçkilerinde uzun süre tartışılacak sert bir karakter çalışması olarak öne çıkıyor. Bu sene kaldırılmamış olsaydı bu filmi Mayınlı Bölge’de görebilirdik.


Late Fame

Late Fame 45 İstanbul Film Festivali Günlükleri Gün 5 Arakat Mag Haktan Kaan İçelKarakter odaklı bir “geç kalınmış ünlenme” hikâyesini anlatan Late Fame, aslında sanat üretiminin zamansızlığı üzerine kurulan melankolik bir düşünce egzersizi gibi işliyor. Film, yaş almış bir şairin yıllar sonra keşfedilmesi üzerinden başarı kavramını romantize etmek yerine, görünür olmanın yarattığı tuhaf yabancılaşmaya odaklanıyor. Başrolde yer alan Willem Dafoe, kariyerinin en içe dönük performanslarından biriyle karakterini neredeyse bedensel bir yorgunluk hissi üzerinden kuruyor. Yönetmen, edebiyat çevrelerinin kırılgan egolarını incelikli bir ironiyle resmederken filmin ritmini bilinçli biçimde ağır tutmayı tercih ediyor. Bu yavaşlık, kimi anlarda durağanlığa yaklaşsa da, karakterin geç kalmışlık hissini seyir deneyimine dönüştüren önemli bir tercih hâline geliyor.

Film, Greta Lee‘nin karakteri sayesinde gösteri sanatlarının da edebiyattan nasıl beslendiğini gözler önüne sererken; sosyal medya gençliğinin sahte entelektüelite tutkusunu da mercek altına almış. Bu açıdan, yönetmen insanların sıfır bilgiyle “olmuş” taklidi yaptığı yeni dünya düzenini de gözler önüne seriyor. Hikaye boyunca başarı ile anlam arasındaki mesafe giderek açılıyor; alkışın kendisi bile karakter için bir tür varoluş krizine dönüşüyor. Searching for Sugar Man’in izinden giden Late Fame, öncülünden ayrılarak sanat dünyasının yapaylığına dair bir taşlama olarak karşımıza çıkıyor.


Annem Hakkında

Annem Hakkında Film Festivali Günlükleri Gün 5 Arakat Mag Haktan Kaan İçelSoner Sert’in yeni filmi Annem Hakkında, ilk filminin yolundan giderek tiyatroyu andıran bir metinle karşımıza çıkıyor. Ancak ilk filmde komedi sularında ilerleyen yönetmen, teatral metnini filmin içindeki kurguya yedirebiliyordu. Aynı formülü dram üzerine uyguladığında gömlek birkaç beden bol geliyor. Ne diyaloglar oyuncuların ağzına oturuyor ne de senaryo seyirciyi ikna edebiliyor.

Özellikle kaosa sırtını dayayan mizansenleri, çiğ bir sinematografi ile birleşince kısa filmci zihniyetiyle ortaya çıkan bir uzun metraj filmi karşımıza çıkıyor. Hikaye uzadıkça problemleri artıyor; abartılı oyuncu performansları ise filmle bağ kurmayı zorlaştırıyor. Annem Hakkında bir yol hikayesi olarak tasarlanıp, aile yüzleşmesi filmine dönerken; her sahnesinde maalesef dökülüyor. Maalesef ki bu yılın zayıf festival filmlerinden biri haline geliyor.


Haktan Kaan İçel’in diğer yazılarına ulaşmak için buraya tıklayınız.

Daha fazlası için bizi Youtube, X ve Instagram aracılığıyla takip edebilirsiniz.

45. İstanbul Film Festivali Günlükleri: 4. Gün

45. İstanbul Film Festivali Günlükleri: 3. Gün

HAKTAN KAAN İÇEL
2008'den beri sinema yazarlığını sürdürüyor.

    Obsession: Arzu, Aşk ve Lanet Arasında

    önceki yazı

    The Fence: Kör Karanlıkta Hesaplaşma

    sonraki yazı

    Yorumlar

    Leave a reply

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Bunlar da ilginizi çekebilir